<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903</id><updated>2012-01-16T00:00:42.231-08:00</updated><category term='Ahmet Ünal ÇAM'/><title type='text'>kıssadan hisse....</title><subtitle type='html'>'Anlayana sivrisinek saz,Anlamayana davul zurna az'</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>77</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7991741536350909931</id><published>2012-01-16T00:00:00.001-08:00</published><updated>2012-01-16T00:00:42.238-08:00</updated><title type='text'>Bir zamanlar...</title><content type='html'>Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.&lt;br /&gt;Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her ...olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi:&lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!"&lt;br /&gt;Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.&lt;br /&gt;Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu.&lt;br /&gt;Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.&lt;br /&gt;Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. "Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü birşeydi."&lt;br /&gt;"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. "Bunda da bir hayır var."&lt;br /&gt;"Ne diyorsun Allah aşkına?"&lt;br /&gt;diye hayretle bağırdı kral. "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."&lt;br /&gt;"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?" Ve sonrasını düşünsene?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7991741536350909931?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7991741536350909931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7991741536350909931&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7991741536350909931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7991741536350909931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2012/01/bir-zamanlar.html' title='Bir zamanlar...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6620433168178405364</id><published>2011-11-28T04:06:00.000-08:00</published><updated>2011-11-28T04:06:20.085-08:00</updated><title type='text'>DEĞERİNİ BİLMEK</title><content type='html'>Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ” Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Mürit teşekkür edip çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gidir: Buna ne verirsiniz?” diye sorar Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantıya nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Mürit sorar: Siz ne veriyorsunuz?”  “Ne istiyorsan veririm.” Mürit, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olur bunu bana sat.&lt;br /&gt;Dükkânımı,  evimi,  hatta arsalarımı vereyim.” Mürit emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.&lt;br /&gt;Şeyhinin yanına dönen mürit büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır.&lt;br /&gt;Şeyh sorar: “Bundan ne anladın?”&lt;br /&gt;Müridin verdiği cevap çok doğrudur: “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6620433168178405364?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6620433168178405364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6620433168178405364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6620433168178405364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6620433168178405364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2011/11/degerini-bilmek.html' title='DEĞERİNİ BİLMEK'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6990050290343605914</id><published>2011-11-28T04:03:00.003-08:00</published><updated>2011-11-28T04:03:41.011-08:00</updated><title type='text'>DEDİKODU</title><content type='html'>Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, "Sorun nedir?" diye sormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlardan biri diğerine işaret ederek,"O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki hemen atılmış: "Üzgünüm... Böyle olsun istememiştim. Tüm söylediklerimi geri alıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaa... bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?" diye söze katılmış bilge,&lt;br /&gt;"Yarın köy meydanına kuş tüyü yastığınla gel."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nasıl yani?..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dediğimi yaparsan anlayacaksın. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün köy meydanında buluşmuşlar. Bilge, adamın eline bir makas vermiş ve yastığı kesip içindeki tüyleri boşaltmasını söylemiş. Yastıktan boşalan tüyler rüzgârla birlikte etrafa savrulunca, "Şimdi," demiş bilge,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunlarınhepsini toplayıp bana getir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam saşkınlıkla, "Ama bu mümkün değil!" diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;"Baksanıza, duvarların ardındaki bahçelere kadar savruldular. Öyle geniş bir alana yayıldılar ki, bunların hepsini toplamak imkânsız..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tıpkı başkalarının hakkında sarf ettiğin sözler gibi" demiş bilge,&lt;br /&gt;"Yaptığın dedikoduların nerelere, ne kadar uzak mesafelere kadar gittiğini ve nelere sebep olduğunu bilebilir misin, söylesene?.."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6990050290343605914?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6990050290343605914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6990050290343605914&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6990050290343605914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6990050290343605914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2011/11/dedikodu.html' title='DEDİKODU'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6739076188466048148</id><published>2011-07-12T04:41:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T04:41:07.634-07:00</updated><title type='text'>ÖLÜM VAR ÖLÜM</title><content type='html'>Adamın biri çalıştı çabaladı, hatırı sayılır bir varlık sahibi oldu. Sonra kafasını ölüme taktı. Ölümsüzlüğün var olabileceğine kendini inandırdı. Sordu, soruşturdu. Ne yaparsa, nereye giderse ölümsüzlüğe ulaşabileceğini araştırdı. Kimisi bir kuyunun suyundan, kimisi bir gölden söz etti. Bazılarına göre de çok uzak bir diyarda öyle bir ağaç vardı ki, bu ağacın meyvesinden yiyen o anda ölümsüz oluyordu. Adam bütün bu bilgileri toparladı ve kendisine ölümsüzlük getirecek suyu ya da meyveyi bulmak üzere yola koyuldu. Diyar diyar dolaştı. Hiçbir şey bulamadı. Ama bıkmadı, usanmadı. Dolaşmaya, aramaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, soluklanmak için bir ağacın gölgesinde dinlenirken karşıdan saçı sakalı bembeyaz ama zinde bir adamın geldiğini gördü. Selamlaştılar. Adam yanına oturmak için izin istedi. Oturdu ve nereden gelip nereye gittiği sordu. Ölümsüzlüğü arayan adam bütün hikâyesini anlattı. Dolaştığı diyarları, kendisini ölümsüz kılacak suyu ya da meyveyi bulabileceğini sanarak uğradığı bütün köyleri sıraladı. Yaşlı adam dinledi, sonra "İnşallah bulursun. Ben de senin gittiğin yöne gidiyordum, istersen birlikte yürüyelim" dedi. Adam bu teklifi kabul etti ve yola koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmak üzereyken bir köye ulaştılar, ilk kapıyı çaldılar. Ev halkı ikisini çok iyi karşılayıp ellerinde ne varsa ikram etti. Evde hoşsohbet bir dede vardı. Uyumaları için bu dedenin odasına yataklar serildi, iki konuk ve dede yataklarına yattılar. Sabaha karşı ölümsüzlüğü arayan adam bir ses duydu, ne olduğunu anlamadı, tekrar uyudu. Sabah olup uyandığında yol arkadaşı olan yaşlı adamın uyumakta olduğunu gördü ama hoşsohbet dede ölmüştü. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı. Ölümsüzlüğü arayan adam çok korktu. Ölüm çok yakınına gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adamla birlikte o köyden ayrılıp yollarına devam ettiler. İkinci günün sonunda bir başka köye ulaştılar. Bu kez kapısını çaldıkları evin halkı kendilerini hiç de iyi karşılamadı. Onları içeri almak istemediler, sonra aldılar fakat doğru dürüst yemek vermediler. Yatmaları için gösterdikleri odada uzun süredir hasta olan evin dedesi bulunuyordu. Dede konukları görünce homurdandı. Ölümsüzlüğü arayan adam uykusunun arasında yine hırıltılar, iniltiler duydu. Sabah uyandığında dedenin ölmüş olduğunu gördü. Yüzünde bir dehşet ifadesi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar yola çıktıklarında yol arkadaşına döndü, "Gördün mü, ölüm ne kadar yakınımda diye yakındı. Yaşlı yol arkadaşı onu kolundan tuttu, durdurdu ve yavaşça konuştu: "Evet ölüm çok yakınında, çünkü ölüm benim. Ölümden kurtuluşun, kaçışın yok. Daha kaçabilen olmadı. Seninle kaldığımız iki evdeki ihtiyarların zamanı gelmişti, ben de onların canlarını aldım. Ama görmüşsündür; birisi huzur içinde öldü, diğeri ise acılar içinde, dehşet içinde. Yaşadıkları hayat farklıydı, farklı şekilde öldüler. Şimdi sen de doğruca evine git. Daha zamanın gelmedi ama ölümü nasıl karşılayacağına sen kendin karar ver, ona göre bir hayat yaşa." İhtiyar yürüyüp gitmeden, ölümsüzlüğü arayan adama son kez döndü, "Nasıl yaşarsan öyle ölürsün" dedi ve uzaklaştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6739076188466048148?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6739076188466048148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6739076188466048148&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6739076188466048148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6739076188466048148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2011/07/olum-var-olum.html' title='ÖLÜM VAR ÖLÜM'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2800346651823966189</id><published>2010-03-05T10:54:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T10:55:42.244-08:00</updated><title type='text'>Hayat Aceleye Gelmez</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTpi4SCaI/AAAAAAAAIbI/LYVXfbiANQo/s1600-h/17245_281629459414_597594414_3289887_410204_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 135px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTpi4SCaI/AAAAAAAAIbI/LYVXfbiANQo/s200/17245_281629459414_597594414_3289887_410204_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445225397670250914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Yillar once cok uzaklarda bir adam varmis. Bu&lt;br /&gt;adam calismak amaci ile cok uzaklara gitmis ve&lt;br /&gt;yillarca calismis. Sonunda memlekete donme&lt;br /&gt;zamani gelmis. Bu calisma surecinde toplam&lt;br /&gt;3000akce biriktirmis ve evinin yolunu tutmus.&lt;br /&gt;Evine dogru giderken yolu buyuk bir sehirden&lt;br /&gt;gecmis.&lt;br /&gt;Yolda yururken kose basinda birisi "bir nasihat&lt;br /&gt;bin akce, bir nasihat bin akce " diye&lt;br /&gt;bagiriyorus. Adam dusunmus: "nasil olur, bir&lt;br /&gt;nasihati bin akceye satarlar, ben yillarca&lt;br /&gt;calistim ve sadece 3000akce biriktirdim"* &lt;br /&gt;*Bu ise pek akli ermemis ama merak iste ,&lt;br /&gt;duramamis ve adama bin akce verereko nasihati&lt;br /&gt;satin amis.* &lt;br /&gt;*Nasihat : " KADERDE NE VARSA O CIKAR "* &lt;br /&gt;*Ve yoluna devam etmis...* &lt;br /&gt;*Ilerde yine kose basinda baska bir adam&lt;br /&gt;bagiriyormus " bir nasihat, bin akce " diye.&lt;br /&gt;Adam yine dayanamamis bin akcede verip o&lt;br /&gt;nasihatide satin almis.* &lt;br /&gt;*Ikinci nasihatte : "GONUL KIMI SEVERSE GUZEL&lt;br /&gt;ODUR "* &lt;br /&gt;*Son kalan bin akcesiyle yoluna devam etmis. Tam&lt;br /&gt;sehrin cikisinda yine kose basinda bir adam bi&lt;br /&gt;nasihati bin akceye satiyormus. Adam bir paraa&lt;br /&gt;bakmis, birde nasihati satan sahsa, dayanamamis&lt;br /&gt;ve kalan son akcesiyle de o nasihati satin&lt;br /&gt;almis.* &lt;br /&gt;*Son nasihatta : " HIC BIR IS ACELEYE GELMEZ. "* &lt;br /&gt;*Parasiz , yoluna devam etmis.* &lt;br /&gt;*Sehrin cikisinda buyuk bir toplulukla&lt;br /&gt;karsilasmis, topluluk telas icerisindeymis.&lt;br /&gt;Yaklasmis ve oradakilerden birine neler oldugunu&lt;br /&gt;sormus. Oradan birisi soyle aciklamis. Demis ki&lt;br /&gt;: burada sehrin tum su ihtiyacini kasilayan bir&lt;br /&gt;kuyu var ama kuyunun icinde de canavar var.&lt;br /&gt;Canavar suyu tutmus, gondermiyor. Asagiya kim&lt;br /&gt;indiyse bir turlu cikamadi. Simdi herkes&lt;br /&gt;korkuyor asagiya inmeye ... * &lt;br /&gt;*Adam dusunmus ve ilk satin aldigi nasihat aklina&lt;br /&gt;gelmis. Kaderde ne varsa o cikar. Asagi inmeye&lt;br /&gt;karar vermis. Aslinda bu nasihatlari herkes&lt;br /&gt;bilir, ama uygulayabilmemiz icin belli bir bedel&lt;br /&gt;odememiz gerekiyor. Inince canavar adami hemen&lt;br /&gt;yakalamis ve yerine goturmus.* &lt;br /&gt;*Demiski : "buraya gelenlerin hepsine bir soru&lt;br /&gt;sordum ve bilemediler. Eger sen bilirsen seni&lt;br /&gt;serbest birakirim. "* &lt;br /&gt;*Bir dizine sarisin dunya guzeli bir kadin ,&lt;br /&gt;diger dizine de kurbaga koymus ve soyle bakalim&lt;br /&gt;hangisi guzel? demis* &lt;br /&gt;*Adam dusunurken birden aklina ikinci aldigi&lt;br /&gt;nasihat gelmis ve " gonul kimi severse guzel&lt;br /&gt;odur " demis.* &lt;br /&gt;*Bu cevap canavarin cok hosuna gitmis. Zira&lt;br /&gt;canavar kurbaganin gozlerine asIkmis. Adami&lt;br /&gt;salmis ve suyu birakmis. Almislar krala&lt;br /&gt;goturmusler adami ve agirliginca altin&lt;br /&gt;vermisler. * &lt;br /&gt;*Adamimiz yoluna devam etmis ve nihayet evine&lt;br /&gt;varmis. Evinin camindan iceri bakmis. Birde ne&lt;br /&gt;gorsun, karisi genc birisi ile dizdize oturuyor.* &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hemen kilicini cekmis ve tam iceri girerken&lt;br /&gt;ucuncu nasihat aklina gelmis. "Hicbir is aceleye&lt;br /&gt;gelmez "* &lt;br /&gt;*Kilici kinina koymus ve iceri girmis.* &lt;br /&gt;*Hosbesten sonra karisina o genci sormus.* &lt;br /&gt;*Kadin da : " Bey sen gittiginde ben hamileydim&lt;br /&gt;ve bir oglumuz oldu, bu genc senin oglun "&lt;br /&gt;demis.*&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2800346651823966189?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2800346651823966189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2800346651823966189&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2800346651823966189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2800346651823966189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2010/03/hayat-aceleye-gelmez.html' title='Hayat Aceleye Gelmez'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTpi4SCaI/AAAAAAAAIbI/LYVXfbiANQo/s72-c/17245_281629459414_597594414_3289887_410204_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2278079231812097098</id><published>2010-03-05T10:51:00.000-08:00</published><updated>2010-03-05T10:53:13.734-08:00</updated><title type='text'>Hayatın Anlamı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTECL68PI/AAAAAAAAIbA/Wv_tsn5QIXo/s1600-h/birkatre.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTECL68PI/AAAAAAAAIbA/Wv_tsn5QIXo/s200/birkatre.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445224753239093490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hayatın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü... Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra, yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu: "Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz... Onlar nerede?" Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?" Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu: "Ama görüyorsunuz.... Ben yolcuyum.""Ben de öyle, yavrum" dedi... Ünlü bilge, hak verircesine güldü: "Ben de öyle.”&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Hikâyeden çıkartılan dersler:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-YOLCU OLDUĞUNU BİLEN HER DAİM MÜTEVAZIDİR. &lt;br /&gt;-GURURA, KİBİRE KAPILMAZ. &lt;br /&gt;-KENDİNİ DİĞER İNSANLARDAN ÜSTÜN GÖRMEZ. &lt;br /&gt;-KALB KIRMAZ. &lt;br /&gt;-ÇALIP ÇIRPMAZ. &lt;br /&gt;-SAHİP OLDUKLARINA BUNLAR BENİMDİR DEMEZ. &lt;br /&gt;-SADECE BELLİ BİR SÜRE İÇİN YANIMDADIR EMANETTİR DER. &lt;br /&gt;-ZAMANI GELİNCE EMANETLERİ BIRAKIR KABİR KAPISINA İKİ METRE KEFENLE GİDER&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2278079231812097098?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2278079231812097098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2278079231812097098&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2278079231812097098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2278079231812097098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2010/03/hayatn-anlam.html' title='Hayatın Anlamı'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/S5FTECL68PI/AAAAAAAAIbA/Wv_tsn5QIXo/s72-c/birkatre.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6370411734254315376</id><published>2009-12-13T13:29:00.000-08:00</published><updated>2009-12-13T13:32:20.380-08:00</updated><title type='text'>ACELE KARAR VERMEYİN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SyVdWAnQ-4I/AAAAAAAAHaw/waIOPUgOSfA/s1600-h/prod_382_32329.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SyVdWAnQ-4I/AAAAAAAAHaw/waIOPUgOSfA/s200/prod_382_32329.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414836759686085506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. &lt;br /&gt;"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş. "Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."&lt;br /&gt;Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. &lt;br /&gt;"Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." &lt;br /&gt;"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. &lt;br /&gt;Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?" &lt;br /&gt;Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden "Bu herif sahiden geri zekâlı" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. "Bir kez daha haklı çıktın" demişler. &lt;br /&gt;"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. &lt;br /&gt;"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın&lt;br /&gt;kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. &lt;br /&gt;Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun ortaya çıktı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." &lt;br /&gt;"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. &lt;br /&gt;Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. &lt;br /&gt;Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6370411734254315376?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6370411734254315376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6370411734254315376&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6370411734254315376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6370411734254315376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/12/acele-karar-vermeyin.html' title='ACELE KARAR VERMEYİN'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SyVdWAnQ-4I/AAAAAAAAHaw/waIOPUgOSfA/s72-c/prod_382_32329.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7003316760618083259</id><published>2009-12-08T14:21:00.000-08:00</published><updated>2009-12-08T14:22:07.517-08:00</updated><title type='text'>BÜYÜ</title><content type='html'>"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona "senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke daha çok kazanıyorum sanarken dostluk ipliğini koparmasaydın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7003316760618083259?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7003316760618083259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7003316760618083259&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7003316760618083259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7003316760618083259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/12/buyu.html' title='BÜYÜ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5234583893737140467</id><published>2009-11-04T14:40:00.001-08:00</published><updated>2009-11-04T14:41:20.717-08:00</updated><title type='text'>HAMAL KISSASI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SvIDC5DCM9I/AAAAAAAAHTM/XLdTe8aOFbA/s1600-h/20_298kapakgorsel_sa.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 142px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SvIDC5DCM9I/AAAAAAAAHTM/XLdTe8aOFbA/s200/20_298kapakgorsel_sa.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400382251378815954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar... Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk, bu nedenle taşınacak yüklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu...&lt;br /&gt;Yanımdaki hamalla yola çıktık.&lt;br /&gt;İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği...&lt;br /&gt;Diyordum ki içimden 'Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..' Nitekim çok geçmeden dedi ki:&lt;br /&gt;'Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...&lt;br /&gt;'Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!..' Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü.&lt;br /&gt;Salarken yükünün ipini 'Sen de dinlen hadi' dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe.&lt;br /&gt;Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum.O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.&lt;br /&gt;Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... 'Yükünü indirip sen de dinlen', demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım...&lt;br /&gt;Sonra yine durdu. Bana da 'dinlenmemi' söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra 'dinlenelim mi' diye sordu, aksi aksi başımı salladım...&lt;br /&gt;Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı.&lt;br /&gt;Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;'Hadi kalk, dedi. Bana yaslan.&lt;br /&gt;Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz.' Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. 'Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait...&lt;br /&gt;Halbuki bir yükü 'taşımak' bizim işimiz, 'altında ezilmek' değil!.. Unutma ki bir yük , taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle...&lt;br /&gt;Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil.&lt;br /&gt;Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5234583893737140467?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5234583893737140467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5234583893737140467&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5234583893737140467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5234583893737140467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/11/hamal-kissasi.html' title='HAMAL KISSASI'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SvIDC5DCM9I/AAAAAAAAHTM/XLdTe8aOFbA/s72-c/20_298kapakgorsel_sa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2671702241086474054</id><published>2009-11-02T14:21:00.000-08:00</published><updated>2009-11-02T14:22:47.692-08:00</updated><title type='text'>Hayırsız EvLatLar İçin..</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bsTHlZcI/AAAAAAAAHS0/XBakvECMBSQ/s1600-h/628_1L.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 198px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bsTHlZcI/AAAAAAAAHS0/XBakvECMBSQ/s200/628_1L.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5399635294844970434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar adam, tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Oturduğu evin tapusunu çocuğunun üzerine kaydettirmişti. İçinden "Ölümlü dünya" diye geçirdi. "Biz öldükten sonra oğlumun birçok işlemle uğraşması gerekmeyecek. Neden eziyet çeksin yavrum!" &lt;br /&gt;Ömer''in kendisini neredeyse zorla doktora götürüşünü hatırladı. "Kerata, amma da ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar ziyaretime de gelse ya." &lt;br /&gt;Eve döndüğünde, karısı onu karşıladı. Biraz durgun gibiydi. Adam, koltuğa oturdu, koynundaki tapu kâğıdını çıkardı, "Bu nedir biliyor musun hanım?" diye sordu. Ve cevabını beklemeden anlattı: "Yarın ne olacağı bilinmez, vademiz gelir de ölürsek oğlumuz uğraşmasın diye, evin tapusunu onun üzerine yaptım." &lt;br /&gt;Eşi adeta fısıldadı: &lt;br /&gt;- Ömer de bugün gelmişti... Öğleden önce. &lt;br /&gt;- Öyle mi, vay hayırsız. Demedin mi uzun zamandır niye görünmüyorsun diye. &lt;br /&gt;Kadın, kocasını dinlemiyor gibiydi. Masadaki kâğıdı gösterdi, "Bunu getirmiş" dedi. Sesi titriyordu. Yaşlı adam, masaya uzandı, kâğıdın bir mahkeme kararı olduğunu gördü. İçinden yavaş yavaş okudu: " Yaşı ilerlediği ve muhakemesi yerinde olmadığı doktor raporuyla tesbit edildiği için, taşınır taşınmaz varlıklarının, resmi vârisi oğlu Ömer tarafından idaresine karar verilmiştir." Mahkeme kararı, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Oğlunun neden kendisini ısrarla doktora götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak, "3 senedir uğramadık; köydeki ev acaba nasıldır?" diye sordu eşine. &lt;br /&gt;- Canım ne olacak bir günde temizlerim ben, cevabını verdi kadın. &lt;br /&gt;- O evde dizlerin üşürdü senin. &lt;br /&gt;İhtiyar kadın, daralan göğsüne hafifçe elleriyle bastırdı. "Yüreğimin üşümesi daha kötü" diye düşündü. Kocasına, "Merak etme üşümem, üşümem" cevabını verdi.&lt;br /&gt;Adam, tapuyu karısına uzattı. "Oğlan geldiğinde aramasın, görülebilecek bir yere koy" dedi.&lt;br /&gt;Kadın, telâşla hazırlanıyordu. Fotoğrafları duvardan toplarken, oğlununkine bir an baktı; aldı; sonra çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kâğıtların üzerine ters olarak bıraktı. En son duvardaki küçük bir patiği aldı, öptü; bu, büyük torununa ördüğü, ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patikti. Çantaya fotoğrafların yanına koydu... Mavi patik gözyaşlarıyla ıslanmıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2671702241086474054?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2671702241086474054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2671702241086474054&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2671702241086474054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2671702241086474054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/11/hayrsz-evlatlar-icin.html' title='Hayırsız EvLatLar İçin..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/Su9bsTHlZcI/AAAAAAAAHS0/XBakvECMBSQ/s72-c/628_1L.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2821166683414841272</id><published>2009-10-09T10:39:00.001-07:00</published><updated>2009-10-09T10:39:51.599-07:00</updated><title type='text'>Muhiddin Arabî</title><content type='html'>Muhiddini Arabî bir dağa çıkıp:&lt;br /&gt;-Sizin taptıklarınız benîm ayağımın altındadır; diye bağırmaya başladı. Bu söz üzerine zamanın uleması Muhiddin Arabi'nin (Allah benim ayağımın altındadır) dediğine hükmederek küfrüne; kail oldular ve idamına hükmettiler. Kabrini bile belli bir yere değil bir dağa yaptılar. Fakat Muhiddin Arabî Hazretleri bir sözünde:&lt;br /&gt;- İza dehaleşşini ilâşşın, zahara kabr-i Muhiddin (Sin sına girdiği zaman Muhiddin'in kabri ve muradı anlaşılır) demişti.&lt;br /&gt;Aradan asırlar geçti. Yavuz Sultan Selim Han Şam'ı fethetti. Orada bu hadiseyi duyup Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu sordu. Kimse Muhiddin-i Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu bilmiyordu&lt;br /&gt;Dağda koyun otlatmakta olan çobanlara kadar Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu soruyor fakat kimseden mutmain bir cevap alamıyordu. Sadece çobanın bir tanesi:&lt;br /&gt;— Efendim dedi, ben kabrin nerede olduğunu bilmiyorum. Fakat şurada bir yer var ki, oradan ne koyunların birisi bir ot yer ne de oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider, dedi. Bunun üzerine Sultan Selim, oranın Muhiddin Arabi'nin kabri olduğuna karar verip kazdırdı. Baktılar ki, cesedleri olduğu gibi duruyor. Oraya muhteşem bir türbe yaptırdı. Sonra O'nun niçin İdam edildiğini sordu.&lt;br /&gt;Oradakiler:&lt;br /&gt;— Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır, dediği için idam edildiğini söylediler.&lt;br /&gt;Bu defa; Sultan Selim Han, bu sözü nerede söylediğini araştırıp orayı da buldu. Orayı kazmalarını emretti. Kazdıklarında oradan bir küp altının çıktığını gördüler. Yavuz Sultan Selim şöyle söyledi:&lt;br /&gt;- Hazreti Peygamberimiz, zamanın küfür meclislerine binaen «Dininiz paranız, kıbleniz kadınlarınız» buyurmadı mı? İşte Muhiddin-i Arabî de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama, o zaman bunu kimse anlayamamış ve Muhiddin'i haksız yere idam etmişler, buyurdu. Böylece Muhiddin-i Arabi'nin iki kerameti birden zuhur etmiş oluyordu; biri paranın yerini bildirmesi, biri de Yavuz'un gelip hadiseyi aydınlığa kavuşturması...&lt;br /&gt;Muhiddini Arabî H. 638 (M. 1240)'da vefat etmiş ve Şam'ın Kasyon dağına defnedilmiştir.&lt;br /&gt;Muhiddin-i Arabi idam edilmeden önce hücreye atıldığında aynı hücrede bir kişi daha vardı. Araların da şöyle bir konuşma geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- ya imam sana üç şey sormak istiyorum.&lt;br /&gt;- Sor bakalım.&lt;br /&gt;- Sabır nedir?&lt;br /&gt;- Ben şimdi nazar etsem şu kapılar teker teker açılır ve ben çıkar giderim.&lt;br /&gt;Dedi ve kapılar açılmaya başladı.&lt;br /&gt;- Fakat ben Allah c.c un beni bu şekilde imtahan etmesine tahammülüm sabırdır dedi.&lt;br /&gt;- Peki kanaat nedir?&lt;br /&gt;- Ben şimdi nazar etsem şu yerdeki çakıl taşları altın ve gümüş olur dedi&lt;br /&gt;Ve yerdeki çakıl taşları altın gümüş olmaya başladı.&lt;br /&gt;- benim şu anda ne lambamda yakacak yağım nede yiyecek ekmeğim var ben ise bu halime şükrediyor ve sabrediyorum işte bu kanaattir&lt;br /&gt;- peki fütüvvet (delikanlılık) nedir.&lt;br /&gt;- Bu soruna yarın cevap vereyim diyor ve uyuyorlar.&lt;br /&gt;- Soruyu soran zat rüyasında mahşerin kurulup herkesin hesaba çekildiğini görüyor. Muhiddin-i Arabi nin yanına gelen melekler şu müjdeyi veriyor sana azda olsa muhabbeti olan kişileri Allah c.c cennetine koydu diyor. Fakat Muhiddin-i Arabi dua etmeye başlıyor.&lt;br /&gt;- Yarabbi ben sadece bana muhabbeti olanların değil. Beni sevmeyenlerinde cennete girmelerini istiyorum diye dua ediyor ve o zata dönerek.&lt;br /&gt;- İşte fütüvvet (delikanlılık) budur diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah şefaatlerine nail eylesin. İnşallah dualarımızda bizlerde böyle cömert olalım ki Peygamber efendimiz sav inde buyurduğu gibi “ duasında cömert olmayanın yapmış olduğu duanın Allah katında değeri yoktur”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2821166683414841272?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2821166683414841272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2821166683414841272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2821166683414841272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2821166683414841272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/10/muhiddin-arabi.html' title='Muhiddin Arabî'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6445140158177836462</id><published>2009-08-26T14:42:00.001-07:00</published><updated>2009-08-26T14:42:55.440-07:00</updated><title type='text'>kıssadan hisse-1</title><content type='html'>Günün birinde kis gelince sicak ülkelere gitmek istemeyen bir minik serçe varmis. Havalar sogumaya baslayinca minik sereçenin tüm arkadaslari sicak ülkelere gitmisler fakat bizim minik serçe gitmemis.   Havalar öyle sogumus ki minik serçe soguktan donmak üzereyken o da sicak ülkelere uçmaya karar vermis ve sicak ülkelere dogru uçmaya baslamis. Ama hava öyle sogukmus ki minik serçe uçarken soguktan kanatlari donmus ve bir tarlanin ortasina düsmüs. Minik serçe tam sonunun geldigini düsünürken&lt;br /&gt;oradan geçen bir inek üzerine pislemis. Minik serçe bu tezegin sicakligiyla tekrar canlanmos ve civildamaya baslamis. Minik serçenin sesini duyan bir kedi minik serçeyi tezegin içinden çikartip temizlemis ve bir güzel yemis.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  BU HIKAYEDEN ÇIKARTILACAK DERSLER:&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;1- Senin kafana eden herkez düsmanin olmak zorunda degildir.&lt;br /&gt;2- Seni pisliğin içinden çikartan herkez de dostun olmak zorunda degildir.&lt;br /&gt;3- Pisliğin içinde rahat ve mutlu isen sesini çikarma&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6445140158177836462?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6445140158177836462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6445140158177836462&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6445140158177836462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6445140158177836462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/08/kssadan-hisse-1.html' title='kıssadan hisse-1'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5491663494495207125</id><published>2009-08-26T14:38:00.001-07:00</published><updated>2009-08-26T14:38:55.321-07:00</updated><title type='text'>HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR</title><content type='html'>Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi: &lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!" &lt;br /&gt;Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki her zamanki sözünü söyledi: &lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var!" &lt;br /&gt;Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" &lt;br /&gt;Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler. Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı. &lt;br /&gt;"Haklıymışsın!" dedi. &lt;br /&gt;"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi" &lt;br /&gt;"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı. &lt;br /&gt;"Bunda da bir hayır var" &lt;br /&gt;"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral. &lt;br /&gt;"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir" &lt;br /&gt;"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi?" &lt;br /&gt;Ve sonrasını düşünsene?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5491663494495207125?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5491663494495207125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5491663494495207125&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5491663494495207125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5491663494495207125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/08/her-iste-bir-hayir-vardir.html' title='HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4211595503666385522</id><published>2009-08-20T02:34:00.000-07:00</published><updated>2009-08-20T02:35:19.625-07:00</updated><title type='text'>BU DA GEÇER</title><content type='html'>Bir gün bir Kral, emrindeki bilge adamları çağırır ve sorar:&lt;br /&gt;“Bana öyle bir cümle bulun ki, her durum yer ve zamanda geçerli olsun. Hiçbiriniz yanımda olmadığında da bana yardım etsin, yol göstersin. Böyle bir cümle var mı?”&lt;br /&gt;Kralın bu sorusu karşısında bütün bilgeler derin düşüncelere dalar. Her durumda, her yerde geçerli olan bir cümle… Her neşe, üzüntü, yenilgi, zafer durumunda… Bilgeler uzun uzun düşünürler. Aralarında tartışıp hem üzüntüde, hem telaş hem sevinçte, her yenilgi ve kazançta geçerli olabilecek cümlenin ne olabileceğini bulmaya çalışmışlar. Yaşlı bir bilge hepsinin aklına yatan bir cümle söyler. Cümleyi bir kağıda yazıp Kral’a verirler. Sadece çok tehlikeli bir durumda açmasını söylerler. Merak etse de Kral, kağıdı yalnız ve tehlikedeyken açacağına söz vererek elmas yüzüğünün altına yerleştirir.&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra komşuları Kral’ın ülkesine saldırır. Beklenmeyen ve tüm komşuların birleşip gerçekleştirdiği saldırı o kadar güçlüdür ki, kahramanca savaşmasına karşın Kral’ın ordusu yenilir. Düşmanın Kral’ı esir almak üzere saraya yaklaştığını gören adamları, Kral’ı atına atlaıyıp kaçması için ikna ederler. Arkasındaki ordudan kaçan Kral atını uzaklara sürer ve kendini ormanın derinliklerinde bulur. Derken, yolun bittiğini görür, yolun sonu derin bir uçuruma açılır. Geri de dönemez, çünkü arkasındaki atlılar, sesleri duyulacak kadar yakındır. Telaş içinde ölümünü beklerken aklına yüzüğündeki kağıt gelir. Yalnız ve tehlikede olduğu için kağıdı açabilecektir ve o da öyle yapar.&lt;br /&gt;Kağıtta şu küçük ama etkili cümle yazıyormuş: Bu da geçer. Kral cümleyi defalarca okur ve anlar. Vadiden ileriye, bir kaç gün öncesine kadar kendisinin, ülkesinin olan topraklara bakarak düşünür:  “Bu güzellik şimdi yok, evet her şey geçer. Bu geçtiyse, tehlike de geçecektir!” Gördüğü manzaranın güzelliğini izleyerek rahatlar takibindeki düşmanları unutur. Bir kaç dakika sonra farkeder ki atlıların sesleri gelmiyor. Düşmanın yanlış tarafa yöneldiğini ve kurtulduğunu anlar.&lt;br /&gt;Cesur Kral ordusunu yeniden toplar ve düşmanlarla savaşarak ülkesini geri kazanır. Halk mutluluk içinde festivaller düzenler. Kral zaferi kazanıp ülkesine vardığında başına her köşeden, her evden çiçekler atılarak karşılanır. İnsanlar dansedip şarkılar söyleyerek kutlama yaparken Kral düşünür; “Ben en cesur ve güçlü kralım. Beni yenmek kolay değil!” Bütün bu kutlamalar egosunu kabartır. Birden yine elmas yüzüğünü hatırlar. Kağıdı yeniden açarak okur: Bu da geçer.&lt;br /&gt;Sessizce düşünür, yüzü tamamen değişir; egoist yüzü, alçakgönüllü bir bakışla değişir. &lt;br /&gt;Eğer geçecekse, senin değildir.&lt;br /&gt;Yenilgi de senin değildi, zafer de.&lt;br /&gt;Sen sadece izleyicisin. Her şey geçer.&lt;br /&gt;Hayat gelir geçer, mutluluk gelir geçer, acı da.&lt;br /&gt;Biz izleyiciyiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4211595503666385522?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4211595503666385522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4211595503666385522&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4211595503666385522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4211595503666385522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/08/bu-da-gecer.html' title='BU DA GEÇER'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1322091460648442403</id><published>2009-07-02T14:17:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T14:18:55.743-07:00</updated><title type='text'>Her Kab İçindekini Yansıtır</title><content type='html'>Nefsinin esiri olan kimseler, huzurun ne olduğunu ve nerede bulunduğunu bilmezler ve kıymetini de anlayamazlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sa’di-i Şirazi hazretleri şöyle bir hikaye anlatır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hükümdarın acemi bir kölesi vardı. &lt;br /&gt;Bir gün bu köle ile gemiye binmişti. Köle o zamana kadar hiç &lt;br /&gt;gemiye binmemiş ve deniz görmemişti. &lt;br /&gt;Gemi yolculuğunun birtakım sıkıntıları ve zorlukları vardı. Köle, &lt;br /&gt;gemi limandan ayrıldığı andan itibaren titremeye başladı. &lt;br /&gt;Ne yaptılarsa köleyi sakinleştiremediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemide âlim bir kişi vardı. Hükümdara; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Müsaade ederseniz ben onu susturayım) dedi. &lt;br /&gt;Hükümdar da o zata izin verdi. &lt;br /&gt;O zat, köleyi denize attırdı. &lt;br /&gt;Köle birkaç kere suya battı, çıktı. &lt;br /&gt;Geminin bir tarafına can havliyle tutundu. &lt;br /&gt;Onu saçından tutup gemiye aldılar. &lt;br /&gt;Bu olaydan sonra köle, köşesinde sessiz ve sakin oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümdar âlimden bu işin hikmetini sordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da; (Köle suya girmeden evvel, gemideki selametin &lt;br /&gt;kadrini ve kıymetini bilmiyordu.İşte huzurla, saadet ve sıhhat de böyledir. &lt;br /&gt;Huzur içinde yaşayan, mesut olan, bir felakete uğramadıkça, &lt;br /&gt;o huzur ve saadetin kıymetini bilmez. İnsan hasta olmadıkça da, sağlığının kıymetini bilmez) dedi.” &lt;br /&gt;Netice olarak, içi aydın olan, huzurlu olan dışına ışık ve huzur verir. &lt;br /&gt;Zira her kabdan, içinde olan, dışarı sızar!..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1322091460648442403?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1322091460648442403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1322091460648442403&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1322091460648442403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1322091460648442403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/07/her-kab-icindekini-yanstr.html' title='Her Kab İçindekini Yansıtır'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7448198629370244425</id><published>2009-06-15T11:19:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T11:20:19.256-07:00</updated><title type='text'>İnsan Ol! İnsan !</title><content type='html'>Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı. Ferahlatıcı kokular, gülsuları boşuna harcanmış, adam bir türlü kendine gelememişti. Ve baygınlığı daha çok artmıştı. Çaresiz kaldılar. Etrafa haber salarak akrabalarını arattılar. Hiç kimse adama sahip çıkmıyor, saatler geçtiği halde adam da bir türlü kendine gelemiyordu. Akşama doğru oradan geçen bir debbağ (derileri terbiye eden) adamı tanımışta. Kalabalığa seslendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Sakın ona gülsuyu serpmeyin! Ben onun hastalığının ne olduğunu biliyorum. Siz ona hiç dokunmayın, ben biraz sonra geleceğim..." diyerek uzaklaştı. Bir vîraneye girdi. Avucuna bir parça gübre aldı. Attarlar sokağına gelerek, gizlice, gübreyi bayılan adamın burnuna tuttu. Hayret!.. Adam kendine gelmeye başladı. Biraz sonra da ayağa kalktı. Debbağla birlikte yürüyerek gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayılan adam da bir debbağdı. Yıllarca kokmuş deriler arasında pis kokulara alışmış, attarlar sokağında güzel kokulara dayanamayarak düşüp bayılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MESNEVİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mayıs böceği daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır. Onun ilacı yine pis kokulu şeylerdir. Çünkü ona alışmıştır, onunla hall ü hamur olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasîhatçiler de, kasvetli kişiyi, kendisine bir kapı açılması, iyileşmesi ve şifa bulması için hikmetli güzel sözlerle, amberle, gülsuyu ile tedavî etmek isterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kime öğüdün güzel kokusu fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de nurdan, öğütten, iyilik ve güzellikten nasîbini al!.. Burnunu pisliğe sokma da, mayıs böceği olma! İNSAN OL, İNSAN!..." (Beyit: 278-281)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7448198629370244425?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7448198629370244425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7448198629370244425&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7448198629370244425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7448198629370244425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/06/insan-ol-insan.html' title='İnsan Ol! İnsan !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8357146520525447588</id><published>2009-06-04T03:02:00.000-07:00</published><updated>2009-06-04T03:03:02.105-07:00</updated><title type='text'>Haznedar</title><content type='html'>Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış. “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye sormuş. “Bir Hiçtin sen. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!” Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan’la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8357146520525447588?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8357146520525447588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8357146520525447588&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8357146520525447588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8357146520525447588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/06/haznedar.html' title='Haznedar'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2229999126204303504</id><published>2009-05-11T14:15:00.001-07:00</published><updated>2009-05-11T14:15:46.939-07:00</updated><title type='text'>ÇOBAN VE AĞAÇ</title><content type='html'>Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: "Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık". Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu. &lt;br /&gt;Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken: &lt;br /&gt;"Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi." Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan. &lt;br /&gt;Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi. &lt;br /&gt;Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. &lt;br /&gt;Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinden daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı. &lt;br /&gt;Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken : &lt;br /&gt;"Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak. &lt;br /&gt;"Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2229999126204303504?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2229999126204303504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2229999126204303504&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2229999126204303504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2229999126204303504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/05/coban-ve-agac.html' title='ÇOBAN VE AĞAÇ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5266867736533277229</id><published>2009-05-08T13:41:00.000-07:00</published><updated>2009-05-08T13:42:31.378-07:00</updated><title type='text'>İhtiyar Çöpçü</title><content type='html'>İhtiyarlığa adım atalı çok olmuştu. Gözleri dalgalara takılmış halde, iyi kötü yönleriyle geçmişi düşünüyordu. İnsanlığa karşı pek güveni kalmamıştı. İyilik yaptıkça nankörlük gördüğünü düşünüyordu. Çoğu kişinin kendisine "enayi" gözüyle baktığını da biliyordu. Fakat karşılıksız iyilik yapmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü kendisini hayata bağlayan çok az değerden birisi de, kendisine olan saygısıydı. Onu da kaybederse , herşeyini kaybetmiş olacağını düşünüyordu. &lt;br /&gt;İhtiyar adam kayalıkların üzerinden yavaşça doğruldu, denizin kenarına atılmış kırık içki şişesi gözüne takılmıştı. İçki içmezdi ama görüp de almazsa ve bu kırık şişe birine zarar verirse vicdan azabı duyacağını düşündü. Onun şişeyi yerden aldığını gören biri kız, biri erkek iki genç gülüştü. Erkek ; "-Çöpçü herhalde. " dedi. İhtiyar adam herkesi hoş görmeye çalışırdı, özellikle gençleri ama yine de gencin, kendisi hakkında arkadaşıyla şakalaşırken biraz sesini alçaltmamasına, kendisinin duymaması için gayret etmemesine canı sıkılmıştı. &lt;br /&gt;İhtiyar kırık camları atmış dönerken, gençlerin az önce kendisinin oturduğu kayalarda, azgın dalgalara karşı şakalaştığını, birbirini itekler gibi yaptığını gördü. Biraz daha uzakta bir kayaya gidecekti ki, birinin denize düşme sesi ve çığlığı kulaklarında çınladı. Kız düşmüştü, . Sportif yapılı gencin hemen atlayıp kızı kurtarmasını bekledi. Fakat kayadan kayaya telaşla koşan genç atlamaya cesaret edemiyordu. &lt;br /&gt;Genç ne yapacağını bilemez halde dalgaların uzaklaştırdığı kız arkadaşına bakıyor, bağırıyordu. Sağa sola deli gibi koştururken, hemen yanından birinin denize atladığını duydu, bu az önce dalga geçtiği ihtiyar adamdı. &lt;br /&gt;İhtiyar adam dalgaların tüm zorluğuna rağmen, güçlü kulaçlarla kıza yetişti, saçlarından yakaladı kayalara doğru çekti. Kayalara yaklaştığında kıyıdaki genç, kızı yakalayıp önce yukarı, sonra sahile çekti. İhtiyar adamı o anda unutmuştu bile. Birden aklına gelip denize doğru baktığında ihtiyar adamın hala çıkamadığını gördü. &lt;br /&gt;İhtiyar kollarında derman kalmamış halde, kendisini kıyıdan koparmaya çalışan dalgalara kendini bıraktı. Genç çılgına döndü, sevdiği kızı kurtaran , az önce dalga geçtiği ihtiyar gidiyordu. Kısa zamanda büyük şeyler olmuştu hayatında. Hayatta en çok sevdiği kişiyi kurtaramamış, başkası kurtarmıştı ve o da şimdi kendisinden özür bile dileyemeden, boynuna tüm utançları takarak sonsuza dek gidiyordu. &lt;br /&gt;Kendine tam gelememiş kız , gencin sulara atlayışına baktı bağırdı ama nafile. Oysa arkadaşının kendisi kadar bile yüzemediğini iyi biliyordu. &lt;br /&gt;Genç erkek tüm çabasına rağmen ihtiyara yaklaşamamıştı bile , dalgaların üzerinde boğulan değil, sanki dinlenen biri gibi duran ihtiyar da sanki gülümsüyor gibiydi. Genç bir anda ihtiyardan daha çok kıyıdan uzaklaştığını farketti. Bitiyordu herşey. "Gerçekmiş demek ki " diye düşündü, hayatı, arkadaşları , sevdikleri hızlıca gözlerinin önünden geçiyor gibiydi. İnsan ölüme yaklaşınca böyle oluyormuş. Su yutuyordu ama mücadeleyi bırakmıştı. &lt;br /&gt;****************&lt;br /&gt;Birden beklenmedik birşey oldu; genç adam kolunun kuvvetlice yakalandığını hissetti, önce köpekbalığı aklına gelip telaşla çekmek istedi ama hemen yanında ihtiyar adamı farketti. İhtiyar adam önce kolundan yakalamış, sonra yakasından tutup, onu bir bebek gibi çekmeye başlamıştı. &lt;br /&gt;Göz açıp kapayana kadar kıyıya gelmişlerdi. İhtiyar adam, genci kızın yanına kadar atmış, nefesleniyordu. Gençlere gülümsedi ; "- Siz de, ben de bu gün güzel dersler aldık. Ben kendi adıma çok mutlu oldum. Siz kimseyi küçümsememeyi öğrendiniz. Ben de bu küçük dalgalarda sizi deneyerek, insanlığın ölmediğini gördüm. Delikanlı beni kurtarmaya gelmen, beni ne kadar mutlu etti sana anlatamam. Fakat ben daha bu dalgalara yenilecek kadar kocamadım"&lt;br /&gt;İhtiyar kıyıda kendilerini toparlamaya çalışan gençlerin birşey söylemesine fırsat vermedi; "-Hoşçakalın !. . . " deyip yürüdü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5266867736533277229?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5266867736533277229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5266867736533277229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5266867736533277229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5266867736533277229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/05/ihtiyar-copcu.html' title='İhtiyar Çöpçü'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2281406312103060272</id><published>2009-01-27T09:35:00.001-08:00</published><updated>2009-01-27T09:35:58.611-08:00</updated><title type='text'>'Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut'</title><content type='html'>Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış.&lt;br /&gt;Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler &lt;br /&gt;istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkandı baba, çay getir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkandı baba, oralet getir, kahve getir....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;da peki deyip başlamış anlatmaya;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi&lt;br /&gt;vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. 'Benimki de onlarınki kadar aksın' diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya&lt;br /&gt;başladı. Bu sefer içimden ' Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki&lt;br /&gt;eskisi kadar aksın' dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç &lt;br /&gt;akmamayabaşladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım &lt;br /&gt;'Tıkandı baba' ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada&lt;br /&gt;çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.&lt;br /&gt;Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin &lt;br /&gt;altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi&lt;br /&gt;baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. &lt;br /&gt;Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. ' Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim' diye içinden geçirmiş.&lt;br /&gt;Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken 'Ben en&lt;br /&gt;iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim' demiş ve işlek &lt;br /&gt;bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi&lt;br /&gt;baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı &lt;br /&gt;baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını&lt;br /&gt;karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava&lt;br /&gt;almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer&lt;br /&gt;dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi &lt;br /&gt;akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye.&lt;br /&gt;Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler.&lt;br /&gt;Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını &lt;br /&gt;Karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden &lt;br /&gt;alırım, demiş. Tıkandı baba da &lt;br /&gt;Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar &lt;br /&gt;gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına&lt;br /&gt;gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldi sultanım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve&lt;br /&gt;Devletin hazine odasına götürmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar&lt;br /&gt;gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten&lt;br /&gt;hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber &lt;br /&gt;git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini&lt;br /&gt;çağırmış Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş&lt;br /&gt;beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş.&lt;br /&gt;Padişahın adamları 'peki' deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin, demiş. Askerler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken&lt;br /&gt;kocaman bir kayayı beğenip almış eline&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olacak şimdi, demiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını&lt;br /&gt;padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken&lt;br /&gt;taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu&lt;br /&gt;durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2281406312103060272?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2281406312103060272/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2281406312103060272&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2281406312103060272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2281406312103060272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2009/01/vermeyince-mabud-neylesin-sultan-mahmut.html' title='&apos;Vermeyince Mabud, Neylesin Sultan Mahmut&apos;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-713273421261974275</id><published>2008-12-04T12:11:00.000-08:00</published><updated>2008-12-04T12:12:06.526-08:00</updated><title type='text'>BALON</title><content type='html'>Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizleyemiyordu. &lt;br /&gt;Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi. &lt;br /&gt;Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı &lt;br /&gt;ve bütün cesaretini toplayarak:&lt;br /&gt;-Baloncu amca, dedi. Biliyor musun benim hiç balonum olmadı. Adam çocuğu söyle bir süzdükten sonra:&lt;br /&gt;-Paran var mı? diye sordu. sen onu söyle.&lt;br /&gt;-Bayramda vardı, diye atıldı çocuk, önümüzdeki bayram yine olacak.&lt;br /&gt;-Öyleyse bayramda gel, dedi adam. Acelem yok, ben beklerim.&lt;br /&gt;Çocuk sessizce geri döndü. O ana kadar balonlardan ayırmadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Bir kaç adım attıktan sonra elinde olmadan tekrar onlara baktığında, gördüklerine inanamadı.&lt;br /&gt;Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı. Çocuk, olup bitenleri büyük bir merakla takip ederken, baloncu ona doğru dönerek:&lt;br /&gt;-Küçük, diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm. Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Koşarak ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine adım adım yaklaşırken duyduğu heyecan, bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını &lt;br /&gt;hissettirmiyordu. Sincap çevikliğiyle balonlara ulaştığında bir müddet onları seyretti ve dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı. Ancak balonlardan birisi iyice sıkıştığından diğerlerinden ayrılmış ve ağaçta kalmıştı. Çocuk onu kurtarmaya kalkışsa, dikenlerden patlayacağını çok iyi biliyordu. İster istemez balonu yerinde bırakıp aşağıya indi ve adama dönerek:&lt;br /&gt;-Birini bana verecektiniz, dedi. Hangisi o? &lt;br /&gt;Adam elini tersiyle burnunu sildikten sonra:&lt;br /&gt;-Seninki ağaçta kaldı evlat, dedi. İstersen çık al.&lt;br /&gt;Çocuk bu sefer ayakta bile duramadı. Kaldırım kenarına oturup baloncunun &lt;br /&gt;uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parlayan balona uzun uzun bakarak:&lt;br /&gt;"Olsun", diye mırıldandı. "Olsun." Ağacın üzerinde kalsa da, bir balonum var ya artık..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-713273421261974275?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/713273421261974275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=713273421261974275&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/713273421261974275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/713273421261974275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/12/balon.html' title='BALON'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1751799721797479501</id><published>2008-08-26T14:44:00.000-07:00</published><updated>2008-08-26T14:45:05.112-07:00</updated><title type='text'>KÖPRÜ</title><content type='html'>Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden birgün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık başgösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen bu anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu. İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Evsahibinden geçici bir iş istedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim" dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Büyük kardeşin aklına o an bir "iş" geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir" dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum" dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      İş arayan usta, başını salladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Sanırım durumu anladım, efendim" dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin" dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Gitme, dur, bekle" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Usta gülümsedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek" dedi ve ekledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Yapmam gereken daha birçok köprü var."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1751799721797479501?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1751799721797479501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1751799721797479501&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1751799721797479501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1751799721797479501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/08/kpr.html' title='KÖPRÜ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4354620916965915035</id><published>2008-07-26T05:39:00.001-07:00</published><updated>2008-07-26T05:39:31.441-07:00</updated><title type='text'>İNSAN OLUN YAVRULARIM</title><content type='html'>Ana karıncayla baba karınca, yavru karıncalan çevrelerine toplamışlar, onlara karıncalık dersi veriyorlardı. Baba karınca, dersinin sonunu şöyle bitirdi:&lt;br /&gt;    - Yavrularım! Hayatta karınca olmaya çalışın! Hiçbir zaman karıncalıktan ayrılmayın.&lt;br /&gt;    Yavrular,&lt;br /&gt;    - Nasıl karınca olalım? Karıncalığın yolları nelerdir?.. diye sordular.&lt;br /&gt;    Baba karınca,&lt;br /&gt;    - Kendinize bizi örnek alın, dedi. Biz ne yapıyorsak, sizler de onu yapın!&lt;br /&gt;    Yavru karıncalar, baba karıncayla ana karıncaya baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Yazdan yiyeceklerini toplayıp toprak altına yığdılar. Kışın uyudular. Zamanı gelince yumurtladılar.&lt;br /&gt;    Baba karıncayla ana karınca, çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba karınca onlara,&lt;br /&gt;    - Yavrularım! dedi. Ben artık ölüyorum. Hepinizden memnunum. Hepiniz karınca oldunuz. Hiçbiriniz karıncalıktan ayrılmadınız. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Baba balıkla ana balık, yavru balıkları çevrelerine toplamışlar, onlara balıklık dersi veriyorlardı. Baba balık, dersinin sonunu şöyle bitirdi:&lt;br /&gt;    - Yavrularım! Hayatta balık olmaya çalışın! Hiçbir zaman balıklıktan ayrılmayın.&lt;br /&gt;    Yavrular,&lt;br /&gt;    - Nasıl balık olalım? Balık olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular.&lt;br /&gt;    Baba balık,&lt;br /&gt;    - Bizi örnek alın, dedi. Anneniz ve ben nasıl yapıyorsak siz de öyle yapın!&lt;br /&gt;    Yavru balıklar, ana balıkla baba balığa baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Denizde yüzdüler. Kendilerinden küçükleri yuttular, kendilerinden büyüklere yutuldular. Yumurtalar yapıp ürediler.&lt;br /&gt;    Baba balıkla ana balık çocuklarını çevrelerine topladılar. Baba balık onlara,&lt;br /&gt;    - Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Biz de rahat rahat ölebiliriz! Hepinizden memnunum. Hepiniz balık oldunuz. Hiçbiriniz balıklıktan ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkım helal olsun. Allah sizden razı olsun.&lt;br /&gt;    Yavru balıklar,&lt;br /&gt;    - Biz çok bişey yapmadık, dediler, siz ne yaptınızsa biz de öyle yaptık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Baba ördekle ana ördek, yavru ördekleri çevrelerine toplamışlar, onlara ördeklik dersi veriyorlardı. Baba ördek dersinin sonunu şöyle bitirdi:&lt;br /&gt;    - Yavrularım! Hayatta ördek olmaya çalışın. Hiçbir zaman ördeklikten ayrılmayın.&lt;br /&gt;    Yavrular,&lt;br /&gt;    - Ne yapalım da ördek olalım? Ördek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular.&lt;br /&gt;   Baba ördek,&lt;br /&gt;    - Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!&lt;br /&gt;    Yavru ördekler, ana ördekle baba ördeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Vak vak diye sesler çıkardılar. Suda yüzdüler, karada yürüdüler. Çiftleştiler. Yumurtladılar, kuluçkaya yattılar, yavru çıkardılar.&lt;br /&gt;    Baba ördekle ana ördek çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba ördek onlara,&lt;br /&gt;    - Yavrularım! dedi. Artık siz yetiştiniz. Hepiniz iyi birer ördek oldunuz. Hiçbiriniz ördeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun.&lt;br /&gt;    Yavru ördekler,&lt;br /&gt;    - Biz bişey yapmadık ki, dediler. Size 'baktık, siz ne yapıyorsanız, biz de onu yaptık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Baba köpekle ana köpek, yavru köpekleri çevrelerine toplamışlar, onlara köpeklik dersi veriyorlardı. Baba köpek, dersinin sonunu şöyle bitirdi:&lt;br /&gt;    - Yavrularım! Hayatta köpek olmaya çalışın. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmayın. Yavrular:&lt;br /&gt;    - Ne yapalım da köpek olalım? Köpek olmanın yolları nelerdir?.. diye sordular.&lt;br /&gt;    Baba köpek,&lt;br /&gt;    - Çok kolay, dedi. Bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de onu yapın!&lt;br /&gt;    Yavru köpekler, baba köpekle ana köpeğe baktılar. Onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Havladılar. Bekçilik ettiler. Sadık oldular. Çiftleştiler ve yavruladılar.&lt;br /&gt;    Baba köpekle ana köpek, çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba köpek onlara,&lt;br /&gt;    - Yavrularım, dedi. Siz artık yetiştiniz. Hepiniz iyi birer köpek oldunuz. Biz de ölüyoruz. Hepinizden memnunuz. Hiçbir zaman köpeklikten ayrılmadınız. Emeklerimiz boşa gitmedi. Hakkımız helal olsun. Allah sizden razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Sığır, manda, hamsi, balina, deve, fil, yılan, koyun, yeryüzünde ne kadar baba hayvan ve ana hayvan varsa, yavrularına kendileri gibi olmaları, bunun için de kendileri ne yapıyorlarsa öyle yapmalarını söylediler.&lt;br /&gt;    Yavru hayvanlar da baba hayvanla ana hayvana bakıp onların yolundan gittiler, sonunda iyi birer hayvan oldular. Baba hayvanla ana hayvan da ölürken, yavrularına memnunluklarını söylediler, haklarını helal ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Baba insanla ana insan, çocuklarını çevrelerine toplamışlar, onlara insanlık dersi veriyorlardı. Baba insan, dersinin sonunu şöyle bitirdi:&lt;br /&gt;    - Yavrularım! Hayatta insan olmaya çalışın, hiçbir zaman insanlıktan ayrılmayın. Çocuklar,&lt;br /&gt;    - Ne yapalım da insan olalım? İnsanlığın, insan olmanın yollan nelerdir?.. diye sordular.&lt;br /&gt;    Baba insan,&lt;br /&gt;    - Çok kolay, dedi. Kendinize bizi örnek alın. Anneniz ve ben ne yapıyorsak, siz de öyle yapın!&lt;br /&gt;    Çocuklar, baba insanla ana insana baktılar, onlar ne yapıyorlarsa öyle yaptılar. Hepsi de tıpkı tıpkısına babalarına benzediler.&lt;br /&gt;    Baba insanla ana insan çocuklarını yine çevrelerine topladılar. Baba insan onlara,     - Yazıklar olsun! diye bağırdı. Hiçbiriniz bizim istediğimiz gibi yetişmediniz. Hiçbiriniz insan olmadınız. Hepiniz de insanlıktan uzaksınız. İnsanlıktan ayrıldınız. Artık ölüyoruz. Yazık oldu emeklerimize, boşa gitti. Bütün hakkımız haram olsun, Allah hepinizi kahretsin.&lt;br /&gt;    Çocuklar şaşırdılar,&lt;br /&gt;    - Peki ama, bize neden beddua ediyorsunuz? dediler. Biz yanlış bişey mi yaptık yoksa... Size baktık, sizi örnek aldık. Siz ne yaptınızsa, biz de onu yaptık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4354620916965915035?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4354620916965915035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4354620916965915035&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4354620916965915035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4354620916965915035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/07/insan-olun-yavrularim.html' title='İNSAN OLUN YAVRULARIM'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6445475318337549187</id><published>2008-06-22T09:19:00.000-07:00</published><updated>2008-06-22T09:20:35.310-07:00</updated><title type='text'>ARILARIN BİR BİLDİĞİ VAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SF57zDXaJwI/AAAAAAAADQ8/Tzdd23O9l0E/s1600-h/ari_2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SF57zDXaJwI/AAAAAAAADQ8/Tzdd23O9l0E/s200/ari_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214741535548647170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Arılar 1 gram bal için çiçeklere en az 7000 uçuş yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ömür boyu mutluluk için yüzlerce kez pişman olmayı, binlerce kez naz çekmeyi, onlarca kez kavga etmeyi, anlaşmazlığa düşmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, çiçekler getirmeyi, çikolatalar almayı, yüzlerce kez özür dilemeyi, binlerce kez sözünü geri almayı, binlerce kez "affet beni" demeyi, on binlerce kez "seni seviyorum" demeyi göze almalı değil misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen bir tutam sevda için, hiç bitmeyecek bir aşk için, en az beş duyunla, onlarca duygunla, binlerce güzel sözle, yüzlerce bakışla, susuşla, dinleyişle, dokunuşla, sevdiğinin beş duyusunu dolaşmalı, yüzlerce beklentisini karşılamalı, onlarca duygusuna karşılık vermeli, hayal kırıklıklarına, tedirginliklerine, nazlarına, kaprislerine, hüzünlerine, pişmanlıklarına, taşkınlıklarına, vurdumduymazlıklarına, kararsızlıklarına, korkularına, kaygılarına doğru yolculuk etmeli, onun kalbinin bütün köşelerini, aklının bütün kıvrımlarını, ruhunun bütün vadilerini dolaşmalı değil misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100.000 km kanat çırpıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinde mutluluğu ağırlayabilmek için, kalbine aşkı doldurabilmek için, hayattan umduğunu bulabilmek için, çokça zahmete katlanmalı, çokça engelleri aşmalı, eşini anlamak için, onu bir çiçek kadar özel görmeli, ona konuşurken en az bir arı kadar seçici olmalı değil misin? Çiçekler nektarlarını gizlerler; arı çalıştığı için özlerini bala çevirirler; sen de eşinde saklı olanı açığa çıkarmak için çalışmalısın, sürekli kanat çırpmalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Arılar bu çalışmanın arasında birbirlerine bakıp bakıp "Neden hep ben çalışıyorum?" demiyorlar. Her biri kendisinden bekleneni yapıyor o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen "hep ben bir şeyler yapıyorum, peki ya sen?" derken, eşine de aynı soruyu sorma hakkı tanımış olduğunun farkında değil misin? Sen sana düşeni yap; ona düşen ise ona kalsın. Sen kendinden bekleneni yapınca, hiç olmazsa eksik olan bir yarıyı tamamlamış olacak değil misin? Ama "önce sen yap ki…" dedikçe, elinde yarım bile olmayacak, sonuçta daha çok eksiğin olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Bir arı kolonisinin 1 kg bal üretebilmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyi biçmek istediğin yere sevgi ekmelisin. Mutluluk almak istediğin tarlaya emek vermelisin. Dünyanın en güzel çiçeği bile bakımsız kalınca soluyor, renklerini kaybediyor. Arılar nasıl başkalarına verecekleri 1 kg bal için 8 kg balı kendileri için harcıyorlarsa, sen de 1 kg bal tadında aşk beklediğin eşinin hiç olmazsa 1 kg'lık (aslında 8 kg olması gerekiyor!) bal tadında aşkı almasına izin vermelisin. Korkma, bunun için dünya çevresini 6 kez dönmen gerekmiyor! Onu sarıp kucaklaman, kalbini çepeçevre kuşatman yeter de artar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Arılar bunu binlerce yıldır yapıyorlar; çünkü onların fıtratına vahyedilmiştir bal yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hiç olmazsa sadece bugün arılar gibi davran. Dün arılar gibi davranmamış olsan da önemli değil; dünkü gün geçti. Dün yaptıkların/yapmadıkların bugün yapacakların konusunda ayağına çelme takmasın. Arılar gibi davranmak için yarını da bekleme. Şunu kesinlikle bil ki, yarın hiç gelmeyecek; gelince adını "bugün" diye değiştirmiş olacak. Buna göre, "yarın" yaptığın bir şey olmayacak. Ne yaparsan "bugün" yaparsın. Bugün yaptığın her iş bir ömür boyu yaptığın iş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabrın ancak bugünün hakkını vermeye yeter. Üstelik kalbini dinlersen, kalbine sevmek için vermek gerektiğini söyleyen "sözler" kazındığını sen de fark edeceksin. Senin fıtratına da sıradan işlere bile aşkla başlamak, olağan şeylere bile olağanüstü hayranlıkla bakmak vahyedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Arılar iğnelerini ancak hayatları tehlikeye girdiğinde kullanıyorlar ve sadece bir kez kullanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de kendini tehlikede görebilirsin. İğneni kullanmakta kendini haklı gördüğün zamanlar olabilir. Ama, unutma ki iğnenin en tehlikeli ucu kendine batmaktadır. Eşinin canını yakman senin canını da yakıyor olmalı. Sevdiklerine acı vermen en başta seni acıtıyor olmalı. Mutsuzluk üretenlerin hiçbiri mutlu değildir; unutma. Oysa mutluluk ne kadar bulaşıcıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Bir arı kendi ağırlığının 330 katı yük çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunca sözün bana faydası yok ki…" diyorsan, "Artık sabrım kalmadı, dayanamıyorum!" diye düşünüyorsan, bir kez daha bak kendine; belki de kapasitenin hepsini kullanmıyorsun. Taşıdığın yük taşıyabileceğinin hepsi değil belki de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Arılar çiçekleri sever, kovana elleri boş dönmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de, sevdiğin de çiçekleri seviyorsanız; eve elin boş dönme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Arıların bu yazıdan haberleri yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin haberin olsun...=)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6445475318337549187?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6445475318337549187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6445475318337549187&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6445475318337549187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6445475318337549187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/06/arilarin-bir-bildii-var.html' title='ARILARIN BİR BİLDİĞİ VAR'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SF57zDXaJwI/AAAAAAAADQ8/Tzdd23O9l0E/s72-c/ari_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6636174429679170900</id><published>2008-06-11T06:38:00.001-07:00</published><updated>2008-06-11T06:39:05.909-07:00</updated><title type='text'>ETME BULMA DÜNYASI...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SE_Vb5_Z18I/AAAAAAAADHc/56LFJKXgN-g/s1600-h/180_19.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SE_Vb5_Z18I/AAAAAAAADHc/56LFJKXgN-g/s200/180_19.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5210617969290893250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1927 yılıydı. Havalar ısınmaya başlamıştı. Uzaklardan, çok uzaklardan bir misafir geliyordu bu ülkeye. Bu ülkede de, Çorum'un Berk köyüne yerleşecekti. Burayı çok beğendi; havası, suyu her şeyi güzeldi bu yerin. İşte şu yüksek baca da yuva kurulacak yerdi hani. Yazın tadını burada çıkaracaktı. Camiye de yakındı. Her beş vakitte ezan sesiyle uyanıp irkilirdi. Sonra uzun bir ağıt yakardı kendi diliyle, uzun bir ağıt. Laklaklar karşı dağlara çarpar geri dönerdi kendine. Bu sesten etkilenenler de olurdu. Onun sesinde hasret vardı. Burada yavruladıktan sonra onları da göklere uçurup vatanına dönecekti. Öbür yaz da tekrar buraya gelecekti belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leyleğin, gagası ve ayakları gibi uzun ümitleri vardı. Gençti, güzeldi bu leylek. Erkek leyleklerden biri onu gözüne kestirdi. Düğünleri oldu mavi göklerde. Masmavi ümitler yaşadılar uçtular uçtular beraberce... Şimdi o, diğer erkeklerin gözünde bir bacıydı sadece. Erkek de evine bağlıydı. Onu esen yelden, uçan kuştan sakınıp kıskanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişi leylek yumurtalarını bir bir yuvaya bırakmaya başlamıştı. Erkek de yumurtaları hergün sayar, onları gözü gibi korurdu. İkisi de yuvalarını düşünür, yavrularının hayalleriyle yaşarlardı. Bir hain el uzandı yumurtalarına. Bu işi yapan çocuk değildi. Aklı başında, yaşı yerinde bir insandı. Şeytan nasılsa kandırmıştı onu. Yumurtaları şeytanca karıştırdı. Onlardan birini belki de en irisini seçti. Yılışık gözlerle yumurtayı iyice süzdü. Önündeki iki sarı paslı dişini göstererek gevrek gevrek güldü. Kasketini düzeltti rüzgârdan uçmasın diye. Düşmemek için kendini dengeledi. Aklınca deneyecekti leylekleri. Cebindeki ördek yumurtasını, aldığı yumurtanın yerine bıraktı. Onu diğer yumurtaların arasına katıp karıştırdı. Leyleklerin gelip yakalamasından da korkuyordu. Oraya çıkıncaya kadar da zaten binbir tehlike atlatmıştı. Düşmeden inmeliydi. Leyleklerin ötelerden sesleri duyuluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan inip doğruca kahveye doğru koştu. Kahvede bulunanlara yaptığı marifeti ballandıra ballandıra anlatmaya başladı. Hem arka arkasına hırsla sigarasını içiyor, hem de yumurtayı göstererek "Bu yumurtayı aldım, ördek yumurtasını yuvaya koydum, bundan sonra ördekler de uçacak" diyerek leyleklerle alay bile ediyordu. Hemen evine koştu. Çocuklarına leylek yumurtasını gösterdi. Onlar da yumurtaya hayranlıkla baktılar. Ocağa bir tava koyup içine de biraz yağ kattı. Yumurtayı kızgın yağ içine atıp pişirdi. Yumurtanın yağa düşmesiyle cız diye bir ses duyuldu. Birilerinin yüreği cız etti. Dişi leylek, erkeğine: "Bugün yüreğim sıkılıyor, eve dönelim" dedi. Yuvalarına döndüler beraberce. Önce yumurtalarına baktı, sonra onların üzerine çöktü bir daha da kalkmadı. Erkek leylek dişisine güzel nağmeler yaktı kuluçka boyunca. Dişinin gözleri gülüyor, içi gülüyordu. Hain bir elin yumurtalar arasında dolaşıp birini değiştirdiğini nereden bilebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklemek ne kadar da zordu yumurtaların hayata uyanmasını. Erkek leylek bu sabah erkenden uçup gitmişti. Dişisine en güzel yiyecekleri getirecekti. İşte erkeğin ayrıldığı anda kuluçka dönemi sona ermişti. Yavrular bir bir kabuktan çıkıyorlardı. Bunlar yumurtanın içinde böyle nasıl olmuşlardı. Ne şirin şeylerdi bunlar. Onlardan biri diğerlerine hiç benzemiyordu. Leylek bir baktı, iki baktı benzetemedi diğerlerine. Ana şefkati acıdı ona da. "Bunların yanında bu da büyür" dedi. Bunun leyleklerden farkı ne ki sadece ayaklarıyla gagası biraz kısa. Onu atamazdı, atarsa bir can kaybolurdu. Kendi hayatını muhafaza edemezdi bu zavallıcık. Erkek leyleğe bundan hiç bahsetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavrular palazlandıkça ördek yavrusu diğerlerinden ayrılıyordu. Erkek bunun farkına varmadığından dişisine yine sevgiyle muamele ediyordu. Yavrular iyice büyüdü. Erkek leylek o gün daha bir gururla bakmak istedi. İşte ne olduysa o zaman oldu. Ördek yavrusunu farketti. Farketmesiyle her şey değişti. Erkeğin kaşları çatıldı, rengi değişti, gözleri karardı. Önce sert sert dişisine baktı. Tüylerini kabarttı. Dişi de işin farkına vardı. Küçüldükçe küçüldü, ağzını açıp da bir çift laf edemedi. "Bu yavruya da acıdım, onu da korumak istedim, diğerlerinin yanında o da büyürdü" diyecekti, diyemedi, sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek leylek önce kanatlarını çırpıp biraz havalandı. Sonra dişinin üstüne sert bir iniş yaptı. Nesline ve kendine yapılan bir ihanetti bu. Dayanamazdı, görmemezlikten gelemezdi. Varsın başkaları dişisini kıskanmazsa kıskanmasın. Kendisi çok kıskançtı. Dişisini çok sevdiği halde kıskançlıkla bu sevgi nefrete dönüşüvermişti. Erkeğinin namusunu korudukça güzeldi ve sevimliydi dişi. Şimdi ise aralarındaki akit yok olmuş, dişi erkeğine ihanet etmişti, erkek leylek böyle düşünüyordu. Erkek leyleğin birinci hamlesinde uzun gagasında sadece birkaç tüy kalmıştı. Dişi sesini bile çıkaramadı. Her ne pahasına olursa olsun atamazdı ördeği. Çünkü o bir anneydi. Hani bu şefkatle bir kedi ezeli düşmanı olduğu fare yavrularını kendi yavrularıyla birlikte emzirmiyor muydu? Yine de leylekler arasında kıskançlık daha sert ve daha acımasızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci hamlede istediğini yapamamıştı erkek. İkinci hamle için daha çok havalandı. Tekrar daha sert bir şekilde dişisine çullandı. Dişinin bu hamlede tüyleriyle beraber derisi de kopmuştu. Dişi leyleğin içi ve dışı beraber kanıyordu. Dişinin her sabahki neşeli laklakları artık bitmişti. Izdırapla yavrularına bakıyordu. Onlar ise olup bitenden habersizdi. Erkek leylek üçüncü hamleye hazırlanırken diğer leyleklere meseleyi götürmeyi düşündü ve götürdü de. Olayı, onlar da hoş karşılamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesillerine ve kocasına ihanet eden dişi leylek öldürülecekti. Bir grup leylek erkek leylekle beraber gidip dişi leyleği öldürdüler. Dişi leylek gık bile diyemedi, kanunlara karşı boynu kıldan inceydi. Erkek buna rağmen hıncını alamamıştı. İbret olsun diye leylek leşini köy meydanına attı. Sahipsizdi leylek, onun bunun ayağı altında kaldı, köy çocuklarının eğlencesi oldu. Kimisi gagasından, kimisi ayaklarından çekiştirdi. Yumurtayı değiştiren adam da onu gördü. Korkusundan leyleğe yaklaşamıyordu. Sarı paslı dişlerini gösterip gülemez oldu. İçine bir alev düşmüş onu yakıyordu. Yüreğine bir taş oturmuştu, onu oradan söküp atmak ne mümkündü. Ayık da gezmiyordu zaten. Evine, ailesine, çocuklarına hiçbir şey söylemedi. Kahvede iftiharla anlattığı şeylerden de utanır olmuştu. Yüksek bacada, sadece yavruların acı feryatlarını duyan köylüler çok üzüldüler. Yetim kalan yavrular için gözyaşı düktüler. Leyleğin ölüsünü kimse tutup da başka tarafa atmaya cesaret edemiyordu. Köylüler misafir gelmiş bu hayvanın haline acıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cani heveskâr kahveye değil, dışarı bile çıkamaz olmuştu. Evinin perdelerini de iyice kapatmıştı. Karanlığa kaçıyor, karanlıktan medet bekliyordu. Vicdani azap onu yiyip bitiriyordu. Dışarıda, hep geceleri dolaşıyordu. Dolaşırken de durmadan içiyordu. Yine böyle bir akşam içki şişesiyle leyleğin yanına gitti. Kendi kendine konuşuyordu. Leyleğin gagası yukarı doğru bir bıçak gibi dikilmişti. Sarhoş caninin bir an dengesi bozuldu. Gözleri karardı, ayağı kaydı veya ayağını bastığı zemin bir anda bir kilim gibi ayağının altından çekildi. Sarhoşun o taş oturan kalbine leyleğin gagası hançer gibi saplanmıştı. Kalbinden bu gaga o taşı söküp atmış mı bilinmiyordu ama bilinen tek şey dünyanın etme bulma dünyası olduğuydu. Sabah oradan geçenler bu ibretli manzara karşısında: "Etme bulma dünyası" dediler.&lt;br /&gt;Etme bulma dünyası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu, yaşanmış bir hadisedir.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6636174429679170900?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6636174429679170900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6636174429679170900&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6636174429679170900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6636174429679170900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/06/etme-bulma-dnyasi.html' title='ETME BULMA DÜNYASI...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SE_Vb5_Z18I/AAAAAAAADHc/56LFJKXgN-g/s72-c/180_19.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5398407143565010101</id><published>2008-06-05T13:50:00.000-07:00</published><updated>2008-06-05T13:51:35.199-07:00</updated><title type='text'>Ye Kürküm Ye - Eskilerden Eskilere İthafen..</title><content type='html'>Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. &lt;br /&gt;Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. &lt;br /&gt;Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir.. .&lt;br /&gt;Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır. &lt;br /&gt;- Vur usturayı berber efendi, der. &lt;br /&gt;Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. &lt;br /&gt;Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:&lt;br /&gt;- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.&lt;br /&gt;Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. &lt;br /&gt;Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.&lt;br /&gt;Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.&lt;br /&gt;Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:&lt;br /&gt;'Kabak aşağı, kabak yukarı.'&lt;br /&gt;Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.&lt;br /&gt;Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. &lt;br /&gt;Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.&lt;br /&gt;Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:&lt;br /&gt;- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?&lt;br /&gt;Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:&lt;br /&gt;- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı! &lt;br /&gt;Hikâye böyle...&lt;br /&gt;Ama hayat da böyle...&lt;br /&gt;Ensemize, ka famıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar anlayacaklardır …….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5398407143565010101?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5398407143565010101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5398407143565010101&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5398407143565010101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5398407143565010101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/06/ye-krkm-ye-eskilerden-eskilere-ithafen.html' title='Ye Kürküm Ye - Eskilerden Eskilere İthafen..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1713918728961717484</id><published>2008-05-03T09:58:00.001-07:00</published><updated>2008-05-03T09:58:32.065-07:00</updated><title type='text'>kissadan hisse</title><content type='html'>Bir adamcagiz kotu yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir.Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hic olmazsa iyi birsey yapmis olmak icin bunu Haci Bektas Veli'nin dergahina kurban olarak bagislamak ister.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O zamanlar dergahlar ayni zamanda asevi islevi goruyordu.Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatir ve Haci Bektas Veli helal degildir diye bu kurbani geri cevirir.Bunun uzerine adam mevlevi dergahina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.Adam ayni seyi Haci bektas Veli'ye de anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu soyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mevlana soyle der:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle her lese konmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O yuzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Adam usenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbani kabul ettigini soyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas Veli'ye sorar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haci Bektas da soyle der:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Bizim gonlumuz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gonlu okyanus gibidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu yuzden, bir damlayla bizim gonlumuz kirlenebilir ama onun engin gonlu kirlenmez.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1713918728961717484?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1713918728961717484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1713918728961717484&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1713918728961717484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1713918728961717484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/05/kissadan-hisse.html' title='kissadan hisse'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-3881584124246193069</id><published>2008-03-24T15:41:00.000-07:00</published><updated>2008-03-24T15:43:18.874-07:00</updated><title type='text'>Kimse yaptığının yanına kalacağını sanmasın!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/R-guZ5d6lLI/AAAAAAAACTA/w2-CifTAVmU/s1600-h/aktifvolkan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/R-guZ5d6lLI/AAAAAAAACTA/w2-CifTAVmU/s320/aktifvolkan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181442393747657906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Evet, kimse yaptığının yanına kalacağını sanmasın. Çünkü adili mutlak olan Allah, imhal eder, yani mühlet verir; ama asla ihmal etmez. Bir de bakarsınız ki zalim, zulmünün karşılığını beklenmedik bir anda olanca şiddetiyle görmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak insanlar bu cezanın yaptığı zulmün, haksızlığın karşılığı olduğunu bazen anlayamazlar da zalimin, haksızın yaptığı yanına kaldı sanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size irşat eserlerinde haksızlık ve zulüm karşılığı olaylardan bir misal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Musa Aleyhisselam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Rabbi! der, bazı insanlar zalimin yaptığı yanına kalıyor sanıyorlar. Halbuki senin adaletin eninde sonunda gerçekleşmekte, zalim zulmünün karşılığını mutlaka bir sebeple görmektedir. Bana gerçekleşen bu adaletinin bir örneğini göster ki, onu insanlara anlatayım da kimse zulüm ve haksızlık yapma cesareti bulamasın kendinde. Eninde sonunda zulmünün karşılığını göreceğini anlasın herkes. Rabb'imiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Musa der, sahrada dört yolun kesiştiği yerdeki çalılıkta saklanarak çeşme başında cereyan edecek olayları seyret de gör bakalım zalim, haksız nasıl eninde sonunda zulmünün, haksızlığının karşılığını görmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa Aleyhisselam, tarif edilen yerdeki ağaçların arasına gizlenerek karşıdaki çeşme başında yolcuların yaşayacağı olaylara bakmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak bir atlı gelir çeşmenin başına. Atından iner, üzerindeki heybesini alıp ağacın gölgesinde oturup yemeğini yer, suyunu içer, içinde altınları bulunan heybesini orada unutarak atına binip uzaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından gelen ikinci yolcu, çeşmeden suyunu içer, etrafa bakarken ağacın dibinde bir heybe görür. Kaptığı gibi heybeyi gözden kaybolur. Onun arkasından iki gözü de görmeyen üçüncü yolcu gelir, o da eğilerek çeşmeden suyunu içer, bir kenara çekilerek şöyle birazcık dinlenmek isterken heybenin sahibi ilk yolcu atıyla çıkagelir, öfkeyle heybesini aramaya başlar. Yaşlı bir adamdan başka da kimseyi görmeyince:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burada unuttuğum heybemi sen alıp sakladın, ya paramı verirsin yahut da canını!.. der. İhtiyar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben iki gözü de görmeyen bir adamım. Senin heybenin nerede olduğunu ne bileyim!.. diyerek sert karşılık verince, öfkesi başına sıçrayan atlı, 'Bu yaşta beni mi kandıracaksın?' diyerek bir vuruşta ihtiyarı yere serer, ölümüne sebep olur. Hemen atına atlayıp oradan uzaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları bulunduğu yerden seyreden Musa Aleyhisselam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Rabbi, der, bu atlının içi para dolu heybesini arkasından gelen genç bir yolcu alıp gitti, cezayı ise ondan sonra gelen yaşlı adam çekti. Adalet neresinde bunun?.. Rabb'imiz şöyle hitap eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Musa! İnsanlar böyledirler işte. Hep hadiselerin dışına bakarlar, içindeki kaderin adaletini çoğu zaman göremezler. Burada herkes geçmişte yaptığının karşılığını gördü, diyerek işin geçmişini şöyle açıklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Para dolu heybesini çeşmenin başında unutan atlı, vaktiyle yanında çalıştırdığı fakir bir adamın hakkını vermedi, yoksul adamın hakkı kaldı üzerinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte heybeyi alıp giden genç yolcu, o yoksul adamın çocuğudur. Aldığı para babasının hakkı olan paraydı. Onu alıp gitti. Böylece kaderin adaleti yerini bulmuş, çocuk babasının verilmeyen hakkını alıp gitmiş oldu. Ölen ihtiyara gelince:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O da astığı astık, kestiği kestik denecek derecede zalimin biriydi... Nice kavgalara, zulümlere karışmış, yaptığı hep yanına kalmıştı. Son olarak da atlının babasını öldürmüş, yaptığı yanına kaldı sanmıştı. Nihayet atlı da geldi, parasını aldı zannıyla babasını öldüren adamı bir vuruşta öldürdü, tıpkı onun da babasını bir vuruşta öldürdüğü gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra Rabb'imiz Hazreti Musa'ya şöyle hatırlatmada bulunur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya Musa! Söyle kullarıma, hikmetini bilemedikleri olaylara itiraz yollu bakmasınlar. Bilsinler ki, bir yapana bir başka yapan çıkacak, kimsenin yaptığı zulüm, haksızlık yanına kalmayacak, kaderin adaleti eninde sonunda yerini bulacaktır. Atlı adamın çalıştırdığı işçisinin hakkını sonunda heybe dolusu parayla ödediği gibi, babasını bir vuruşta öldüren adamı da kendisi bir vuruşta aynı şekilde öldürdüğü gibi... Onun için büyüklerimiz demişler ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hak Teala bir kulun hakkını bir başka kul ile alır; bilmeyen gafil onu kul kendi yaptı sanır!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-3881584124246193069?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/3881584124246193069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=3881584124246193069&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3881584124246193069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3881584124246193069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/03/kimse-yaptnn-yanna-kalacan-sanmasn.html' title='Kimse yaptığının yanına kalacağını sanmasın!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/R-guZ5d6lLI/AAAAAAAACTA/w2-CifTAVmU/s72-c/aktifvolkan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6362842693160959050</id><published>2008-03-06T02:56:00.000-08:00</published><updated>2008-03-06T02:59:06.215-08:00</updated><title type='text'>Herkes aslına çeker..</title><content type='html'>Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı; "Kim bana Hizir'i gosterirse onu armaganlara bogacagim." dedi. Cok cocugu olan&lt;br /&gt;fakir bir adam bu ise talip oldu. Karisina dedi ki: "Hanim ben padisaha Hizir'i bulacagimi soyleyip ondan kirk gun musaade alacagim. Bu kirk gun icin padisahtan&lt;br /&gt;size omrunuz boyunca yetecek yiyecek, icecek ve para alirim. Kirk gunun sonunda Hizir'i bulamayacagim icin beni olume mahkum ederler, ama siz rahat edersiniz!"&lt;br /&gt;Adamin hanimi itiraz etse de adam padisaha gidip Hizir'i bulacagini soyler ve kirk gun ister. Kirk gunun sonunda padisahin huzuruna cikan adam her seyi&lt;br /&gt;itiraf eder. Padisah buna cok kizar ve uc vezirine donerek "Bu adama ne ceza verelim?" diye sorar. Birinci vezir; - Bu adamin bogazini keselim, etini parcalayip&lt;br /&gt;cengellere asalim. Bu sirada peyda olan, ak sakalli bir ihtiyar vezirin sozleri uzerine soyle der: "Kullu sey'in yerciu ilâ aslihi!" Ikinci vezir; - Hukumdarim&lt;br /&gt;bu adamin derisini yuzup icine saman dolduralim. Ayni zat yine "Kullu sey'in yerciu ilâ aslihi!" dedi. Ucuncu vezir; - Padisahim bana gore, bu adami affedin.&lt;br /&gt;Size yakisan, sizden beklenen budur. Bu adam onemli bir suc isledi; ama sanildigi kadar da kotu biri degil. Cunku coluk cocugunun rahati icin kendini feda&lt;br /&gt;edebilecek kadar da iyi yurekli. Nûrani ihtiyar yine soze karisti: "Kullu sey'in yerciu ilâ aslihi!" Bu defa padisah o yasli zata yonelir: - Sen kimsin?&lt;br /&gt;Ikide bir tekrarladigin o soz ne demektir? Ihtiyar cevap verir: - Senin birinci vezirinin babasi kasapti. Onun icin kesmekten, etini cengellere asmaktan&lt;br /&gt;bahsetti. Yani aslini gosterdi. Ikinci vezirin babasi yorganci idi. Yorgan yastik, yatak yuzlerine yun, pamuk doldururdu. O da babasina cekti. (Buradaki&lt;br /&gt;maksat devamli yapilagelen islerin bizim hayatimiz da yansimalarinin olacaginin belirtilmek istenmesidir. Yoksa kimsenin mesleginin kotu veya cirkin oldugu&lt;br /&gt;anlami cikarilmamalidir.) Ucuncu vezirin ise babasi da vezirdi. O da soyuna cekti, buyuklugunu gosterdi. Benim soyledigim soz "Herkes aslina ceker." demektir.&lt;br /&gt;Vezir istersen (ucuncu veziri gostererek) iste vezir, Hizir istersen (kendini gostererek) iste Hizir!" der ve ortadan kaybolur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6362842693160959050?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6362842693160959050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6362842693160959050&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6362842693160959050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6362842693160959050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/03/herkes-aslina-ceker.html' title='Herkes aslına çeker..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-3407480382944562777</id><published>2008-02-27T13:43:00.000-08:00</published><updated>2008-02-27T13:44:33.675-08:00</updated><title type='text'>Kaybolan Hazineler</title><content type='html'>Birgün ülkenin padişahı veziri ile beraber şehri dolaşmaya çıkmış. Herkes kendi işiyle ilgileniyor, bir koşturmacadır devam ediyormuş. Her sabah olduğu gibi bu sabah da dükkanlar bir bir açılmış. Padişah, halkının böylesine çalışkan olmasından büyük bir memnunluk duyuyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yürürken karşılarına bir demirci dükkanı çıkmış. Demirci, ikidebir örsün başına geliyor ve ağlıyormuş. Öyle bir ağlıyormuş ki, görenin merak etmemesi mümkün değilmiş. Bütün gün bunu yaptığı için hiç müşterisi kalmamış zavallı adamın. Çünkü ağlamaktan iş yapamıyormuş. Tabiî ki durumu gören padişah da meraklanmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-­­ Çok garip, demiş içinden. Ne ola ki bu adamın derdi? Bilebilsek de bir yardımımız dokunsa.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hemen vezirine emir vermiş:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Tez öğrenin bu adamın derdini, bana haber verin.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yürümeye devam etmişler. O sokak senin, bu sokak benim dolaşıyorlarmış. Padişah halkının durumunu merak ettiği için her şeyi inceliyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karşılarına bir bahçe çıkmış. Bahçede çeşit çeşit ağaç varmış. Birden gördükleri şeye inanamamışlar. Bahçıvan kocaman bir elma ağacının yanında bekliyor, birden ağacın başında bir şey görmüş gibi sevinçle ağaca tırmanmaya başlıyor, fakat ağlaya ağlaya geri iniyormuş. Padişah hiçbir anlam verememiş adamın bu davranışına:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Acep bu bahçıvanın derdi ne ki?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Vezirine dönmüş ve;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Bu adam neden böyle yapmaktadır öğrenesin, demiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Padişah vezirle beraber yine yoluna devam etmiş. Hava öyle güzelmiş ki, yürüdükçe yürümek istiyorlarmış. Her taraf yemyeşilmiş. Rengarenk çiçeklerin kokusu insanı sevince boğuyormuş. Neşeyle biraz daha yürümüşler. Bu sefer de karşılarına bir dilenci çıkmış. Bu dilencinin gözleri görmüyormuş. Fakat garip olan, yoldan gelip-geçen insanlar bu dilencinin ensesine bir tokat indirip avucuna para bırakıyorlarmış. Dilenci her tokat yiyişinde;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Sağolun, eksik olmayın; diyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Padişah hayretler içinde kalmış. "Acaba bu insanlar delirmiş de benim mi haberim yok", diye kendi kendine sorar olmuş. Bir yandan da kızıyormuş:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Şu devletin padişahıyım. Bu insanların bir derdi olmalı ki böyle garip davranıyorlar. Ve ben bütün bunlardan habersizim. Kimbilir daha kaç kişi böyle acı çekiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Vezirine;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Bu dilencinin de derdini dinleyin, demiş. Hepsinin başına ne geldiğini tez öğrenmek isterim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Padişah ile vezir saraya dönmüşler. Fakat padişah huzursuz, bütün gördüklerinden şaşkına dönmüş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Vezir hemen ertesi gün bu üç adamı saraya çağırtmış. Demirci, bahçıvan ve dilenci biraz korkmuşlar. Fakat emir padişahtan, gitmek zorundaymışlar. Endişeli endişeli sarayın yolunu tutmuşlar. Önce demirci başlamış başından geçenleri anlatmaya:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Birgün dükkanımın önünden tavuk satan bir adam geçiyordu. Onu hemen durdurup iki tane tavuk satın aldım. Çırağımla bu tavukları eve gönderdim. Çırağa, "Hemen ikisini de pişirsinler. Birini kendileri yesin, diğerini de bana göndersinler. İşim çok. Bütün gece çalışabilirim." dedim. Akşam vakti çırak tavuğu getirdi bana. Öyle acıkmışım ki, ocağın başına soframı kurdum. Oturdum bir güzel tavuğu yemeye başladım. O sırada örsün yanında bir kedi ortaya çıktı. Nereden geldiğini görmemiştim. Yediğim tavuktan istediği açıktı. Miyavlayıp duruyordu. Fakat ne kadar yalvardıysa tek bir lokma dahi vermedim kediye. Tavuğun bir budu bir de kanadı kalmıştı geriye. Tam kanadı yiyecekken kedi konuşmaya başladı: "Bana o kanadı verirsen, karşılığında sana yüz tane altın veririm." Kedinin konuşması beni şaşırtmıştı, ama onu dinlemedim. Kanadı da afiyetle yedim. Tavuğun budunu elime almıştım ki, kedi yine konuşmaya başladı: "Budu yeme. Bana ver. Buna karşılık sana bir hazine veririm." Ben kediyi kovaladım. Ve budu da bir güzel yedim. Budu tam bitirmiştim ki kedinin birden ortadan kaybolduğunu farkettim. Nereye gitmişti anlamadım. Fakat kedinin bulunduğu yerde bir parıltı vardı. Yaklaştım, bir de ne göreyim. Bir delik ve bu delikten bir hazine görünüyor. Elimi uzattım. Ama elimi her uzatışımda hazine kayboldu. Çıldıracaktım. Uzaklaşıyordum, hazine ortaya çıkıyordu. Yaklaşıyordum, kayboluyordu. Bunun için o günden beri örse yaklaşıp yaklaşıp ağlıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demircinin hikayesini dinledikten sonra sıra bahçıvana gelmiş. O da başına gelenleri şöyle anlatmış:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Bir sabah meyveleri toplamak için bahçeye girdim. Elma ağacının başına çıkmış bir bir meyveleri topluyordum. Bu sırada tam karşımda duran çok güzel bir kuş gözüme çarptı. Daha önce böylesine güzel bir kuşu hiç görmemiştim. Kuşu yakalamak için elimi uzattım, fakat o daha hızlı davrandı ve beni yakaladığı gibi havalandı. Bir süre uçtuktan sonra kocaman bir gül bahçesine indik. Daha önce bu kadar güzel bir gül bahçesi de görmemiştim. Güller öyle güzel açmıştı ki, o renkte güllerin varlığını bile bilmiyordum. Akılım başımdan uçtu gitti. Bahçede deli-divane gezinirken bir ihtiyar çıktı karşıma. Beraberce bir köşeye oturduk. Benimle konuşmaya başladı: "O kuşu sana ben gönderdim. Seni alıp getirmesini ben istedim ondan. Seni oğlum olarak seçtim." Bunları söyledikten sonra bahçenin ortasında bulunan muhteşem bir saraya gittik. Sarayda bir hazinesi vardı ve bu hazineyi bana gösterdi. Bu kadar çeşit mücevheri bir arada görmek benim için sadece rüyalarda mümkün olabilirdi. İhtiyar bana; "Yaşlandım, yakında öleceğim. Oğlum olmayı kabul edersen bütün bu gördüklerin senin olacak." dedi. Teklifi sevinçle kabul ettim tabiî ki. İhtiyar adam bir ara dışarıya çıktı. Ben de onun gidişinden faydalanmak istedim ve bir yüzüğü cebime attım. Adam geri geldiğinde yüzündeki ifade değişmişti. Kuşu çağırdı, "Bu adamı nereden getirdiysen oraya götür. Ben böyle bir evlat istemiyorum." dedi. Kuş beni yakaladığı gibi elma ağacının başına getirdi. Şimdi aşağıda olduğum zaman kuşu aynı yerde görüyorum. Hemen ağaca tırmanıyorum. Fakat kuş kaybolmuş oluyor. Ağlayarak tekrar iniyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bahçıvanın hikayesi de böyleymiş. Hayretle dinliyorlarmış bu garip adamların başından geçenleri. Sıra dilenciye gelmiş. Onun da hikayesini ilgiyle dinlememek mümkün değilmiş:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Ben sapasağlam bir insandım. Gözlerim görüyordu. Bir işim vardı. Mutluydum. Yetmiş tane atım vardı benim. Onlarla yük taşırdım. İşim iyiydi. Kimseye muhtaç değildim. Fakat açgözlülüğüm yüzünden her şeyimi kaybettim. Birgün bir tüccar atlarımı kiraladı. Bütün yükü güzelce yerleştirdik ve beraber yola çıktık. Konuşa konuşa yolumuza devam ediyorduk. Bir ara adam yükün tamamının altın olduğunu söyleyiverdi. Bir anda aklıma olmadık kötülükler gelmeye başladı. Zengin olabilirdim. İçimdeki ses tüccarı öldürmemi söyleyip duruyordu. Issız bir yerden geçiyorduk. Ben atları durdurdum. Tüccar karşı çıktı: "İşim çok acele, durmadan devam etmeliyiz." Fakat ben onu dinlemiyordum. "Seni öldüreceğim ve bütün altınlar benim olacak." diyordum adama. Adam altınların yarısını teklif etti, ama kabul etmedim. İlle de hepsi olacak diye tutturmuştum. Hem adamı bırakırsam beni şikayet etmesinden korkuyordum. Öldürmeliydim. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Bu kadar kötü kalpli olduğumu ben de bilmiyordum. Meğer öyleymiş. Demek ki para, insanı bu kadar değiştirebiliyormuş. Tam elimdeki bıçağı saplayacaktım ki, adam beni durdurdu. "Dur" dedi. "Bende bir sürme var. Göze sürüldüğü zaman toprak altında ne kadar hazine varsa hepsi görülüyor." Bıçağı çektim. "Sür de görelim", dedim. Keşke demeseydim. Sürmeyi cebinden çıkardı ve tek gözüme sürdü. Gerçekten de dediği doğruydu. Toprak altındaki hazineleri görebiliyordum. Bu sefer de öteki gözüme sürmesini istedim. "Olmaz" dedi. "Eğer iki gözüne sürersem kör olursun ve bir daha hiçbir şey göremezsin." İnanmadım. Diğer gözüme de sürme çektirdim. Ve bir anda her taraf karardı. Artık hiçbir şey görmüyordum. Tüccar atlarımı da alarak kaçtı. Yaptıklarımın cezasını enseme tokat attırarak ödemeye çalışıyorum. Akılsızlığıma yanıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Padişah hikayelerin hepsini dikkatle dinlemiş, adamlara acımış. Hemen onlara hazineden para verdirmiş. Ve sarayda görevlendirmiş onları. İnsanlara başlarından geçen olayları anlatacaklarmış. Anlatacaklarmış ki hiçkimse böyle açgözlü olmasın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-3407480382944562777?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/3407480382944562777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=3407480382944562777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3407480382944562777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3407480382944562777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/kaybolan-hazineler.html' title='Kaybolan Hazineler'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1107283409955037131</id><published>2008-02-26T05:37:00.001-08:00</published><updated>2008-02-26T05:37:21.778-08:00</updated><title type='text'>ÖLÜM VAR ÖLÜM</title><content type='html'>Adamın biri çalıştı çabaladı, hatırı sayılır bir varlık sahibi oldu. Sonra kafasını ölüme taktı. Ölümsüzlüğün var olabileceğine kendini inandırdı. Sordu, soruşturdu. Ne yaparsa, nereye giderse ölümsüzlüğe ulaşabileceğini araştırdı. Kimisi bir kuyunun suyundan, kimisi bir gölden söz etti. Bazılarına göre de çok uzak bir diyarda öyle bir ağaç vardı ki, bu ağacın meyvesinden yiyen o anda ölümsüz oluyordu. Adam bütün bu bilgileri toparladı ve kendisine ölümsüzlük getirecek suyu ya da meyveyi bulmak üzere yola koyuldu. Diyar diyar dolaştı. Hiçbir şey bulamadı. Ama bıkmadı, usanmadı. Dolaşmaya, aramaya devam etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, soluklanmak için bir ağacın gölgesinde dinlenirken karşıdan saçı sakalı bembeyaz ama zinde bir adamın geldiğini gördü. Selamlaştılar. Adam yanına oturmak için izin istedi. Oturdu ve nereden gelip nereye gittiği sordu. Ölümsüzlüğü arayan adam bütün hikâyesini anlattı. Dolaştığı diyarları, kendisini ölümsüz kılacak suyu ya da meyveyi bulabileceğini sanarak uğradığı bütün köyleri sıraladı. Yaşlı adam dinledi, sonra "İnşallah bulursun. Ben de senin gittiğin yöne gidiyordum, istersen birlikte yürüyelim" dedi. Adam bu teklifi kabul etti ve yola koyuldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmak üzereyken bir köye ulaştılar, ilk kapıyı çaldılar. Ev halkı ikisini çok iyi karşılayıp ellerinde ne varsa ikram etti. Evde hoşsohbet bir dede vardı. Uyumaları için bu dedenin odasına yataklar serildi, iki konuk ve dede yataklarına yattılar. Sabaha karşı ölümsüzlüğü arayan adam bir ses duydu, ne olduğunu anlamadı, tekrar uyudu. Sabah olup uyandığında yol arkadaşı olan yaşlı adamın uyumakta olduğunu gördü ama hoşsohbet dede ölmüştü. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı. Ölümsüzlüğü arayan adam çok korktu. Ölüm çok yakınına gelmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adamla birlikte o köyden ayrılıp yollarına devam ettiler. İkinci günün sonunda bir başka köye ulaştılar. Bu kez kapısını çaldıkları evin halkı kendilerini hiç de iyi karşılamadı. Onları içeri almak istemediler, sonra aldılar fakat doğru dürüst yemek vermediler. Yatmaları için gösterdikleri odada uzun süredir hasta olan evin dedesi bulunuyordu. Dede konukları görünce homurdandı. Ölümsüzlüğü arayan adam uykusunun arasında yine hırıltılar, iniltiler duydu. Sabah uyandığında dedenin ölmüş olduğunu gördü. Yüzünde bir dehşet ifadesi vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar yola çıktıklarında yol arkadaşına döndü, "Gördün mü, ölüm ne kadar yakınımda diye yakındı. Yaşlı yol arkadaşı onu kolundan tuttu, durdurdu ve yavaşça konuştu: "Evet ölüm çok yakınında, çünkü ölüm benim. Ölümden kurtuluşun, kaçışın yok. Daha kaçabilen olmadı. Seninle kaldığımız iki evdeki ihtiyarların zamanı gelmişti, ben de onların canlarını aldım. Ama görmüşsündür; birisi huzur içinde öldü, diğeri ise acılar içinde, dehşet içinde. Yaşadıkları hayat farklıydı, farklı şekilde öldüler. Şimdi sen de doğruca evine git. Daha zamanın gelmedi ama ölümü nasıl karşılayacağına sen kendin karar ver, ona göre bir hayat yaşa." İhtiyar yürüyüp gitmeden, ölümsüzlüğü arayan adama son kez döndü, "Nasıl yaşarsan öyle ölürsün" dedi ve uzaklaştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1107283409955037131?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1107283409955037131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1107283409955037131&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1107283409955037131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1107283409955037131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/lm-var-lm.html' title='ÖLÜM VAR ÖLÜM'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1397923812232009309</id><published>2008-02-24T07:05:00.000-08:00</published><updated>2008-02-24T07:06:21.913-08:00</updated><title type='text'>OĞULLAR</title><content type='html'>Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkelerden birinde Hasan, Osman, Ali isimlerinde üç kardeş ve babaları yaşarmış. Bir gün sohbet ederlerken babaları:&lt;br /&gt;- Ben gençken tüm ülkeyi dolaşmıştım. Gezdiğim, gördüğüm yerleri hiç unutamadım. Aradan bunca zaman geçti. Neler değişti, neler aynı, çok merak ediyorum, demiş.&lt;br /&gt;Hasan:&lt;br /&gt;- Biz de hep kasabamızın dışındaki yerleri merak edip duruyoruz. İzin verirsen üç kardeş ülkemizi gezip görelim, sana gördüklerimizi anlatırız.&lt;br /&gt;- Sizden ayrı kalmaya dayanamam ki, demiş babaları.&lt;br /&gt;- Eğer üçümüz de ayrı yönlere gidersek, altı ay içinde tüm ülkeyi gezer döneriz demiş Ali.&lt;br /&gt;Babaları oğullarının heyecanla baktığını görünce, isteklerini kabul etmiş. Yolculuk hazırlıklarına başlamışlar. Yanlarına biraz altın, biraz da yolluk yiyecek almışlar. Babalarının elini öperken "Altı ay sonra mutlaka döneceğiz" demişler. Atlarına binerek köyden çıkmışlar. Yol ayrımına geldiklerinde Hasan kuzeye, Osman doğuya, Ali de batıya yönelmiş.&lt;br /&gt;Aradan bir ay geçmiş. Babaları bahçede odun kırarken Osman'ı karşısında bulmuş bir anda:&lt;br /&gt;- Hoşgeldin gözümün bebeği hoşgeldin, çok da tez geldin demiş.&lt;br /&gt;- Hoşbuldum beybabam. Az dolaştım çok buldum. Bir sandık altınla döndüm.&lt;br /&gt;Babası başka bir şey sormamış, sandığı alarak bir odaya kilitlemiş. Aradan bir ay daha geçmiş, bu sefer Hasan eve dönmüş. Babasının elini öpüp başına koymuş. Babası:&lt;br /&gt;- Hoşgeldin gözümün bebeği hoşgeldin çok da tez geldin, demiş&lt;br /&gt;- Seni özledim, erken döndüm. Gelirken de bir sandık elmas getirdim. Babası birşey sormadan elmasları da altınların yanına kapatmış.&lt;br /&gt;Aradan dört ay geçmiş. Babaları ve abileri her gün Ali'nin dönmesini bekliyorlarmış. Babaları bir gün iki oğlunu yanına çağırmış:&lt;br /&gt;- Oğullarım, siz evden ayrılmanızdan bu yana iki mevsim geçti. Siz döndünüz ama Ali dönmedi. Ondan bir haber de çıkmadı, demiş.&lt;br /&gt;Hasan:&lt;br /&gt;- Ben yola çıktığımda yollarda haramiler vardı. Atımı hep kuytuda sürdüm. Gündüz saklandım gece dolaştım. Bir sandık hazine bulunca da eve döndüm. Belki Ali'yi haramiler yakalamıştır, demiş.&lt;br /&gt;Osman ise:&lt;br /&gt;- Benim gittiğim yönde ise bir ejderha nam salmıştı. Halktan çaldığı altınları sarayına kilitler, yakaladığı insanlara türlü işkenceler edermiş. Ben birgün bir sandık elmas bulunca, ejderha yakalar diye korktum hemen eve döndüm. Belki de Ali'yi ejderha yakalamıştır, demiş.&lt;br /&gt;Babaları sessizce düşünmekteymiş. İşte tam o sırada kapı vurulmuş, gelen Ali imiş. Babasının elini öpmüş, ağabeyleriyle sarılmış. &lt;br /&gt;- Bunca zaman ne yaptın anlat hele, demişler. Ali anlatmaya başlamış:&lt;br /&gt;- Yola çıktığımda yolumu bir harami çetesi kesti. Tüm varımı yoğumu, atımı aldılar. Eve dönmeye karar verdim. Yolda bir kuyudan su çekerken kuyuda&lt;br /&gt;haramilerin hazinesini buldum. Onları çıkarttım. Eve getirecektim ama haramilerin onları halktan çaldığını anlayınca, en yakın köye gittim. Köylülerin yardımı ile hazineyi taşıdık ve halka dağıttık. Beni baş asker seçtiler. Sonra haramilere savaş açtık, onları yendik. Kazandığımız hazineleri aramızda paylaştık. &lt;br /&gt;Komşu şehirlerden bir haber geldi; bir ejderha halkın parasını toplayıp sarayında saklamakta ve halk yoksulluktan inlemekteymiş. Onlara yardım etmeye karar verdik. Komşu şehirle güçlerimizi birleştirdik. Ejderha bizi karşısında kalabalık görünce, hepimizle başa çıkamayacağını anladı, sarayı bıraktı kaçtı. Saraydaki hazineleri de halka dağıttık. Sonra ben eve dönmeye karar verdim. Ama halk beni bırakmadı. 'Sen bizim beyimiz ol' dediler. Ben de sizi görmeye gelebilmek için bir hafta müsaade istedim. &lt;br /&gt;Üç gündür yoldayım. Yarın sabah dönmek için yola çıkmam gerekiyor.&lt;br /&gt;Ali anlatmayı bitirince Osman ayağa kalkmış:&lt;br /&gt;- Baba müsaaden olursa benim getirdiğim hazineyi de bizim kasabadaki yoksullara dağıtalım, demiş.&lt;br /&gt;Hasan: &lt;br /&gt;- Benim getirdiğim elmasları da dağıtalım herkese, diye eklemiş.&lt;br /&gt;Babaları evlatlarına bakmış:&lt;br /&gt;- Hazine sadece altın, elmas değildir. Sizler gibi oğulları olması, bir baba için en büyük hazinedir, demiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1397923812232009309?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1397923812232009309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1397923812232009309&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1397923812232009309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1397923812232009309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/oullar.html' title='OĞULLAR'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5522397960764426836</id><published>2008-02-19T15:18:00.001-08:00</published><updated>2008-02-19T16:18:46.601-08:00</updated><title type='text'>ECEL</title><content type='html'>Hz. Süleyman’ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman’la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:&lt;br /&gt;“Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin?  Derdin nedir? Söyle bana…”&lt;br /&gt;Adam telaş içinde:&lt;br /&gt;“Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı…”&lt;br /&gt;“Peki ne yapmamı istiyorsun?”&lt;br /&gt;Adam yalvarır:&lt;br /&gt;“Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan’a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!”&lt;br /&gt;Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:”Bu adamı hemen al. Hindistan’a bırak!” emrini verir. Rüzgar bu… Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan’da uzak bir adaya götürür.&lt;br /&gt;Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:&lt;br /&gt;“Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?” der. Azrail (a.s) cevap verir:&lt;br /&gt;“Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:&lt;br /&gt;“Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan’da al!”&lt;br /&gt;“Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan’da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK: TOPBAŞ, Osman Nuri, Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su, Erkam Yayınları Altınoluk Dizisi 20, s. 150-151&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5522397960764426836?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5522397960764426836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5522397960764426836&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5522397960764426836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5522397960764426836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/ecel.html' title='ECEL'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5896303548537161382</id><published>2008-02-19T15:18:00.000-08:00</published><updated>2008-02-19T15:19:17.229-08:00</updated><title type='text'>Semsiyeli Dua</title><content type='html'>Sehrin kara teslim oldugu gunlerden biriydi. Otobusten indiginde kendini daha fazla tutamamisti. Gozlerinden dokulen birkac damla yas, yanaklarina kadar suzulmustu. Kenari bembeyaz agaclarla dolu yoldan evine dogru yuruyordu. Basi one egik, yavas adimlarla ilerliyordu. Kollari, karin agirligindan yere degecek agac dallari gibiydi. Omzuna sanki cok agir bir yuk birakilmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapiyi acan esine selâm verdiginde, dudaklarinda zoraki bir tebessum vardi. Cocuklarini uzun zamandir gormuyormus gibi hasretle kucaklayip optu. Esi, bir yandan aksam yemegi icin sofrayi hazirlarken, bir yandan da Metin Bey'in bu hâlini dusunuyordu. Bugun kontrol icin hastaneye gidecekti, acaba akcigerindeki hastalik mi ilerlemisti? Esinin cehresini saran huznun sebebi ne olabilirdi ki? Derin bir ic cekip tabaklari doldurmaya koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O aksam, yemeklerini sessizce yediler, belli ki sofranin basindaki herkes ic dunyasina dalmisti. Evin hanimi bir terslik oldugunu sezmis, cocuklar da bu havayi hissetmisler, agizlarina kilit vurmuslardi. Anlasilan, babalari bu aksam onlarla oyun oynamayacak, okulda neler yaptiklarini sabirla dinlemeyecekti. Simdi ne sirinlik, ne de yaramazlik yapmanin zamaniydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Bey ise, bugun ogrendiklerini nereye gomecegini, bu sirri esi ve cocuklarindan nasil saklayabilecegini dusunuyordu. Acaba derdini, semayi donatan yildizlara mi fisildamaliydi, yoksa geceyi aydinlatan kandile mi odunc vermeliydi? Ne olursa olsun cocuklarina soylememeli, onlarin gozlerindeki hayat pariltisini sondurmemeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofra kaldirilirken Metin Bey abdest aliyordu. Biraz sonra ailecek oturma odasinda namaza durdular. Evlerinin bu kosesini mescit olarak kullaniyorlardi. Sesindeki titreme, Metin Bey'in Ilâhî huzurda nasil bir ruh hâline burundugunun de bir remziydi. Tesbihat yapildiktan sonra evi derin bir sessizlik kaplamisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizligi ilk bozan, izin isteyip kendi odalarina giden cocuklar oldu. Bunu firsat bilen esi, Metin Bey'e sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayirdir insaallah bey, uzucu bir sey mi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cok sukur hanim. Bir sIkâyetim yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hastaneye gidecektin bugun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne dedi doktor bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pek onemli bir sey soylemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yagmur bulutu oluvermisti Metin Bey'in esi, neredeyse inci inci dokecekti gozyaslarini. On bes yillik hayat arkadasinin her seyini bilir, soylemediklerini de hâlinden hemen anlardi. Belli ki, evinin direginin, basinin tacinin bir sIkintisi vardi. Bir an once derdini ogrenmek, bir seyler yapmak istiyordu. Endiseli bir hâlde esinin yanina sokuldu. Basini omzuna yaslayip, her seyi anlatmasini rica etti. Daha fazla saklamanin mumkun olmadigini anlayan Metin Bey, gozlerini kitapliktan ayirmadan cevap verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doktor, karacigerimde de bir rahatsizlik oldugunu soyledi bugun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Karacigerinde de mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet. Ama endise etme hanim, derdi veren Allah dermanini da verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslinda durumunun ic acici olmadiginin o da farkindaydi. Kan tahlilleri, hepatit virusu enfeksiyonunu gostermisti. Bunun derecesini anlamak icin, kanama riski olmasina ragmen, doktorlar karacigerden doku ornegi almaya (biyopsi) karar vermislerdi. Netice ne yazik ki menfiydi ve hastalik cok ilerlemisti. Doktor, su an itibariyla modern tibbin, bu hastaliga cozum uretemedigini, en iyi ihtimalle, virusun yayilmasinin onune gecilebilecegini ifade etmisti. En azindan uc ay istirahat etmesi gerekiyordu, kendini yormamaliydi. Doktor bey boyle soylemisti. Bu isin sakasi olmadigini da uzun uzun anlatmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Butun bunlara ragmen Metin Bey, hem esini uzmek istemiyor, hem de hâlinden sIkâyetci olmaktan kaciniyordu. Basina gelen her seyi takdîr-i Ilâhî olarak kabul ediyor ve O'na tevekkul ediyordu. Yavasca yerinden kalkti ve gozlerini ayirmadigi kitapliktan bir kitap aldi. Elindeki kitap, 'Beyanlarin En Guzeli' olan Kur'ân-i Kerîm'den baskasi degildi. O lâtif sesiyle Kehf Sûresi'ni okumaya basladiginda esi, saskin gozlerle onu izliyor, neden kaldiklari yeri degil de bu sûreyi okudugunu anlamaya calisiyordu. Sûrenin bitmesiyle merakini celbeden bu durumu sordu Metin Bey'e. Cevap mânidârdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir hadîs-i serîfte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu sûrenin, cuma geceleri okunmasi hâlinde, 'dubeyle'ye sifa olacagini ifade etmisler. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) dubeyle derken ne kastetti bilemiyorum; ama belki de gunumuzdeki virus, bakteri, mantar veya baska turlu bir parazit olma ihtimaline karsi, Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) karsi olan itimadimdan bu sûreyi okudum. Sifa Allah'tandir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin Bey sonra su kissayi anlatti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gunlerden bir gun, kuraklik ve kitlik ceken bir koyun sakinleri yagmur duasina cikmislar. Koyde, ne tarlalari canlandiracak, ne de hayvanlarin icebilecegi bir damla su kalmis. Tam bir kuraklik havasi hâkimmis. Caresiz koyluler, careyi Hakk kapisinda aramislar. Coluk cocuk herkesi toplamis, yanlarina hayvanlarini da alarak, yagmur duasi icin kirlara cikmislar. Koyun imami esliginde tevbe ve istigfar edip Allah'tan merhamet dilemisler. Henuz onlar ellerini indirmeden, Allah'in inayetiyle gok gurlemeye baslamis. Koy halki da saganak yagmur altinda sirilsIklam olmus. Sadece sirin bir kiz cocugu islanmamis. Cunku, dua edince yagmurun yagacagina bir tek o gonulden inanmis ve yanina minicik semsiyesini almis."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gunden itibaren Metin Bey ve esi, persembeyi cumaya baglayan her gece Kehf Sûresi'ni okudular. Maddî ve mânevî butun hastaliklar icin O'nun (celle celauhu) kapisini asindirip durdular. Cunku, dua sebepler ustu bir tesire sahipti. Sebepler plâninda dermansiz gibi gorunen dertlerde bile, hic tereddut etmeden ve kabul edilecegine kalbden inanarak Allah'a yakarilmaliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YaklasIk uc ay sonra kontrol icin hastaneye giden Metin Bey'i bir surpriz bekliyordu. Dualari kabul olmus, doktoru da hayretler icerisinde birakacak sekilde, hastalik geri adim atmisti. Tibben pek mumkun gorunmeyen bu durum karsisinda sasiran doktor, Metin Bey'in yuzune bakakalmisti. Bu durumu anlayamiyordu. Merakli gozlerini buyutup 'Nasil olur?' diyebilmisti sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yasanmis bir hâdisedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5896303548537161382?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5896303548537161382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5896303548537161382&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5896303548537161382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5896303548537161382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/semsiyeli-dua.html' title='Semsiyeli Dua'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4065727530561487469</id><published>2008-02-03T14:03:00.001-08:00</published><updated>2008-02-03T14:03:38.417-08:00</updated><title type='text'>Sabrın Ödülü...</title><content type='html'>Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir&lt;br /&gt;trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış . Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya'nin ünlü bir Judo&lt;br /&gt;ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını&lt;br /&gt;sormuş...&lt;br /&gt;Hoca:&lt;br /&gt;-Getir çocuğu ..bir bakalım, demiş.&lt;br /&gt;Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına..&lt;br /&gt;Hoca çocuğu süzmüş ve&lt;br /&gt;-Tamam demiş..yarın eşyalarını getir,&lt;br /&gt;çalışmalara başlıyoruz.&lt;br /&gt;Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve bu hareketi çalış demiş.&lt;br /&gt;Çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış..&lt;br /&gt;Sonra hocasının yanına&lt;br /&gt;gitmiş. "Bu hareketi öğrendim başka hareket&lt;br /&gt;göstermeyecek misiniz?"&lt;br /&gt;diye&lt;br /&gt;sormuş.Hocanın cevabı:&lt;br /&gt;Çalışmaya devam et olmuş...&lt;br /&gt;2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir&lt;br /&gt;yılını doldurmuş..&lt;br /&gt;Çocuk&lt;br /&gt;bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış.&lt;br /&gt;.Hocanın yanına&lt;br /&gt;tekrar&lt;br /&gt;gitmiş:&lt;br /&gt;-Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana&lt;br /&gt;başka hareket&lt;br /&gt;göstermeyecek misiniz?&lt;br /&gt;-Sen aynı hareketı çalış oğlum . Zamanı gelince&lt;br /&gt;yeni harekete&lt;br /&gt;geçeriz..&lt;br /&gt;2 yıl ,3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10.yılını doldurmuş.&lt;br /&gt;.Bir gün hocası yanına gelip. .."Hazır ol ! "&lt;br /&gt;demiş.. "Seni&lt;br /&gt;büyük&lt;br /&gt;turnuvaya yazdırdım. Yarın maça&lt;br /&gt;çıkacaksın!"..Delikanli şok olmuş..&lt;br /&gt;Hem&lt;br /&gt;sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var.&lt;br /&gt;..Ünlü&lt;br /&gt;judocuların&lt;br /&gt;katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını&lt;br /&gt;düşünmüş ; ama&lt;br /&gt;hocasına&lt;br /&gt;saygısından ses çıkarmamış. ..&lt;br /&gt;Turnuvanin ilk günü delikanlı ilk müsabakasına&lt;br /&gt;çıkmış. Rakibine&lt;br /&gt;bildiği tek hareketı yapmış ve kazanmış.&lt;br /&gt;Derken.. ikinci&lt;br /&gt;üçüncü&lt;br /&gt;maç....çeyrek, yarı final ve final...Finalde&lt;br /&gt;delikanlının karşısına&lt;br /&gt;ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış.&lt;br /&gt;.Tam bir üstat&lt;br /&gt;delikanlı&lt;br /&gt;dayanamayıp hocasının yanına koşmuş..&lt;br /&gt;-Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama&lt;br /&gt;rakibime bir bakın&lt;br /&gt;hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tekbir&lt;br /&gt;hareket var..bu&lt;br /&gt;kadar&lt;br /&gt;bana yeter.. bari çıkıp ta rezil olmayayım izin&lt;br /&gt;verin turnuvadan&lt;br /&gt;çekileyim..&lt;br /&gt;-Olmaz demiş hocası. Kendine güven,çık dövüş.&lt;br /&gt;Yenilirsen de&lt;br /&gt;namusunla yenil.&lt;br /&gt;Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç&lt;br /&gt;baslamış.Delikanlı yine bildiği&lt;br /&gt;o&lt;br /&gt;tek hareketi yapmış ve tak.!Yenmiş rakibini sampiyon&lt;br /&gt;olmuş. Kupayı&lt;br /&gt;aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:&lt;br /&gt;-Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve&lt;br /&gt;bildiğim tek&lt;br /&gt;bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım.?&lt;br /&gt;-Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O&lt;br /&gt;kadar çok&lt;br /&gt;çalıştın ki , artık yeryüzünde o hareketi senden&lt;br /&gt;daha iyi yapan hiç&lt;br /&gt;kimse yok.&lt;br /&gt;Bu bir, ikincisi de o hareketin tek bir karşı&lt;br /&gt;hareketi vardir.&lt;br /&gt;Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması&lt;br /&gt;gerekir.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların kendilerini bazen eksik gördükleri tarafları aslında onların en güçlü ve şanslı oldukları yanları olabilir.Yeterki bu eksiklerini bir problem olarak değilde bir ayrıcalık olarak görmeleridir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4065727530561487469?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4065727530561487469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4065727530561487469&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4065727530561487469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4065727530561487469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/02/sabrn-dl.html' title='Sabrın Ödülü...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6890557009400186365</id><published>2008-01-29T01:53:00.000-08:00</published><updated>2008-01-29T01:54:23.553-08:00</updated><title type='text'>güzel bir hikaye</title><content type='html'>Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu&lt;br /&gt;yaşayanlar arasında ne fark vardır?". "Bakın göstereyim..." demiş ermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra&lt;br /&gt;hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak&lt;br /&gt;çorbalar gelmiş. Arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda&lt;br /&gt;kaşıklar. Ermiş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz." diye de&lt;br /&gt;bir şart koşmuş. "Peki..." demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da&lt;br /&gt;ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar&lt;br /&gt;ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar&lt;br /&gt;sofradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım&lt;br /&gt;yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar&lt;br /&gt;gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince, her biri uzun boylu&lt;br /&gt;kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece&lt;br /&gt;her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İşte..." demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve&lt;br /&gt;doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim arkadaşını düşünür de doyurursa,&lt;br /&gt;o da arkadaşı tarafından doyurulacaktır. ŞÜPHESİZ, HAYAT PAZARINDA DAİMA&lt;br /&gt;SEVGİYİ PAYLAŞANLAR KAZANÇTADIR."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6890557009400186365?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6890557009400186365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6890557009400186365&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6890557009400186365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6890557009400186365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/01/gzel-bir-hikaye.html' title='güzel bir hikaye'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4637149542326181453</id><published>2008-01-13T06:48:00.001-08:00</published><updated>2008-01-13T06:48:50.538-08:00</updated><title type='text'>ÜÇ ÖKÜZ</title><content type='html'>bir zamanlar dağda bayırda hep birlikte gezen üç öküz varmış. Akça öküz, sarı öküz ve kara öküz hiçbir sürüye katılmazlar ve birbirlerinden ayrılmazlarmış. Birlikte otlar, yemeklerini paylaşır, aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da herhangi bir düşman saldırısı karşısında birlikte savaşırlarmış. Karşısında altı sivri boynuz gören saldırgan da fazla uzatmadan arkasını döndüğü gibi kaçarmış. Ünleri iyice yayıldığından fazla saldıran da olmaz, üç öküz istedikleri çayıra gider, rahat rahat otlarlarmış. O sıralarda ormanlar kralı aslan biraz sıkıntılıymış. Bölgesindeki av hayvanlarının sayısı iyice azalıyor, kurtulanlar uzaklara kaçıyormuş. Üstelik başka yırtıcı hayvanlar da aslana rakip olmaya başlamışlar. Bir gün aslanın yolu üç öküzün otladığı çayıra düşmüş. Üçü de birbirinden besili öküzleri görünce aslanın ağzı iyice sulanmış, "Bunların her biri beni bir hafta idare eder" diye düşünmüş. Öküzler de tehlikeyi hissedip birbirlerine sokulmuş, boynuzları ileri çıkarmışlar. İşinin kolay olmayacağını kestiren aslan yumuşak ve barışçı bir sesle "Merhaba öküz arkadaşlar, nasılsınız?" diye seslenmiş. Öküzler de tedbiri elden bırakmadan "İyiyiz sayın kralımız, sağolun" diye cevap vermişler. Öküzlerin yine de gevşemediklerini gören aslanın aklına bir fikir gelmiş. "Korkmayın öküz arkadaşlar" demiş "Buraya sizi yemek için gelmedim..." Sonra inandırıcı sesiyle devam etmiş: "Tam tersine, siz bu otlaktayken dışarda beliren tehlikelere karşı sizi uyarmaya geldim. Haberiniz olsun, son günlerde kaplan, panter ve sırtlan çok azdı. Herkese saldırıyorlar. Üstelik insanoğlu da buraları keşfetti ve yiyecek bulmak için hergün gelmeye başladı. Ben de kralınız olarak sizleri uyarmaya geldim." Bu sözler üç öküzün üzerinde gereken etkiyi yapmış, öküzler gevşemiş ve dışardan gelecek tehlikelere karşı kendilerini koruma planları yapmaya başlamışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra aslanın midesi iyice kazınmaya başlamış. O sırada akça öküz ilerdeki dereden su içmeye gitmiş. Aslan kara öküzle sarı öküzü yanına çağırıp fısıldayarak ve sesine korku ifadesi vererek şöyle demiş: "Arkadaşlar büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu akça öküzün beyazlığı çok uzaklardan dikkat çekiyor, geceleri bile görünüyor. Düşmanlarımız bunu görür ve yerimizi bulursa mahfoluruz. Benim düşüncem şu ki, bu akça öküzden kurtulalım, böylece kendimizi güvenceye alalım. Ne dersiniz ?" Uzun süredir aynı otlakta kaldıkları için yiyecekleri de azalmaya başlamış olduğundan sarı öküzle kara öküz hemen aslanın fikrine katılmışlar."Aslan kralımız haklıdır" derken bundan sonra otlakların ikiye bölüneceğini düşünüyorlarmış. Aslan devam etmiş: "Şimdi bunu otlaktan dışarı gönderirsek hem yerimizi belli etmiş oluruz hem de akça öküz düşmanlara yem olur. Yani hem tehlike yaratmış hem de düşmanlarımıza iyilik yapmış olacağız. Diyorum ki akça öküzü ben yiyeyim de düşmanlara yar olmasın." Kara öküzle sarı öküz bu fikre de katılmışlar ve akça öküz hemen aslanın midesine göçüvermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan birkaç gün daha geçmiş, bu kez kara öküz ırmağa su içmeye gittiğinde aslan sarı öküzle konuşmuş ve kara öküzün karalığının yarattığı tehlikeleri anlatmış. Sarı öküz çabuk ikna olmuş ve kara öküz de aslanın midesine gitmiş. Birkaç gün sonra aslan yine acıkmış ve sarı öküzü yanına çağırmış. Sarı öküz gelmiş ve meraklı bakışlarla aslanın karşısında durmuş. Aslan kükremiş: "Ey öküz oğlu öküz! Niye öyle bakıyorsun? Sıranın sana geleceğini hiç düşünmedin mi? Üstelik sana renginin sarılığıyla ilgili hikaye anlatmama da gerek yok!" Sonra bir pençede sarı öküzü devirmiş ve midesine indirmiş. Üç öküzün hikayesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4637149542326181453?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4637149542326181453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4637149542326181453&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4637149542326181453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4637149542326181453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/01/kz.html' title='ÜÇ ÖKÜZ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-3260863050328211681</id><published>2008-01-07T14:21:00.000-08:00</published><updated>2008-01-07T14:22:18.715-08:00</updated><title type='text'>SEVGİ</title><content type='html'>Bir yandan korku,bir yandan heyecan vardı içimde.Bu duygularla uyuyamamıştım bütün bir gece.Sabah annemin sesiyle yataktan kalktım.Baş ucumda asılı okul önlüğüme,uzun uzun baktım.Korkum daha da arttı.Ne yapacaktım,nasıl bir yerdi orası.Ben bunları düşünürken,annem ısrarla çağırıyordu.Tamam deyip kalktım.Annem kahvaltı sofrasını hazırlamıştı.Babam giyiniyordu.Bu günümde bani yalnız bırakır mıydı,canım babam.O da anneme gelip,bu kravat oldu mu? diyordu.Hiç belli etmese de benim kadar heyecanlıydı.Kahvaltımızı yaptık.Annem çabuk ol,daha saçlarını örücez diyordu.Saçlarım ya.Ne çok severdim saçlarımı.Hele birde annem okşaya okşaya örünce daha bir güzel görünürdü gözüme.Hepimiz hazırdık.Bahçe içinde tek katlı evimizden okula gitmek için çıktık.Yandaki evin önünde bir kamyonet duruyordu.İçinden bazı eşyalar inmişti.Yandaki boş eve birileri taşınıyordu besbelli.Kaldırımda ben yaşlarda bir çocuk oturuyordu.Saçları kısa,kızmı erkekmi olduğu belli olmuyordu.Kucağında bir şeye sarılmış oturuyordu.Okula vardık.Minik kalbim deli gibi atıyordu.Sınıfa girdik.Öğretmenimiz geldi.Hepimize sırayla isimlerimizi sordu.Sert görünüşünün  altında yumusak bir sesi vardı.Korkum biraz azalmıştı.Bir yandan da o çocuğu düşünüyordum.Eve gidince ilk işim,onunla tanışmak olacaktı.Annemle babam bütün gün beni beklemişlerdi.Eve geldik.Bahçe kapısından girdiğimiz zaman,çocuk bu sefer evin önündeki merdivenlerde oturduğunu gördüm.Eşyalar taşınmıştı.Anneme ben yanına gidicem desem de üstünü değiştirmelisin deyip izin vermemişti.Annem yemek hazırlarken,ben de bahçeye çıktım.Bahçe duvarından hoşgeldiniz diye seslendim.Hiç cevap vermedi.Tekrar seslendim gelebilirmiyim yanına diye.Gel der gibi başıyla işaret etti.Yanına gittin.Merhaba dedim.Merhaba dedi.Sen kızmısın?erkekmisin? dedim.Kızım dedi.Saçlarını niye kısa kestiriyosun dedim.Babam hep kısa keser saçlarımı dedi.Peki sen istemezmisin saçlarını uzatmak dedim.İsterim ama ben birşey söyleyemem ki derken,gözlerinden bir iki damla yaş geldi.Birden kucağınca sarıldığı şeye gözüm ilişti.Uzun saçlı bezden bir bebekti.Bebeğini çok mu seviyorsun dedim.Evet dedi ve tam o sırada annem seslendi gitmek zorunda kaldım.Yemekten sonra ödevimi yaptım.Annemle babamı öptükten sonra yatmaya gittim.Bir süre o kızı düşündüm.Adını bile sormamıştım.Acaba ailesi nasıldı.Okula artık iyice alışmıştım.Korkularımda geçmişti.Gene bir seferinde o kızı bahçede gördüm ve bizim bahçeye çağırdım.Gelemeyeceğini benim oraya gitmemi istedi.Gittim, adını sordum.İsmet dedi.Benim adımı sordu.Emel dedim.7 Yaşında olduğunu ve babasının onu okula göndermediğini söyledi.Çok üzülmüştüm.Bir anda içerden gelen bağrışmaları duyduk.İsmet hemen kulaklarını kapattı.Gene kavga ediyorlar dedi.Ben de korkmuştum.Israrla bize gelmesini söyledimse de,İsmet gelmedi.Ben de eve gittim.O kadar çok üzülmüştüm ki,olanları anneme anlattım.Ve boynuna sevgiyle sarıldım.Canım annem.Sizin gibi bir aileyi bana verdiği için allahıma teşekkür ederim,dedim.Annemde bana sımsıkı sarıldı.Artık iyice okuluma alışmış ve öğretmenimi de çok seviyordum.İsmet'le ara sıra oynuyor,konuşuyorduk.Ama hiç gülmüyordu.Okula gitmeyi çok istediğini söylüyordu.Bir de saçlarını artı babasının kesmesini istemiyordu.Bir gün okul çıkışı eve geldiğimde anneme saçlarımı kestirmek istiyorum,dedim.Annem,olmaz öyle şey sen saçlarını çok seviyorsun diyordu.Ben israr ediyordum.Annem ilk defa o gün bana bağırdı ve çok kızdı.O gece annemler uyuduktan sonra,iki tarafa örgülü saçlarımı kökünden kestim.Sabah annemle babam beni görünce çığlık çığlığa bağırmaya başladılar.O arkadaşın için yaptın değil mi diyorlardı.Ben de daha fazla dayanamayıp itiraf etmiştim.O çok mutsuz,ben onu seviyorum ve onun mutlu olmasını istiyorum,diyebilmiştim.Annem bana,bağırıp kızdığı için çok uzuldüğünü söylerken,ağlamaya başlamıştı.Ağlama anne ben gene uzatırım deyip sarılmıştık birbirimize.Sonra saçlarımı düzeltmeye götürmüştü.Gidin konuşun ailesiyle okula göndersinler İsmet' diyordum.Bir akşam gideriz derken de inşallah kovulmayız diyordu.Okul dönüşü tam eve girerken İsmet beni gördü.Koşarak yanıma geldi.Şaşkın şaşkın bana bakıyordu.Saçlarını kestirmişsin dedi.Evet ne var ki, sadece sen mi kestirirsin diyebilmiştim.Annemler akşam size gelmek istiyorlar dedim.Hadi gidip söyleyelim dedi.Babası sert bir şekilde gelsinler dedi.O gece aileler ne konuştularsa İsmet'in okula gitmesine izin vermişlerdi.Bunu öğrenince ikimizde sevinçten çıldırmıştık.Artık beraber okula gidip geliyor,beraber ders çlışıyorduk.Herşeyini İsmet anlatıyordu bana.O kucağında taşıdığı bez bebek onun herşeyiymiş.Bütün hayallerini,oyunlarını,kızgınlıklarını onunla paylaşırmış.Birbirimizi o kadar çok seviyorduk ki,hiçbir gizlimiz saklımızda olmuyordu aramızda.Ve senelerde geçiyordu bu arada.Birbirimizin bütün sırlarımızı ,sevinçlerimizi, üzüntülerimizi bilirdik.Gülücükler yüzümüzden eksik olmuyordu çoğu zaman.Aileside gene aynı olsada,artık onun içini acıtmıyordu.Birbirimize ne çok şey öğretmiştik.En önemlisi sevgiyle neleri başarabileceğimizi.Bizler bir fidanı sevgiyle büyütüp  çiçekler açtırdık.Sevgiyi bulmanın zamanı da olmaz.Biz şanslıymış ki  minnacık yüreklerimizle bulmuştuk.Sizlerde geç olmadan,(kuruyup odun olmadan )bulduğunuz anda sevgilerinize sahip çıkmanız dileğimle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-3260863050328211681?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/3260863050328211681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=3260863050328211681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3260863050328211681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3260863050328211681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2008/01/sevgi.html' title='SEVGİ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-981188487485956042</id><published>2007-12-31T04:15:00.001-08:00</published><updated>2007-12-31T04:15:58.445-08:00</updated><title type='text'>Yılbaşının Düşündürdükleri</title><content type='html'>Yılın sonlarına doğru hep bir ürküntü yerleşir yüreğime. "Şu bir bitse de, kurtulsak" demişimdir hep. Yılbaşı hazırlıkları, aşırı bir gayretkeşlik, telaş, âdetâ hipnotize olmuş insanların hali son derece ibretâmizdir. Unutmayalım ki: Taklit eden edilenden daima daha beter durumdadır. Batı'yı biz biliriz. Dünya'ya hâkim olan Batı medeniyetinin hastalıklarını da, müspet vasıtalarını da biz biliriz. Ortadoğu'da, Batı'da bize muhtaçtır; bizim kendimize gelmemize muhtaçtır. Yapılması gereken şeyler o kadar kolay ki. Dünyadaki değişim o kadar müsait şartlar hazırlıyor ki… Yeter ki biz taklitçilik çengeline asılmayalım. Özümüze, kendimize dönelim. Sosyal hayatta da mâna kayba uğrayınca, madde çürümeye başlar. Bu tedrici ölümdür. Mânâ'dan taviz verdikçe, maddi durumun parlaklaştığı zannedilir. Düşünülmez ki, o dıştaki parlaklık içteki çürümene mani değildir. Hastadır bu medeniyet. Bu medeniyetin kökleri çürümüştür. Yılbaşı alışverişleri, medya pompaları, hazırlıklar; ne oluyor, ne olacak? Bütün bunlar; kökleri çürümüş bu medeniyeti mi diriltecek? Batı'da bile bu çeşit bir ilginin bu derece yaygın biçimde var olduğunu sanmıyorum. Bu iş iyice çığırından çıktı. Yılbaşına doğru çarşı–pazar dalgalanır mıydı eskiden? Mahallelerde sokağa taşan bir şey görülür müydü? Hele o gece, patlamaların, gösterilerin yeri göğü istilâ etmesi şeklinde bir hal yaşanır mıydı? "Aman bir atlatsak!" ürküntüsü duyulur muydu? Çocukluğumda, mahalleden, okuldan, hiçbir arkadaşımın evinde yılbaşı hazırlığı yapıldığını duymadım. Yapılsaydı duyardık. Yapılanlar kaçamak şeylerden ibâretti ve çok sınırlıydı. Şartlar çok ağır, ciddi bir geçim sıkıntısı yaşanıyor. Dekor değişti ve parlaklaştı. Ama o değişen dekor içindeki sıkıntılar daha da arttı. Mukayeseyi bu esasa göre yapmak lâzım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da, Çeçenistan'da yaşananlar. Oluk oluk akan müslüman kanı. Mazlum, mağdur, mahzun Müslümanlar… Yetim, kayıp çocuklarımız… Ama "yılbaşı" bazılarına bunların hepsini unutturuyor! Bir rüya mı görülmek isteniyor, bir kaçış yolu mu aranıyor, uyuşmaktan mı medet umuluyor, kendi kendini aldatmak mı haz veriyor, nedir? Bir yılın tamamlanması, insanı düşünceye sevketmelidir. Nasıl geçti bu bir yıl? Gelecek yıla nasıl başlıyoruz? İnsan fıtratı, zamanın akışına böyle bakacak bir yapıdadır. Normali budur. Güneş batarken birinin "yaşasın, güneş battı" diyerek, oynamaya, hoplamaya-zıplamaya, kahkaha atmaya başladığını görseniz nasıl karşılarsınız?! Yıl biterken aynı şeyleri yapanların hali bundan farklı mıdır? Otur, düşün be mübarek adam! Ömründen bir yıl daha gitti. Ne yaptın bu yılda, neler başına geldi, nereye gidiyorsun? Kimler kaldı geride? Sen bundan sonra ne yapacaksın? Bu hayatın mânâsı ne? Sen o mânâya uygun mu yaşıyorsun? Yanındakiler, etrafındakiler, nasıl yaşıyor? Sorumluluğun, mutluluğun icapları nedir? Yılbaşı geliyor; vur patlasın, çal oynasın! Sonra? Sonra yılbaşı! Çok dramatik bir hal içindeyiz. Ve   bu hal, bu tavır; meselelerin en önemlisi. Çünkü hassasiyet varsa; umut her durumda vardır, her mesele bir gün çözülebilir. Ama hassasiyet kaybolmuşsa, hangi meseleyi kim çözecek? Ne yaptı bu insanlar 3-4 saat önce? Şimdi çekildiler, "yarı ölüm"e benzeyen bir teslimiyet içinde uyuyorlar. Ne kadar geniş bir zaman varmış gibi görünüyor. Saatlerce uyu. Sonra saatlerce hopla, zıpla, tepiş. Aylar, yıllar böyle geçebilir. Bir de şöyle düşünseler: Şu dakikada binlerce insan ölüyor, binlerce insan doğuyor. Nice hastalar var, her soluk alıp verişte acısını çaresizliğini hisseden. Nice yoksullar, kimsesizler, yalnızlar var… Her dakika, her saniye, kayıp giden bir fırsatı temsil ediyor aslında. Bir manayı hatırlamanın, bir şey düşünmenin, bir noktaya geçmenin fırsatı. Üç dört saat sonra herkes uyanacak ve bıraktığı yerden başlayacak…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-981188487485956042?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/981188487485956042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=981188487485956042&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/981188487485956042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/981188487485956042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/12/ylbann-dndrdkleri.html' title='Yılbaşının Düşündürdükleri'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5850958369775665616</id><published>2007-12-28T08:02:00.000-08:00</published><updated>2007-12-28T08:03:07.339-08:00</updated><title type='text'>Yılan ve Adam</title><content type='html'>Çok eskiden köyün birin de bir yaşlı evliya ve fukara oğlu yaşarmış bu köyün &lt;br /&gt;hemen karşısın da da çok ama çok yüksek bir de dağ varmış ve bu dağın tam &lt;br /&gt;tepesin de için de bir yılan bulunan bir kuyu var imiş ne zaman bu yaşlı &lt;br /&gt;evliyanın başı derde girse bu yılanın yanına gider ve yılan da ona bir altın &lt;br /&gt;lira verirmiş gel zaman git zaman artık yaşlı adam oraya çıkamaz hale gelmiş &lt;br /&gt;ve bir gün oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki bak oğlum o dağın tepesin de &lt;br /&gt;bir kuyu var oraya git kuyudan bir yılan çıkacak benim oğlum olduğunu söyle &lt;br /&gt;ve sana vereceği emaneti al ve bana getir demiş oğlu da tamam baba deyip &lt;br /&gt;koyulmuş yola kuyunun başına gelince yılan çıkmış oğlan anlatmış her şeyi &lt;br /&gt;yılan da uyuya inmiş ve bir altın vererek bunu babana götür demiş oğlan da &lt;br /&gt;için den söyle düşünmüş eğer ben bu yılanı öldürürsem kuyudaki bütün &lt;br /&gt;altınları alır ve çok zengin olurum demiş ve yerden aldığı bir taşı yılana &lt;br /&gt;fırlatmış taş yılanın kuyruğuna gelmiş ve can havliyle oğlanı ısırmış derken &lt;br /&gt;epey zaman sonra oğlan zehirlenerek ölmüş adam iyileşmiş ve doğru yılanın &lt;br /&gt;yanına gitmiş her şeyden haberi olan adam başlamış yılana anlatmaya işte &lt;br /&gt;öyleydi böyleydi o cahildi falan &lt;br /&gt;filan demeye ve demiş ki gel tekrar eskisi gibi dost olalım. yılan şöyle &lt;br /&gt;cevap vermiş "yooooookkkkkk olmazzzzzzzzz bende bu kuyruk acısı sende de bu &lt;br /&gt;evlat acısı varken biz artık dost olamayız"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5850958369775665616?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5850958369775665616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5850958369775665616&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5850958369775665616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5850958369775665616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/12/ylan-ve-adam.html' title='Yılan ve Adam'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8674732366100079174</id><published>2007-11-24T14:26:00.001-08:00</published><updated>2007-11-24T14:26:54.111-08:00</updated><title type='text'>ümit taşı</title><content type='html'>Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak: &lt;br /&gt;- Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. dedi. Eğer isterseniz size satarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, taşa uzaktan bir göz atıp: &lt;br /&gt;- O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur. &lt;br /&gt;- Hayır!. diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp: &lt;br /&gt;- Tam istediğim şey!. diye gülümsedi. Onu bana satar mısın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Beli ki mücevher gibi taşıyacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de: &lt;br /&gt;- Söylemiştim ama tekrar edeyim!. dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak: &lt;br /&gt;- Zannetmiyorum!.. dedi. O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8674732366100079174?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8674732366100079174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8674732366100079174&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8674732366100079174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8674732366100079174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/mit-ta.html' title='ümit taşı'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-356238369617563754</id><published>2007-11-21T13:04:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T13:05:27.764-08:00</updated><title type='text'>İKİ KÜÇÜK HİKAYE</title><content type='html'>Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. &lt;br /&gt;Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü. &lt;br /&gt;Fakat evi dikkatle gözden geçirdikteb sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve &lt;br /&gt;sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu: "Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, &lt;br /&gt;büfeleriniz.... Onlar nerede?" &lt;br /&gt;Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?" &lt;br /&gt;Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu: &lt;br /&gt;"Ama görüyorsunuz.... Ben yolcuyum." &lt;br /&gt;Ünlü bilge, hak verircesine güldü: &lt;br /&gt;"Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle...." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HZ.ALI'NIN ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir &lt;br /&gt;kabilenin hurmalığına inmişti. &lt;br /&gt;Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça &lt;br /&gt;ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. &lt;br /&gt;Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. &lt;br /&gt;Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: "Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?" &lt;br /&gt;Köle sıkılarak cevap verdi: &lt;br /&gt;"Işte bu üç parça ekmek." &lt;br /&gt;"O halde neden kendine hiç ayırmadın?" &lt;br /&gt;"Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim." &lt;br /&gt;"Peki sen ne yiyeceksin şimdi?" &lt;br /&gt;"Oruç tutacağım." &lt;br /&gt;Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede &lt;br /&gt;olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. &lt;br /&gt;Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi: &lt;br /&gt;"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum." &lt;br /&gt;Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: &lt;br /&gt;"Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi: "Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-356238369617563754?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/356238369617563754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=356238369617563754&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/356238369617563754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/356238369617563754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/iki-kk-hikaye.html' title='İKİ KÜÇÜK HİKAYE'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-3796035486973341730</id><published>2007-11-21T06:36:00.001-08:00</published><updated>2007-11-21T06:36:51.953-08:00</updated><title type='text'>kızı kendi haline bırakırsan...?</title><content type='html'>Kızı okuldan yeni gelmişti kapıyı defalarca çaldı ama açan yoktu içinden (Naciye Teyze’ye gitmiştir) diye, Naciye Teyzenin kapısına doğru yürüyüp kapıyı&lt;br /&gt;çaldı. Naciye teyze kapıyı açıp:&lt;br /&gt;—Buyurun kimi istemiştiniz, diye sordu.&lt;br /&gt;—Naciye teyze benim, Zekiye Hanımın kızı Asuman, tanımadın mı? Şey, annem sizde mi diye soracaktım.&lt;br /&gt;Kızı baştan ayağa süzen Naciye Teyze;&lt;br /&gt;—Kusura bakma kızım. Pek değişmişsin de o yüzden tanıyamadım. Zekiye bak kızın gelmiş, seninle görüşmek istiyormuş.&lt;br /&gt;—Geliyorum. Ne var kız, yine ne geldin gideydin ya eve.&lt;br /&gt;—Üf be anne… Biz Özlem’le kafeye gidicez bana para lazımdı da ondan geldim.&lt;br /&gt;—Ben para mı basıyorum burada, abin gelir para, sen gelirsin para, banka mı sandınız beni siz? Al şunu, bak bu son, bir daha beş kuruş vermem valla bilmiş&lt;br /&gt;ol.&lt;br /&gt;—Anne bankada para olmaz da sende olur. Sen benim bankamsın.&lt;br /&gt;Naciye Hanım, ana kızın fısıltı ile de olsa konuşmalarına şahit olmuş ve duydukları onu çok üzmüştü. Zekiye Hanımı kızı konusunda, birçok kez uyarmış, nasihat&lt;br /&gt;etmişti.&lt;br /&gt;Zekiye Hanım kapıyı yavaşça kapatıp içeri gelirken biraz mahcup, biraz kızından utanmış görünüyordu.&lt;br /&gt;—Zekiye, verdin mi anahtarı?&lt;br /&gt;—Ne anahtarı? Haa, verdim verdim.&lt;br /&gt;—Asuman kızım pek değişmiş, pek güzelleşmiş, tanıyamadım kusura bakma. Düğüne mi gitmişti?&lt;br /&gt;—Yoo, okuldan çıkmış da, beni evde bulamayınca buradadır diye buraya gelmiş.&lt;br /&gt;—Ya, demek okuldan çıkmış. Okul kıyafetleri de ne kadar değişmiş, biz hala siyah önlüklerde kalmışız. Geçen pazara gittiğimde gördüm, çocuklar okuldan dağılıyordu&lt;br /&gt;bir baktım erkek kız sarmaş dolaş, haha hihi, kısacık etekler, incecik çoraplar, saçlar yapılı, dudaklar boyalı, eyvah dedim ana babaları bunları okusun&lt;br /&gt;da adam olsun diye mi gönderiyor, yoksa kız erkek birbiri ile oynaşsın diye mi? Vah ki, vah! Bizim dedelerimiz atalarımız bu günler için mi şehit oldu?&lt;br /&gt;Bu ana babalar nasıl ana baba ki, körpecik evlatlarını elleri ile ateşe atıyorlar, hiç mi vicdanları sızlamıyor, bu evlatlar böyle ahiretten habersiz yetişiyorlar.&lt;br /&gt;—İnsan hiç üzülmez olur mu Naciye teyze, elbette ana babaları da üzülüyordur ama söz dinletemeyince ne yapsınlar…&lt;br /&gt;—Ne demek söz dinletemiyor ayol… Sen baştan çocuğun her istediğini yap, ondan sonra da beni hiç dinlemiyor de, olacak şey mi? Suyun önünü ne yana çevirirsen,&lt;br /&gt;o yana akar. Eğer suyu, sebzelerin dibine doğru kanal açar da, o kanala doğru verirsen akarak gelir, sebzeleri sular, sen kanal açmadan, yön vermeden,&lt;br /&gt;gelsin de sebzeleri sulasın dersen su dolup dolup taşar,  bahçeyi sel götürür, sebzeler zayi olur gider. İnsan evladı da öyledir, su gibi yani... Sen onu&lt;br /&gt;iyi şeylere yönlendirirsen faydalı olur, başıboş bırakıp da, nasıl olsa coşar coşar durulur dersen, ne sana ne de etrafına faydalı olur.&lt;br /&gt;—Doğru diyon iyi diyon da Naciye teyze, hadi napayım ille de kafeye gidecem diye tutturdu. Ben bir iki izin verdiydim hadi genç diye, okuldan çıkınca arkadaşımla&lt;br /&gt;ders yapıyoruz diye gidiyor. Bilmiyorum ki, pek deli zamanı, bir de baskı yapınca evden kaçar diye bir şeyde diyemiyorum.&lt;br /&gt;—Bari arkadaşlarını tanıyor musun, nasıl birileri?&lt;br /&gt;—Yok, hiç tanımıyorum, eskiden Hayriye’nin kızıyla arkadaştı, o zaman hiç böyle yapmıyordu. Ama Hayriye’nin kız akıllı, benim ki gibi değil. Onun kızı,&lt;br /&gt;pastaneye gitmez, postaneye gitmez, anasının dizinin dibinde. Kız baktı ki, bizim kız çet mi ne yapıyormuş. Asuman, kızını azdıracak diye, Hayriye de çekti&lt;br /&gt;kızı, görüşmüyorlar artık.&lt;br /&gt;—Aferin Hayriye’ye, pek iyi yapmış kızını ateşten kurtarmış.&lt;br /&gt;—Ne yani, sen bana ateşe mi attın diyon, ben mi yaptım yani? Ben mi ona açıl saçıl dedim, ben mi ona çet yap dedim?&lt;br /&gt;—Kızma Zekiyeciğim kızma, ama keşke sen de kızını takip edeydin, kiminle geziyor, kiminle çet yapıyor, kiminle arkadaşlık ediyor, iyi arkadaş olmayanlarla&lt;br /&gt;görüştürmeseydin diyorum. Keşke saçını başını yaptığında, dudağını boyadığında ona izin vermeseydin diyorum. Keşke ona en baştan bu dünyaya niye geldiğini,&lt;br /&gt;bir gün ölüp her yaptığının hesabını vereceğini ona söyleseydin diyorum.&lt;br /&gt;—Peki, ben n’apayım şimdi, nerelere gidem, utancımdan yerin dibine mi girem?&lt;br /&gt;—Tamam, ağlama artık, zararın neresinden dönülürse kârdır demişler. Asuman akıllı kızdır etrafındaki arkadaşlarından etkileniyor herhalde. Al kızını karşına,&lt;br /&gt;konuş. Bak kızım de, seni dünyaya getiren ben olsam da, seni yaradan Allahü teâlâdır. Sana el, ayak, göz, kulak veren Odur, seni böyle güzel yaratan Odur.&lt;br /&gt;Gel Rabbini tanı ve kötü arkadaşlarını bırak, kafede çet mi ne yapıyormuşsun, bunları bırak. Yaptığın her şeyin hesabını bir gün vereceksin. Gün gelir&lt;br /&gt;bu gençlik biter, bu güzellik gider elden, sonradan eyvah deme, sanki yeni bir sayfa açmış gibi tövbe edip namaza başla, gel kızım ne kendin yan, ne de&lt;br /&gt;bizi yak. Ne bileyim işte, sen kızını daha iyi bilirsin, bu hem senin, hem de kızın için bir fırsattır. Evladına sahip çık ve onu kurtlar sofrasına bırakma.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-3796035486973341730?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/3796035486973341730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=3796035486973341730&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3796035486973341730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3796035486973341730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/kz-kendi-haline-brakrsan.html' title='kızı kendi haline bırakırsan...?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-9171455118300206096</id><published>2007-11-10T14:39:00.000-08:00</published><updated>2007-11-10T14:41:03.667-08:00</updated><title type='text'>Nalıncı Baba.</title><content type='html'>PADİŞAHIN İŞİ NE ? &lt;br /&gt;Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. &lt;br /&gt;Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. &lt;br /&gt;Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. &lt;br /&gt;Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: &lt;br /&gt;- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? &lt;br /&gt;-- Akşam garip bir rüya gördüm. &lt;br /&gt;- Hayırdır inşallah?.. &lt;br /&gt;-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz. &lt;br /&gt;- Nasıl yani? &lt;br /&gt;-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. &lt;br /&gt;Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; &lt;br /&gt;-- Kimdir bu? &lt;br /&gt;Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler. &lt;br /&gt;Ayyaşın meyhusun biri işte!.. &lt;br /&gt;-- Nerden biliyorsunuz? &lt;br /&gt;- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer; &lt;br /&gt;- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. &lt;br /&gt;Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... &lt;br /&gt;Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. &lt;br /&gt;- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. &lt;br /&gt;Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu : &lt;br /&gt;-- Nereye? &lt;br /&gt;- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. &lt;br /&gt;-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... &lt;br /&gt;Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. &lt;br /&gt;Defini tamamlamak gerek. &lt;br /&gt;- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. &lt;br /&gt;-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. &lt;br /&gt;- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? &lt;br /&gt;-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından. &lt;br /&gt;- Aman efendim, nasıl kaldırırız? &lt;br /&gt;-- Basbayağı kaldırırız işte. &lt;br /&gt;- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini... &lt;br /&gt;-- Merak etme ben beceririm. &lt;br /&gt;Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. &lt;br /&gt;- Şurada bir mahalle mescidi var ama... &lt;br /&gt;-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? &lt;br /&gt;- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden... &lt;br /&gt;-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. &lt;br /&gt;Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. &lt;br /&gt;Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır. &lt;br /&gt;- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba... &lt;br /&gt;-- Nasıl yani?.. &lt;br /&gt;- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. &lt;br /&gt;-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. &lt;br /&gt;Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. &lt;br /&gt;- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. &lt;br /&gt;Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... &lt;br /&gt;Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. &lt;br /&gt;Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından... &lt;br /&gt;- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... &lt;br /&gt;Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. &lt;br /&gt;-- Niye? &lt;br /&gt;- Ümmeti Muhammed içmesin diye... &lt;br /&gt;-- Hayret... &lt;br /&gt;- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. &lt;br /&gt;Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. &lt;br /&gt;Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. &lt;br /&gt;Hucceti islam okurdum... &lt;br /&gt;-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... &lt;br /&gt;- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli... &lt;br /&gt;-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? &lt;br /&gt;- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... &lt;br /&gt;Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada... &lt;br /&gt;-- Doğru, öyle ya?.. &lt;br /&gt;- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? &lt;br /&gt;-- Peki o ne dedi? &lt;br /&gt;- Önce uzun uzun güldü, sonra; &lt;br /&gt;- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne..?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-9171455118300206096?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/9171455118300206096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=9171455118300206096&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/9171455118300206096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/9171455118300206096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/nalnc-baba.html' title='Nalıncı Baba.'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-811765278971672436</id><published>2007-11-10T14:37:00.001-08:00</published><updated>2007-11-10T14:37:54.171-08:00</updated><title type='text'>veren el....</title><content type='html'>YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, "Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır" derdi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, "Ben hakkımdan fazlasını istemem" der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, "Bugünlük bu kadar yeter" deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. "Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim" dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman "orta açık çay" içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım" dedi marangoz. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun: &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Canın sıkkın" dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Evet."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Sebep?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bir talebe var... Üniversitede okuyor." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Ne var bunda?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Niye?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş..." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Kimi kimsesi yok mu peki?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine &lt;br /&gt;gitmişler."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bu niye gitmemiş?" &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu: &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Sen ne yaptın peki?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Ne yapacağım" dedi Tornacı, "aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Çıktı mı peki?" &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tornacı "Nerde o eski günler!" dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Götür ver!" dedi, "Söyle ona, memleketine gitsin." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tornacı hayretle baktı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Hepsini mi?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Hepsini."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Kurban alacaktın hani?" &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Allah kerim!" dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Evde, "Kurbanlık almadın mı Bey?" diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi: &lt;br /&gt;"Allah kerim!"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kadın başka soru sormadı. Tanırdı kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Merhaba usta!"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Merhaba!"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Beni tanıyamadın galiba."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Evet."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan... Paranın bir kısmını &lt;br /&gt;vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Buyur bir çay iç" dedi. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ustanın elini sıkıp gitti adam. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Marangoz parayı saydı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı! &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve "Allah kerim!" dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-811765278971672436?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/811765278971672436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=811765278971672436&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/811765278971672436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/811765278971672436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/veren-el.html' title='veren el....'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5051457022363033089</id><published>2007-11-08T04:42:00.000-08:00</published><updated>2007-11-08T04:43:27.599-08:00</updated><title type='text'>Tek çift ayakkabı</title><content type='html'>Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokakta ki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir müddet öyle durdu. Daldığı rüyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı firlayıp: "Küçüüük!" diye seslendi. "Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, ona dönerek:"Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bence önemli değil!" diye atıldı adam."Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:&lt;br /&gt;"Keske vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."&lt;br /&gt;Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp "Anlayamadım!" dedi. "Neden öyle olsun ki?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok basit!" dedi adam. "Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi.Adam, vitrini işaret ederek: "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, başını yanlara sallayıp: "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi,"Almam mümkün değil ki!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Indirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk biraz düşünüp: "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ikiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira o da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. Içerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek: "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sen çok cahil kalmışsın be arkadaş...." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:"Bana göre 20 lira yeterli." dedi."Indirim mevsimini başlattınız ya!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğun için üzülmene hiç gerek yok, demişti." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremizde olan biteni görebileceğimiz vicdanlı, duyarlı insanlardan olmak dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5051457022363033089?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5051457022363033089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5051457022363033089&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5051457022363033089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5051457022363033089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/11/tek-ift-ayakkab.html' title='Tek çift ayakkabı'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2419915987693111810</id><published>2007-10-23T15:21:00.001-07:00</published><updated>2007-10-23T15:21:58.080-07:00</updated><title type='text'>Gül Bahçesi</title><content type='html'>Zamanın birinde bir kasabada yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.. Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.. Ama kız onu da reddetmiş.. Aradan uzun yıllar geçmiş.. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış ..Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.. Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.. kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.. Üstelik zengin bile değilmiş.. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.. kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.. kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabi vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş.. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.. Birden çok güzel sari bir gül görmüş.. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüs.. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.. Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş: "Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.. Bu yüzden gençlik elden gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2419915987693111810?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2419915987693111810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2419915987693111810&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2419915987693111810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2419915987693111810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/10/gl-bahesi.html' title='Gül Bahçesi'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8362516959739976093</id><published>2007-10-23T14:18:00.000-07:00</published><updated>2007-10-23T14:19:35.116-07:00</updated><title type='text'>Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız!</title><content type='html'>Ahmet ve Nihat adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul'da yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat'ın durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen, uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihat'ın onu takip ettiğini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan çok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye Vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Senin bir arkadaşın vardı Nihat diye. O Kayseri'ye Vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip tutmuş Kayseri'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nihat Bey'i görmek istiyorum, demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odacı Nihat Bey'in yanına girmiş çıkmış ve "Sizi görmek istemiyor" demiş. "Nasıl olur," demiş Ahmet, "Ona İstanbul'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin." Odacı tekrar gitmiş ve Nihat Bey sizi tanımadığını, eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat'ın evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış kadın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan çok etkilenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. "Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan" demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para var. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu, istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de bulunmuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız "Valiyi de çağıralım" demiş. Ahmet kabul etmemiş. "Nasıl olur" demiş kız, "Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?" Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz çağıralım, o yaptığından utansın, demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Vali Nihat Bey'e de bir davetiye yazmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat'ın gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Zamanında ben durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat Bey'in durumu bu kadar iyi değildi. Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Oradan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış mikrofonu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey'e dönmüş. Acıyarak bakmışlar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum, doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e götürsün diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8362516959739976093?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8362516959739976093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8362516959739976093&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8362516959739976093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8362516959739976093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/10/kaabilirsiniz-ancak-saklanamazsnz.html' title='Kaçabilirsiniz ancak saklanamazsınız!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5487796868258775478</id><published>2007-10-10T19:49:00.000-07:00</published><updated>2007-10-10T19:50:26.293-07:00</updated><title type='text'>YAŞ-LI..........</title><content type='html'>İhtiyarlık... &lt;br /&gt;Ne çok şey yazmak isterdim bu konuda, ne çok şey... &lt;br /&gt;Kim söylemişti o sözü; "Ben gençliğin ne olduğunu bilirim ama siz ihtiyarlığı bilemezsiniz" diye...&lt;br /&gt;Hüzün, senin akranın olan çocuğa "yaşlı futbolcu" dediklerinde başlar. &lt;br /&gt;Ve bir gün bakarsın ki, artık sahalarda senin yaşında futbolcu kalmamış.&lt;br /&gt;Yirmili yaşlarda, bir an önce büyümek için gün sayarken, otuzunda "bu kadar büyümek yeter" diye düşünür, kırkından sonra ise artık frene basmanın mümkün olmadığını anlarsın.&lt;br /&gt;Hele elli sonrası... düşmemek için, geride kalan hâtıraların oluşturduğu bastonuna dayanıp ayakta kalmaya çabalarsın.&lt;br /&gt;Mesleği bırakmak ölüme biraz daha yaklaşmak gibi... Naim Süleymanoğlu'nun kariyerini riske atıp orta yaşlarında halterin barına yapışması bu yüzdendi, Martina Navratilova'nın kırklı yaşlarında raketin sapına tutunması da... Gelmiş geçmiş en büyük futbol sihirbazı Diego Maradona'nın "kocamış bir kurt olarak köpeklere maskara olmayı göze alıp" topu bir türlü bırakamaması da...&lt;br /&gt;Müzeyyen Senar'ı "bu yaşında" mikrofondan koparmayan şey ne ise, Necdet Mahfi Ayral'ı 96 yaşında tiyatro sahnesine çıkarmış şey de odur; yaşlılık kompleksi... &lt;br /&gt;Zaman acımasız...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Mihrali Üzülmez, gençliğinde güreşçi olduğunu bile unuttuğu yaştaydı şimdi. Oysa yarım asır önce, Almanya'ya karakucak güreşini götürmüştü; er meydanlarında uzun boyu, geniş omuzları, iri elleri, acımasız gücü ve yere gelmez sırtı ile taştan bir heykel gibiydi.&lt;br /&gt;Şimdi, hayat ırmağının orasında burasındaki kayalara çarpa çarpa küçülmüş vücudu ile, kah Almanya'daki büyük oğlunun, kah Sivas'taki küçük kızının yanında "sığınmacı" olarak yaşıyordu. &lt;br /&gt;Oğlunun evinde "el kızı" vardı, kızı ise zaten el evindeydi. &lt;br /&gt;İki yıl önce eşini kaybettikten sonra yeryüzünde bir başına kalmış olan Mihrali Dede, sanki hayatı protesto eder gibi, kimse ile konuşmuyordu artık...&lt;br /&gt;Almanya'daki mekanı, vakitten vakte, ezandan ezana namaz saatlerini beklediği Fatih Camii avlusu idi. &lt;br /&gt;Türkiye'de ise köyünden ayrıldıktan sonra bir türlü alışamadığı Sivas şehir merkezinde, yine cami avlusu ile, geleni geçeni sessizce seyrettiği çay bahçesinde ömür tüketiyordu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İki çocuğunun iki ayrı ülkedeki hayatları arasında ping pong topu gibi gidip gelen Mihrali Dede, yine Türkiye'deydi.&lt;br /&gt;Aradan yıllar geçti.&lt;br /&gt;Ve bakın sonunda ne oldu.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Mihrali Dede'nin Almanya'daki sigorta şirketinden her ay Türkiye'deki banka hesabına yatan emekli maaşını, demiryollarında çalışan damadı çekiyordu. &lt;br /&gt;Alman makamları, 107 yaşına geldiği halde Mihrali Üzülmez'in "neden ölmediğini" merak edip, Türkiye'ye müfettiş gönderdiklerinde dünya üzerinde görülmemiş yepyeni bir sahtekarlık türünü keşfettiler:&lt;br /&gt;Aslında Mihrali Dede 95 yaşında ölmüştü... Sivas'taki damadı ile kızı, yaşlı adamın maaşını çekmeyi sürdürmüşlerdi tam 12 yıl boyunca...&lt;br /&gt;Çünkü imza atamadığı için emekli kağıtlarına her zaman parmak basmış olan Mihrali Üzülmez öldüğünde damadı ile kızı, talihsiz dedenin baş parmağını kesip buzdolabında saklamışlar, imza lazım oldukça da bu baş parmağı kullanmışlardı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5487796868258775478?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5487796868258775478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5487796868258775478&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5487796868258775478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5487796868258775478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/10/ya-li.html' title='YAŞ-LI..........'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6794183375172796339</id><published>2007-09-27T05:06:00.000-07:00</published><updated>2007-09-27T05:11:19.933-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Ünal ÇAM'/><title type='text'>BELEDİYENİN  BAŞKANI (Özürlüler haftası için öykü)</title><content type='html'>Belediye başkanı, geniş-rahat makam koltuğunda huzursuzca kımıldandı. Sesine daha bir otorite katarak kapıdaki ihtiyara seslendi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne istiyorsan, söyle amca !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şey, efendim. Benim bacaklarından özürlü bir torunum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anlaşıldı anlaşıldı. Belediye aracılığıyla dağıtılacak tekerlekli sandalyeleri duydun, ondan istiyorsun. Kusura bakma, sayısı az. Başvurular alınacak, sonra kura çekilecek. Şansına artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yok efendim, onun için gelmedim. Torunumun tekerlekli sandalyesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eee… derdin nedir öyleyse ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tekerlekli sandalyesi var da, rahatça dolaştıramıyoruz. Başka şehirlerde belediyeler yardımcı oluyormuş. Onlara uygun otobüsleri veya dolmuşları oluyormuş. Ama bize şimdilik kaldırımları düzenleseniz yeter. Kaldırımların başlangıcıyla sonuna bu arabalarla kolayca geçilecek yerler yapsanız diye talepte bulunacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Oooo amca, her gelenin bir talebi var. Belediye boş mu duruyor sanıyorsun. Çoğu yerin kaldırımı bile yok, önce onlarla uğraşmalıyız. Hele bir eskisi şekliyle tüm kaldırımları bitirelim, birkaç sene sonra da ek bütçe olursa, kaldırım girişlerine baktırırız. Öyle he demeyle olmaz her iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ama birkaç sene demek, torunumun ve onun gibi yaşamak zorunda olanların, en güzel çağlarını evde hapis geçirmesi demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bak amca, ben koskoca belediye başkanıyım. Herkese bu kadar vakit ayırırsak işimiz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada başkanın yardımcısı telaşlı bir halde içeri girdi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim trafikten aradılar !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Noldu büyük bir kaza mı olmuş? Çok ölen mi olmuş, nedir bu telaşın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir çocuğa araba çarpmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan sakinleşerek, koltuğuna doğru adım attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne yapayım yahu, her kazaya belediye başkanı mı koşacak. Amca sen de çık artık. Görüyorsun işlerimiz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar adam, boynu bükük dışarı yürüdü. Başkanın yardımcısı devam etti;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim, …çocuk, …çocuk sizin torununuzmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye başkanı, sendeleyerek koltuğuna oturdu. Gözünün önünde önce torununun gülen yüzü canlandı, sonra da tekerlekli bir sandalyede ağlayışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titrer gibi bir sesle ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Az önce çıkan ihtiyarı çağırın çabuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar adam kapının önündeki koltukta başı önde oturuyordu. Çağrılınca içeri biraz heyecan, biraz çekingenlikle girdi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Buyrun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Amca, söz veriyorum kaldırımları yaptıracağım ama nolur beddua ettiysen geri al.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kırıldım ama beddua etmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nolur o zaman, torunum için dua et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O esnada telefon çaldı, başkanın uzanmayacağını anlayan yardımcısı telefonu açtı, sonra başkana uzattı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kızınız arıyor efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü haber bekleyen başkan, dudaklarını ısırarak konuştu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aaa..aloo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Baba, az önce kızıma araba çarptı ama…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eee..evet, durumu nasıl? ..ba..bacak..ları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Merak etme, sadece burnu kanamış. Biz hastanedeyiz, duyar da merak edersin diye aradım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan ağlayışı duyulmasın diye hızla kapattı telefonu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımcısı diğer telefonu uzattı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim diğer telefonda emniyetten arıyorlar. Kazayı yapan şöförü tutuklamışlar. Şikayet tutanağı için bekliyorlarmış, aileden birinin gelmesi gerekiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan, hâlâ kapıda bekleyen ihtiyara dalgın dalgın baktıktan sonra;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bıraksınlar, gitsin. Makamın hırsına kapılıp, burnumuz büyüyünce, mevlamın bizi ikaz için gönderdiği bir vesile o. Biz alacağımız dersi aldık, onun bir suçu yok, suç bizim. Şikayetçi değiliz, bıraksınlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6794183375172796339?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6794183375172796339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6794183375172796339&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6794183375172796339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6794183375172796339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/belediyenin-bakani-zrller-haftas-iin-yk.html' title='BELEDİYENİN  BAŞKANI (Özürlüler haftası için öykü)'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7025455386070772951</id><published>2007-09-12T08:07:00.000-07:00</published><updated>2007-09-14T15:51:49.738-07:00</updated><title type='text'>İstanbul'un Tezatları...</title><content type='html'>İstanbul'umuzun &lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olimpiyatı yok./Olimpiyat Stadı var.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 kilometreyi 3 saatte gidersin./Formula pisti var.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baraja ev yapıyorlar./Çeşmelerden deniz suyu akıyor.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır Çarsısı'nda Mısır bulamazsin.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manifaturacilar Çarşısında/Plak satiliyor.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflarda,/Halı var.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Kapalicarsi;Turistlerin carsiya ciktigi gun, kapali.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Akmerkez,mavi.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Sehirlerarasi yolcu otobuslerinin yuzde 99.9'u Anadolu'ya gider&lt;br /&gt;Otogari Avrupa'da.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Bakirkoy,Hem bakir, hem köy&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Altinsehir,Hem altin hem sehir, gecekondu!&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Atasehir? Kadikoy'e bagli.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Ahirkapi'ya Gemi baglaniyor!&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Bayrampasa'nin,Adi bayram, kendi cezaevi.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Yedikule zindanlarinda Konser veriliyor.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Sultanahmet Cezaevi desen,5 yildizli otel&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Topkapi Sarayi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciragan Sarayi.&lt;br /&gt;Dolmabahce Sarayi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garibanin uc kurusa karnini doyurdugu yerlerin adi da,"simit sarayi" &lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Belediye baskani, muhallebici&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Bostanci'da ;Bostan yok&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Tahtakale'de ;Kale yok.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Tarlabasi'nda ;Tarla yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Etrafta ev mev yokken&lt;br /&gt;Bakkal dukkáni acan adama şaşkin demisler&lt;br /&gt;Saskinbakkal'da ev almak ;New York'tan pahali!&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Besiktas'tan Uskudar'a gec,2 kilometre; Parayla.&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Besiktas'tan Florya'ya git,22 kilometre;Bedava&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;"Ortasindan bogaz gecen,Hem Asya'ya hem Avrupa'ya,&lt;br /&gt;iki kitaya basan dunyadaki tek sehir" derler&lt;br /&gt;Peki Canakkale ne?&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;"Zeynep Kámil Hanimefendi'nin hatirasi önunde saygiyla egiliyoruz"falan da derler&lt;br /&gt;Halbuki, Zeynep hanimefendi,Kamil kocasi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Tarihi hipodromda;Ramazan senligi yapiyorlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Turkiye'nin en buyuk kumarinin oynandigi ;Veliefendi, seyhulislam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Soyun burali mi&lt;br /&gt;Baska yerden mi&lt;br /&gt;Kiz sen Istanbul'un&lt;br /&gt;Neresindensin?&lt;br /&gt;Polonezkoy Muhtari Daniel Ohotski,5'inci gobek, dogma buyume Istanbullu &lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Istanbul Belediye Baskani,Artvinli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Sisli Belediye BaskaniErzincanli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Eminonu Belediye Baskani,Malatyali,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Pendik Belediye Baskani,Sakaryali,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Umraniye Belediye Baskani,Balikesirli,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Uskudar Belediye Baskani,Trabzonlu,&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Kadikoy Belediye Baskani,Muslu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Gaziosmanpasa Belediye Baskani,Kastamonulu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Gazi Osman Pasa da,Tokatli'ydi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;En unlu Restorani,Konyali!&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;Malum,Galata Koprusu'nun Adi Galata&lt;br /&gt;Kendi Balat'tadir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7025455386070772951?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7025455386070772951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7025455386070772951&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7025455386070772951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7025455386070772951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/istanbulun-tezatlar.html' title='İstanbul&apos;un Tezatları...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4352651209503080994</id><published>2007-09-10T06:39:00.000-07:00</published><updated>2007-09-10T06:40:09.073-07:00</updated><title type='text'>Kültürlü bir kız...</title><content type='html'>Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi. &lt;br /&gt;Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi. &lt;br /&gt;- Alo.kızım, nasılsın? &lt;br /&gt;- İyiyim anne. Ne oldu * &lt;br /&gt;- Sana bir surprizim var. &lt;br /&gt;- Surpriz mi? &lt;br /&gt;- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş.. &lt;br /&gt;- Eee kimmiş. &lt;br /&gt;- Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum. &lt;br /&gt;- Ben mi? &lt;br /&gt;- Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum. &lt;br /&gt;- Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen. &lt;br /&gt;- Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir. &lt;br /&gt;- Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım. &lt;br /&gt;-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak. &lt;br /&gt;-Tamam anne..tamam. &lt;br /&gt;- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim. &lt;br /&gt;- Hemen darılma, tamam dedim ya. &lt;br /&gt;O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim. &lt;br /&gt;Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi. &lt;br /&gt;Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü. &lt;br /&gt;Köylü kadın çekinerek seslendi; &lt;br /&gt;- Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim? &lt;br /&gt;"Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu. &lt;br /&gt;- Ne var, adres mi soracan! .. &lt;br /&gt;Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı; &lt;br /&gt;- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım. &lt;br /&gt;- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister. &lt;br /&gt;Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü. &lt;br /&gt;"-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu. &lt;br /&gt;Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü; &lt;br /&gt;- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı. &lt;br /&gt;Kadın dayanamadı; &lt;br /&gt;- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! . &lt;br /&gt;- Oooo... laf yapmayı da biliyormuş &lt;br /&gt;-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim. &lt;br /&gt;Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi. &lt;br /&gt;Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi. &lt;br /&gt;- Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde? &lt;br /&gt;- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş. &lt;br /&gt;- Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı. &lt;br /&gt;Genç kız bir an durakladı. &lt;br /&gt;-Küçük bir kız mı? &lt;br /&gt;- Evet &lt;br /&gt;- Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi? &lt;br /&gt;- Kültürsüz değil ama zengin değil. &lt;br /&gt;- Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme. &lt;br /&gt;- Köyden gelen kadına ne denir ki! .. &lt;br /&gt;- Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun. &lt;br /&gt;- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ' - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı. &lt;br /&gt;-Ne istiyormuş? &lt;br /&gt;- Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek. &lt;br /&gt;- Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım? &lt;br /&gt;Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı; &lt;br /&gt;- Kızım, sen bebekken biz köydeydik. &lt;br /&gt;- Eee. &lt;br /&gt;- Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim. &lt;br /&gt;-Evet, hatırladım. &lt;br /&gt;- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık. &lt;br /&gt;- Herhalde şimdi anlatacaksın. &lt;br /&gt;- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu. &lt;br /&gt;- Niçin? &lt;br /&gt;- Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4352651209503080994?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4352651209503080994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4352651209503080994&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4352651209503080994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4352651209503080994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/kltrl-bir-kz.html' title='Kültürlü bir kız...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8870700424658928387</id><published>2007-09-08T08:55:00.000-07:00</published><updated>2007-09-08T09:03:38.491-07:00</updated><title type='text'>Yuz Yasindaki Ihtiyar ....</title><content type='html'>Hazreti Ibrahim Aleyhisselam, belki azigi kalmayan biri gelir dusuncesiyle yemegini her zaman geciktirirdi. Fakat mubarek huylu peygamberin misafirhanesinde, hafta boyunca hic kimseye ugramamisti. O buna dayanamiyor, uzuluyordu. &lt;br /&gt;Bir gun evinden cikti, her tarafa bakti, cevreye goz gezdirdi. bu sirada yaylada yapayalniz, beli bukuk, saci basi ihtiyarligin kariyla agarmis birini gordu. Gonul alici bir tavirla ona seslendi. "Merhaba" dedi. sonra da butun comert insanlarda adet oldugu sekilde misafirhanesine davet etti. &lt;br /&gt;"Ey Mubarek ihtiyar! Buyur gel, bir lutufta bulun da yemegimizi yiyelim" dedi. &lt;br /&gt;Bunu isiten ihtiyar: &lt;br /&gt;"Peki dedigin gibi olsun, gidelim" diyerek, onunla birlikte yurudu. Zaten o da, Peygamberin bu mubarek adetini duymustu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ibrahim peygamberin misafirhanesindeki hizmetkarlar kosusarak, artik yurumekle bile gucluk ceken bu ihtiyar adama buyuk iltifat edip yer gosterdiler. Peygamber isaret edince sofralar kuruldu ve herkes onun cevresinde toplandi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah'in adiyla..." denilip, besmele cekilerek hep birlikte yemege baslandi. Fakat kimse ihtiyarin, Allah'in adini andigini yada buna benzer bir sey soyledigini duymadi. Peygamberin bu ise cok cani sIkildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"A zavalli ihtiyar, ben yaslilardaki kullugu ve samimiyeti sende goremiyorum. Nimeti yiyecegin zaman onu verenin adini anmak sart degil midir?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sozu isiten ihtiyar soyle cevap verdi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ama ben bir Atesperestim! Pirimden isitmedigim bir yolda gidemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ibrahim Aleyhisselam anladi ki, bu perisan ihtiyar atese tapan bir putperesttir. Onun, Allah'in dinine yabanci oldugunu gorup cok uzulen Peygamber, ihtiyari paylayarak sofradan kaldirdi ve kapisindan kovdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz sonra Peygamber, gayptan gelen bir sesle irkildi. Yuce Allah, kendisini siddetle kiniyordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya Halil, ben bu ihtiyara yuz yildir rizk ve hayat veriyorum. Sen ise ona bir ogun bile sabredemedin. O atese secde ediyor diye , sen neden comertliginden vazgeciyorsun, neden keremden elini cekiyorsun?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ibrahim Peygamber bu uyariyi alir almaz, hemen yasli adamin ardindan yetisti ve kendisinden ozur diledi. Ihtiyar atesperest kendisinden bu davranisinin sebebini sorunca da olup biteni anlatti. bunu uzerine yasli adam gafletten uyaniverdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dusmani icin dostunu azarlayan bir Allah ne kadar buyuktur!" diyerek imana geldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8870700424658928387?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8870700424658928387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8870700424658928387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8870700424658928387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8870700424658928387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/yuz-yasindaki-ihtiyar.html' title='Yuz Yasindaki Ihtiyar ....'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7147529311284817961</id><published>2007-09-08T08:51:00.001-07:00</published><updated>2007-09-08T08:52:55.441-07:00</updated><title type='text'>YILANIN HİKAYESİ....</title><content type='html'>Bir yılan,kendi mekanı bellediği geniş bir mekanda her yanına geleni korkutmakta,ısırmaktaymış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çocuk,kadın,yaşlı dinlemez,bölgesine giren herkese saldırırmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kendisini öldürmek için üstüne gelenlerden de her seferin de şans sayesinde ve bir de aptal bir takım yandaşlar sayesinde her zaman kurtulmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu aptalları yeri gelince usulünce hal edip hepsine de gereken dersi vermiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonunda çevrede yaşayan insanlar,bir türlü kurtulamadıkları bu yılandan iyice bıkmışlar ve yörenin en bilge kişisinin kapısını çalmışlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yılanın yaptıklarını sıralamışlar,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;nankörlüğünü,sadistliğini,kader kıymet bilmezliğini,acımasızlığından yakınmışlar ve durumu anlatmışlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Eğer insanlara zarar vermeden o bölgede yaşamaya devam ederse,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kendileri acısından bir sakınca bulunmadığını ve yılanı öldürmeye kalkışmayacaklarına dair söz vermişler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaşlı bilge,insanların anlattıklarını dinledikten sonra yılanın mekanı olan bölgeye gitmiş ve beklemeye başlamış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir süre sonra yılan çalıların arasından çıkmış,bilge kişinin yanına sokulmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilge önce bir süre konuşmadan durmuş,yılanın kendisine güvenmesini beklemiş,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonunda yılanın sakinleştiğini ve kendisine güvenmesini beklemiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonunda yılanın sakinleştiğini hissedince de,ona güven verecek bir üslupla da konuşmaya başlamış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu dünyada yaşamak için,beslenmek için bu kadar şiddet kullanmaya gerek olmadığını,insanlara her hangi bir zarar vermeden de yaşayabileceğini anlatmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şiddet kullanmanın vefasızlığın kötü bir şey oldugunu,canlı öldürmenin en büyük kötülük oldugunu tekrar tekrar söylemiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilge güzelce anlattıkça,yılan can kulağıyla dinlemeye başlamış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilgenin nasihatleri bitince çok etkilenmiş olan yılan,kafasının değiştiğini söylemiş ve bambaşka bir yılan olacağına söz verip tekrar çalıların arasında&lt;br /&gt;kaybolmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonunda sözünü de tutmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bölgesinde sakin geziyor,gelip gecen hiç kimseye saldırmıyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ama yılanın sözünü tutdugunu,iyice uysallaştığını gören insanların havası değişmeye başlamış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kimi geçerken bir tekme savuruyor,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;kimisi de her şeye rağmen yanına yanaşmaktan çekinerek uzaktan taş atıyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hatta çocuklar,çalıların arasında bağıra çağıra yılanı sürekli kovalamayı sürekli bir oyun haline çevirmişler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnsanlardan devamlı kaçmaktan bezmiş;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gövdesinin her yanı yediği tekmelerden ve taşlardan yara bere içinde kalmış olan yılan,kendisine yapılanlar nedeniyle gururunun kırıldığını da düşünüyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sonunda kendisin etkileyen bilgeyle tekrar konuşmaya karar vermiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gitmiş olan biteni anlatmış:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bana söylediğin her şeyin gereğini yaptım,suç işlemeyi,insanlara zarar vermeyi,öldürmeyi bıraktım,bambaşka bir yılan oldum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gel gör ki,benden korkmayan insanlar,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;beni sürekli dövüyor,hırpalıyorlar,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;aşağılıyorlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ne yapayım ben şimdi?"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bunun cevabı çok basit demiş bilge:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Ben sana insanları ısırma,öldürme;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;gelen gecen herkese saldırma,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;vefasızlık,nankörlük etme dedim."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ama Tıslama,dişlerini gösterme!demedim..."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yılan söylenenleri anlayıp idrak etmiş ama bir kere de onurunu gururunu incitmiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Rüzgarın seni götürdüğü yerde hakikati bulacak değilsin.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Onu kendi direnmeyişinde,oluruna bırakışında,oyunculuğunda,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Menfaatperestliğinde,şaklabanlığında,iradesizliğinde,ciddi olmayışında,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;kahkahanda bulacaksın."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7147529311284817961?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7147529311284817961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7147529311284817961&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7147529311284817961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7147529311284817961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/yilanin-hikayesi.html' title='YILANIN HİKAYESİ....'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7210896834271344654</id><published>2007-09-08T06:28:00.000-07:00</published><updated>2007-09-08T06:30:00.903-07:00</updated><title type='text'>Eğer Yalancı isen...</title><content type='html'>'İsrâiloğulları'ndan abraş (cilt hastası), kel ve kör üç kişi vardı. Hz. Allah bu üç kişiyi imtihan etmek istedi de kendilerine bir melek gönderdi. Melek abraşa geldi ve: &lt;br /&gt;' Hangi şey sana daha sevimlidir? diye sordu. Abraş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Güzel vücut, güzel ten ve halkın iğrendiği abraşlığın benden giderilmesidir, dedi. Melek onun vücudunu sıvazladı, hemen çirkin manzarası gitti; kendisine güzel bir renk, güzel bir ten verildi. Melek yine sordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' En çok hangi maldan hoşlanırsın? Abraş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Deve'den, dedi. Ona, on aylık bir dişi deve verildi. Melek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Allah bu deveye senin için bereket kılsın, diye duâ etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra melek kel'in yanına geldi ve ona: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' En çok hangi şeyi istersin? diye sordu. Kel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Güzel saç ve halkın tiksindiği şu kelliğin benden gitmesini, dedi. Melek onu da sıvazladı, kelliği gitti; kendisine güzel bir saç verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melek tekrar sordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Hangi mal daha çok hoşuna gider? Kel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Sığır, dedi. Ona da yüklü bir inek verildi. Melek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Allah bu inekte senin için bereket kılsın, diye duâ etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra melek, kör'ün yanına geldi ve ona da sordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Hangi şey daha çok hoşuna gider?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Allâh'ın, gözümü bana iâde buyurup insanları görmem, dedi. Melek onu da sıvazladı. Allah Teâlâ da ona gözünü iâde buyurdu. Melek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Hangi mal daha çok hoşuna gider? dedi. Kör: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Koyun, diye cevap verdi. Ona da kuzulu bir koyun verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin bu hayvanları yavruladı, koyun sahibinin koyunu da kuzuladı. Öyle ki; deve sahibinin bir vâdi dolusu devesi, sığır sahibinin bir vâdi dolusu sığırı, koyun sahibinin de bir dere dolusu koyunu oldu... Derken bir zaman sonra o melek, ilk görüştüğü andaki sûret ve hey'etinde abraş'a geldi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Ben yoksul bir adamım, dedi, yolculuğum esnasında maişet imkânlarım kesildi. Bugün gitmek istediğim yere varmam, ancak evvelâ Allâh'ın, sonra da senin sâyende olacak. Sana güzel renk, güzel ten ve bolca mal veren Allah hakkı için, ben senden bir deve istiyorum ki, yolculuğumda (gitmek istediğim yere) onun sırtında varayım. Abraş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Hak sahipleri çoktur (yardım edilecek pek çok yer var, sana verecek malım yoktur), dedi. Melek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Ben seni tanıyor gibiyim. Sen halkın tiksindiği abraş değil misin? Sen Allâh'ın (sonradan) servet verdiği fakir değil misin? dedi. Abraş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Ben bu mala ancak ata'dan ata'ya intikâl ile vâris oldum, dedi. Melek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Eğer iddiânda yalancı isen, Allah seni eski vaziyetine çevirsin, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra melek (ilk görüşmelerindeki) sûret ve hey'etinde kel adama geldi. Ona da abraş'a dediği gibi dedi. Kel de abraş gibi reddetti. Melek: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Eğer yalancı isen, Allah seni önceki hâline soksun, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra melek (yine ilk görüşmelerindeki) sûret ve şekliyle kör'e geldi ve dedi ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Ben yoksul biriyim; yolda kaldım, yolculuğum esnasında maîşet sebeplerim kesildi. Bugün gitmek istediğim yere varmam, önce Allah, sonra da senin sâyende olacak. Sana gözünü iâde eden Zât hakkı için, senden bir koyun istiyorum ki; yolculuğumda onun (sütünden gıdâlanarak) memleketime varayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine o adam:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Dilediğin kadar al, dilediğin kadarını da bırak. Vallâhi bugün, Allah için alacağın hiçbir şeyde sana güçlük çıkarmayacağım, dedi. Melek de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;' Malın sana kalsın. Siz imtihan olundunuz. Senden râzı olundu (hoşnut kalındı), diğer iki arkadaşına da gadap olundu, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlâmız, cümlemizi cimrilik ve nankörlük illetlerinden uzak eyleyip, hayır ve hasenatta yarışan ve zâtına dâima şükreden kullarından eylesin. Âmîn...&lt;br /&gt;__________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; haksız bir davada zirve olmaktansa,&lt;br /&gt;haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İnandığınız gibi yaşamazsanız,Yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız...Hz. Ömer (r.a.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7210896834271344654?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7210896834271344654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7210896834271344654&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7210896834271344654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7210896834271344654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/eer-yalanc-isen.html' title='Eğer Yalancı isen...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-608934105742324175</id><published>2007-09-06T10:47:00.000-07:00</published><updated>2007-09-06T10:48:15.503-07:00</updated><title type='text'>Ay’ın Sırrı.....</title><content type='html'>Aya ilk ayak basan adam anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 Temmuz 1969′da Ay’a ilk insan indi. Adı Neil Armstrong. Astronot Armstrong şu tarihi sözleri naklen yayın içinde de dünyaya duyurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kartal inmiştir.’ Apollo-11 personeli Aldrin ve Collins ile birlikte üç astronottan oluşuyordu. Ay’da yürüyen Armstrong inançları güçlü bir hristiyan idi. Ancak yolculuk boyunca birtakım şeyler ‘Sansür’ ediliyordu. Üç astronot birden ‘Başka bir cisim’ görmüşlerdi. Bütün konuşmalar bantlara geçiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASTRNOT ALDRİN: Açık kitap gibi bir şey var burada, tam durgunluklar denizinin üstünde.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASTRONOT ARMSTRONG: ‘İki halka gibi, daha doğrusu bir kitap gibi.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASTRONOT COLLİNS: ‘Sekstantın odağını değiştirdiğimde bir kitap biçiminde olduğu daha iyi belli oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Ne diyorsunuz siz, ayda kitap mı var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaflıklar bantlarda yer almaya devam ediyordu. Ertesi gün kitap yok olmuştu ama şimdi de bir parazit radyoyu sürekli meşgul etmeye başladı. İtfaiye arabasının sirenine benzeyen bir ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;COLLİNS: ‘Duyuyor musunuz? Şu sesi kesin yoksa kulaklarım patlayacak.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: Bu ses bizden değil, yabancı kaynaklı. Orada sizinle birlikte başkalarının da bulunmak istemediğine emin misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARMSTRONG: ‘Şimdi de bir müzik başladı. Yer kontrol, şu parazitlerinizi keser misiniz?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Hiçbir arıza yok. Müzik oradan sizden geliyor.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALDRİN: Hiçbir zaman anlaşamayacağız galiba. Bu müzik sesi bizden gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Armstrong, Ay’a ayak bastı ‘Kartal indi’ diyordu. İlk insan ay’da geziyordu. Birden yine o siren sesi gibi parazit geldi. Ama bu kez keskin seslerin içinde şu sözler bantlara geçti: ‘RABBİ-EL ARDZ- DİNİ ENDAHU- İZA- KUN-ALİM’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Hey kim konuşuyor?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Armstrong ayda yürüyordu. O müzik gibi ses bir daha başladı. ‘Eşhedu enlailahe illallah’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Yine uçan daireler mi? Neydi o şarkının sözleri?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;COLLİNS: ‘EŞEN MAHATMA RESSAMBALLA’ filan dedi. Bu Hintçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARMSTRONG: ‘Tamamını dinledim. Kalbe bir huzur veriyor. Galiba Afrika radyolarından biriydi.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALDRİN: ‘Frekans değiştirdim yine aynı ses. Bu ses Ay’dan geliyor. Radyo mesajı değil. İnanılmaz bir şey.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Çıldırdınız mı siz? Havasız yerde ses yayılır mı?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;COLLİNS: ‘Ne yani, yine uçan daireler mi?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARMSTRONG: ‘Kitap biçiminde uçan daire olur mu?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Bilinmeyen bir hastalık, uzay vurgunu mudur nedir? Bu sesler, kitap, melodi, hep hayal olmalı.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARMSTRONG: ‘Hayali kamera çeker mi, hayalet bir ses teyp bandına kayıt olur mu?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YER KONTROL: ‘Peki havasız ortamda ses yayılır mı?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Armstrong ve Apollo-II Astronotları salimen dünyaya döndüler. Bantlar yeniden dinletildi. Bu sırada NASA’da görevli olan Mısır asıllı Faruk El Baz’a danışıldı. Ay’da okunan bir mesajın sözlerinin ‘Arapça kutsal bir cümle olduğuna’ ilişkin bilirkişi raporu verildi. Daha sonra aynı cümleyi Apollo-16 astronotu ‘Worden’de işitti. Aslında hiç kimse tatmin olmamıştı. Belki UFO, belki başka birileri ama Ay’da bir mesaj vardı. Armstrong hiç mi hiç tatmin olmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada astronotlar dünyayı geziyorlardı. Gittikleri her yerde büyük bir ilgi ile karşılanan astronotlardan Armstrong’un yolu Mısır’ın başkenti Kahire’ye düşmüştü. Armstong kendisine gösterilen rağbetten memnundu. Bu sırada olan oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armstrong irkildi ‘Hey, bu müzik sesi ne?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısırlılar gülmemek için kendilerini biraz tuttular. Sonra da cevap verdiler ‘O müzik değil,&lt;br /&gt;Ezan.. Kilise çanları neyse, Cami’nin de ezanı odur.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armstrong, ‘Ben bunu daha önce de işittim.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette işiteceksiniz, dünyada bir milyara yakın Müslüman var. Hangi ülkeye gitseniz mutlaka ezan okunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ben, dünyayı kastetmiyorum, bu sesi Ay’da duydum.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armstrong’un yüzü kireç gibiydi: ‘Aman Allah’ım, Seni şurada yanıbaşımda değil, ta Ay’da&lt;br /&gt;buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süre Armstrong’dan ses seda çıkmadı. Sonunda bir açıklamada bulundu: ‘Ay’a Besmelesiz ayak basmışım. Besmeleyi şimdi çekiyorum Artık ben de müslümanlardanım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-608934105742324175?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/608934105742324175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=608934105742324175&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/608934105742324175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/608934105742324175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/ayn-srr.html' title='Ay’ın Sırrı.....'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8900970206556217831</id><published>2007-09-06T10:46:00.001-07:00</published><updated>2007-09-06T10:46:30.358-07:00</updated><title type='text'>Dedeciğim</title><content type='html'>Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve “Ya ben giderim, yada baban bu evde kalmayacak” diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala ona ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can “Baba bende seninle gelmek istiyorum” diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına “Baba nereye gidiyoruz ?” diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonda babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can “Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim” diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında “Beni affet baba” diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu “Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet” diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu… “Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8900970206556217831?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8900970206556217831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8900970206556217831&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8900970206556217831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8900970206556217831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/dedeciim.html' title='Dedeciğim'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6262698156351663310</id><published>2007-09-06T10:43:00.000-07:00</published><updated>2007-09-06T10:44:09.414-07:00</updated><title type='text'>FİNCAN TAKIMI</title><content type='html'>Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk&lt;br /&gt;kapımı çaldılar: “Eski gazeteniz var mı bayan?”&lt;br /&gt;Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına&lt;br /&gt;gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler&lt;br /&gt;vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de, size kakao yapayım”&lt;br /&gt;dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. &lt;br /&gt;Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki&lt;br /&gt;soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin&lt;br /&gt;önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım&lt;br /&gt;işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti&lt;br /&gt;bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu…&lt;br /&gt;Erkek çocuğu bana döndü “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu. Zengin mi?&lt;br /&gt;“Yo hayır!” diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere&lt;br /&gt;kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız,&lt;br /&gt;fincan tabaklarınız takım” dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.&lt;br /&gt;Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi&lt;br /&gt;ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.&lt;br /&gt;Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin&lt;br /&gt;tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,&lt;br /&gt;bir eşim vardı ve eşimin de bir işi… Bunlar da fincanlarım ve fincan&lt;br /&gt;tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin&lt;br /&gt;önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların&lt;br /&gt;sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi&lt;br /&gt;halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim&lt;br /&gt;de. Olur unutuveririm ne denli zengin&lt;br /&gt;olduğumu…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6262698156351663310?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6262698156351663310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6262698156351663310&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6262698156351663310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6262698156351663310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/fincan-takimi.html' title='FİNCAN TAKIMI'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-487759331814090117</id><published>2007-09-05T14:15:00.000-07:00</published><updated>2007-09-05T14:16:15.112-07:00</updated><title type='text'>Eyvah bu ne Gaflettir...</title><content type='html'>Bir gün İsa aleyhisselam çölde giderken birisini gördü. O kimse çölün ortasına oturmuş güneşin altında ibadet etmekte idi. Yanında bulunan kocaman bir ağacın gölgesine varır varmaz bu zata selam verdi ve: &lt;br /&gt;- Ey Allah'ın abid kulu! Bu çölde ne diye güneşin karşısında ibadet edersin, şu ağacın gölgesinde ibadet etsen olmaz mı? Diye sordu. O kimse:&lt;br /&gt;- Ey Allah'ın Nebisi! Yedi-sekiz yüz yıllık ömrüm içinde, buradan gölgeye gidinceye kadar geçen zaman zarfında tesbihlerim fevt olabilir (eksik kalabilir). Bundan korktuğum için burada ibadet ederim, diye cevap verdi. Bunun üzerine İsa aleyhisselam: &lt;br /&gt;- Doğrudur. Senin için gerekli olan da budur. Fakat sana çok garip bir şey söyleyeceğim. Ahir zamanda bir ümmet gelecek ki, onların ömrü en fazla doksan yüz sene olacaktır. Fakat, onlar öyle emek içine girip bina yapacaklar ki, sanki bin sene yaşayacakmış gibi umut içerisinde olacaklardır, dedi. O kimse: &lt;br /&gt;- Eyvah, bu ne gaflettir. Eğer ben onların yerinde olsaydım, bir secde ile ömrümü bitirirdim, diye karşılık verdi.&lt;br /&gt;Ya Rabbi! Kavmime doğru yolu göster. Çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar." (Buhari, Müslim)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-487759331814090117?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/487759331814090117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=487759331814090117&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/487759331814090117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/487759331814090117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/09/eyvah-bu-ne-gaflettir.html' title='Eyvah bu ne Gaflettir...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1583834745402909881</id><published>2007-08-30T14:43:00.001-07:00</published><updated>2007-08-30T14:43:40.653-07:00</updated><title type='text'>AÇ GÖZLÜ</title><content type='html'>Halinden çok fakir olduğu anlaşılan bir adam, oltayla balık tutuyordu. O sırada oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi. Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek onu da alıp saraya döndüler. &lt;br /&gt;Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti. Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar. Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu. Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi. Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu. &lt;br /&gt;Bunda bir sır olduğunu anladılar. Âlim bir zat çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. O mübarek zat kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu: &lt;br /&gt;"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine tartamazsınız, yerinden oynamaz. Çünkü doymaz. Ama bir avuç toprak bunu doyurur." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1583834745402909881?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1583834745402909881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1583834745402909881&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1583834745402909881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1583834745402909881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/gzl.html' title='AÇ GÖZLÜ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6910464892580313451</id><published>2007-08-26T08:43:00.000-07:00</published><updated>2007-08-26T08:46:11.174-07:00</updated><title type='text'>Bir küp altın; iki güzel insan</title><content type='html'>Geçmiş zamanın birinde bir adam, bir çiftlik evi yapmaya karar verdi. Bunun için güzel bir yer aradı ve aradığı yeri sonunda buldu. Araziyi sahibinden satın aldı. Hemen işe koyuldu. Önce kendine güzel bir ev, daha sonra hayvanları için bir barınak yaptı. Geri kalan arazi üzerine ise meyve ağaçları dikmeye başladı. &lt;br /&gt;Bir gün arazide çalışırken kazmasının ucuna sert bir cisim takıldı. İçinden, "sert bir kaya parçası olmalı" diye düşündü. Ancak biraz daha kazdığında bir de ne görsün! Bir küp altın. Küpü bulunduğu yerden dikkatlice çıkardı. İçinden şunu geçirdi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben bu araziyi satın aldım; ama içindekileri satın almadım. Bu altınlar arazinin benden önceki sahibinin olmalı. En iyisi ben bu küpü ona teslim edeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam hemen araziyi aldığı adamın yanına gittti ve durumu anlattı. Bu altın küpünü adama teslim etti. Adamı dikkatlice dinleyen arazinin eski sahibi şöyle dedi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kardeşim, ben bu araziyi sana içindekileriyle beraber sattım. Bu altın küpü benim değil, senin. Çünkü arazi şu anda sana ait. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı taraftaki adam ise altınları kendisinin alamayacağını söylüyordu. Aralarındaki bu anlaşmazlık uzayınca hakime gitmeye karar verdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemeye vardıklarında durumu hakime arz ettiler. Hakim öncelikle toplumda böylesi insanların yaşadığı için Rabbine şükretti ve ardından her iki adama da bekâr çocuklarının olup olmadığını sordu. Adamlar şaşırmıştı. Konunun bekâr çocuklarla ne ilgisi olabilirdi ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araziyi satın alan adam, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim bir oğlum var, dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer adam ise, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim de bir kızım var hakim bey dedi. Bunun üzerine hakim sözlerine şöyle devam etti: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendiler! Sizin hakkınızda verdiğim hüküm şu: Çocuklarınızı birbiriyle evlendirin. Bu altınların bir kısmını da onlara düğün masrafları ve düğün hediyesi olarak harcayın. Bir kısmını kendi ihtiyaçlarınız için, geri kalan kısmını da Allah yolunda hizmette kullanın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki taraf da haklarında böyle bir kararın verileceğini akıllarının ucundan geçirmiyorlardı. Ancak bu karardan iki taraf da oldukça memnun kaldı. Çünkü bu sayede hem aralarındaki ihtilaf çözülmüş hem de akraba olmuşlardı. (Buhari, 3285; Müslim, 1721) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikâyeden çıkarılacak bazı dersler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İnsan, kul hakkı mevzuunda olabildiğine hassas olmalı. Meşru olmayan her türlü kazanç ancak hasâret getirir. Vücudunun her zerresi haramdan müteşekkil insanların meydana getirdiği toplum hiçbir zaman Cenab-ı Hakk'ın rahmetine liyakat kazanamaz. Bir toplum, kendini değiştirmedikçe de Cenab-ı Hakk onları değiştirmez. Durup dururken aziz bir cemaatı Allah zelil etmez, zelil ettiğini de aziz hale getirmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Rasûlü, üzerinde kul hakkıyla musalla taşına yatırılmış bir insanın namazını kılmamıştır. Zira kul hakkıyla giden kendisine rahmetle dua edilme liyakatından mahrumdur. Kul hakkı hangi yol ve ne suretle geçerse geçsin insanın helakine sabep olur. Ahirete kul hakkıyla gidenlerin durumu çok zordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam, kul hakkına büyük önem vermiştir. Herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde, hiçbir suale tabi tutulmadan cennete girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus, "kul hakkı"dır. Onun için her mü'min, üzerinde başkasına ait bir hak varken ölmekten şiddetle kaçınır. Böyle bir inanç, insana kendi kazancına başkalarını ortak etme hasletini de kazandırır. Zira içinde bir başkasının alın teri bulunmayan, hiçbir kazanç yok gibidir. İçinde bir başkasının hakkı olmayan kazanç, beraberinde vicdan huzurunu da getirir. Vicdanen huzurlu bir insan ise, çalışırken daha bir aşk ve şevkle çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. İnsanlar bir konuda anlaşmazlığa vardıklarını kendi aralarını bulacak bir hakime gidebilirler. Hakim, her iki tarafı da dinlemeli ve her zaman haklının hakkını hak ettiği ölçüde vermelidir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''ALİNTI''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6910464892580313451?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6910464892580313451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6910464892580313451&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6910464892580313451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6910464892580313451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/bir-kp-altn-iki-gzel-insan.html' title='Bir küp altın; iki güzel insan'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4404039414596138053</id><published>2007-08-24T14:12:00.001-07:00</published><updated>2007-08-24T14:12:36.715-07:00</updated><title type='text'>Merdiven..</title><content type='html'>Hiç düşündünüz mü, hayatınızda ne kadar vazgeçilmezdir merdivenler. Evimizin, apartmanızın olmazsa olmaz parçası. Bizi aşağıya taşıyan, yukarı çıkaran, ulaşamadıklarımıza ulaşmamız için basamak olan merdivenler.. Gün olur, alev alev yanan bir evden ağlaşan çocukları indirmek için şefkatle uzatılan itfaiye merdiveni olur. Gün olur, ağaçtaki meyveye uzanmak için uzanır merdiven. Ve daha ne çok kullandığımız yer vardır merdiveni... &lt;br /&gt;Merdiven, hayatı anlatmak için kullanılır bir bakarsınız şiirlerde. "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden" diye başlar Ahmed Haşim ve hayatı merdivenleştirir. Ardımız sıra bıraktığımız günlere ağıtlar yakar. &lt;br /&gt;Nasıl anlatılır hayat merdivenle? İlk basamak neresidir, hangi hâl son basamak? Biz aslında, ademden vücuda dayanmış bir merdivende, hayat merdiveninde ilerliyoruz, adım adım, basamak basamak. Hayat adını verdiğimiz merdivende, her basamakta çok şeyler yaşayarak, kâh gülerek, kâh ağlayarak, ama hiç durmadan, bir geri basamağa inmeden ilerliyoruz. &lt;br /&gt;İlk basamaklarda çocukluğumuz bekler bizi. O sıralar merdivenin farkında bile değilizdir. Her yer yakın ve her şey bizimdir. Bulutların üzerinde dünyayı seyrederiz gülerek. Kâh ana kucağının sıcaklığında dindiririz acımızı, kâh pembe hülyalara salarız kalbimizi. Gidenlerin, elimizden çıkanların farkında değiliz. Çünkü her an, her şey bizim için yeni. Ne zaman kaybolur çocukluğun büyülü dünyası? Ne zaman bulutlardan inilir, ayaklar ne zaman yere basar? Hayat sancısı hangi basamakta hissettirir kendini? Ne zaman kaybetmeye başlarız sevdiklerimizi ya da kendimizi? &lt;br /&gt;Çocukluk basamakları ansızın bitiverir. Kendimizi sancılı bir delikanlılık/genç kızlık devresinde buluveririz. Kanımız çağlayarak akarken, bizi kimse tutamaz. Her şeyi biz biliriz ve kimse de bizi anlamıyordur. Her yerde olmak isteriz, her şey olmak isteriz ama mutlaka herkesten farklı kalmak, her yerden yüksekte durmak isteriz. Bize önerilenlere illâ ki karşı çıkarız. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir hayat ve gençlik. Öyle ki nice olmaz şeyi gözümüzü kırpmadan göze alır, yüreğimiz burkulmadan harcarız zamanı. Gün gelip beli bükük, bir ayağı çukurda ihtiyarlar olacağımızı hesap etmeyiz, bilmeyiz, düşünmeyiz. Hep böyle dinç, hep böyle genç kalacak gibiyizdir. Acıları da sevinçleri de öylesine abartılı yaşarız ki... Kederde de, sevinçte de dünyamız baştan sona değişir; ya var, ya yok olur. Gök bir güneşlidir, bir sislidir. Hayat akıp gider, ardına bile bakmadan. Hâlâ merdivendeyiz; farkında mıyız? Bilmiyoruz. Bazı tökezlemelerde hissediyoruz belki... Ayağımız takılmasa, dizlerimiz acımasa hiç hissedecek değiliz. Sarhoşuz, gençlik sarhoşu... Peki ya sonrası... &lt;br /&gt;Olgunluk çağı mı? Yoksa büyük aldanmaların yaşandığı basamaklar mı? Bilmiyorum. Deli deli akan kan durulmuştur artık. Bir baltaya sap olmuşuzdur belki ya da olmak için çalışıyoruzdur. Hayat gerçekleri acıdır demeye başlamışızdır. Çünkü, artık bakmamız gereken bir ailemiz, sorumluluğunu üstlendiğimiz çocuklarımız vardır. Hayat bir koşuşturmadır; evden işe, işten eve. Problemler, çözümler arasında dokunan mekikler. Peki ya biz neredeyiz? Biz kendimiz için ne yapıyoruz? &lt;br /&gt;Şimdi şakaklarımıza karlar yağdı, yürümemiz yavaşladı. İhtiyar olduk. Hiçbirşey eskisi gibi değil... Uğruna yaşadığımız herşey bizden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Çocuklarımız şimdi kendi yollarını adımlıyor, kendi merdivenlerinin basamaklarında oyalanıyorlar. Bir zamanlar bizim yaptığımızı yapıyorlar. Hayallerine merdiven kuruyorlar, sevdalarının zirvesine tırmanıyorlar. Ve sevdiklerimiz, basamakları birlikte adımladığımız akranlarımız, akrabalarımız, dostlarımız bir bir göçüyorlar buradan. Daha bir yalnızız şimdi. Kendimizle başbaşayız. Ölümle yüzyüzeyiz şimdi; hani şu uzaktaki ölümle, gençlikte bir türlü kendimize yakıştıramadığımız mezara dönük yüzümüz. &lt;br /&gt;Sahi niye gelmiştik biz bu âleme. Her basamakta bizi yokluğa taşıyan merdivenleri adımlamak için mi? Yoksa her basamağında sonsuzluğu hissettiğimiz hakikat merdiveninde emin adımlarla ilerlemek için mi? Tercih bizim, hepimizin. Şimdi kararımızı verelim, merdivenimiz düşmeden, basamaklar tükenmeden.. Biz hangi merdivendeyiz? Hangi basamakta bekler bizi ecelimiz? Adımımız hangi basamakta tükenir? Adımız hangi basamağa "göçtü gitti!" diye düşer? &lt;br /&gt;Şair Paul Verlaine'in sorusunu ilk basamakta sormalı değil miyiz?&lt;br /&gt;İşte hayat! Aç gözünü gör;&lt;br /&gt;Bak ne kadar sade.&lt;br /&gt;Her günkü sade gürültüdür&lt;br /&gt;Şehirden gelmekte.&lt;br /&gt;Ey sen ki durmadan ağlarsın, &lt;br /&gt;Döversin dizini; &lt;br /&gt;Gel söyle bakalım ne yaptın,&lt;br /&gt;Nettin gençliğini?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat! Merdivendeyiz! Düşebiliriz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4404039414596138053?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4404039414596138053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4404039414596138053&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4404039414596138053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4404039414596138053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/merdiven.html' title='Merdiven..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4881022536933009540</id><published>2007-08-18T13:28:00.000-07:00</published><updated>2007-08-18T13:29:20.161-07:00</updated><title type='text'>pulsuz dilekçe..</title><content type='html'>Sevgili Anneciğim , Babacığım ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim , size şunları söylemek isterdim :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim . Sizin çocuğunuz olsam da sizden &lt;br /&gt;ayrı bir kişilik geliştiriyorum . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni tanımaya ve anlamaya çalışın . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneme ile öğrenirim . Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz . Oyunda , &lt;br /&gt;arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın . Beni her yerde , her zaman &lt;br /&gt;koruyup kollamayın . Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi &lt;br /&gt;öğrenirim . Bırakın kendi işimi kendim göreyim . Büyüdüğümü başka nasıl &lt;br /&gt;anlarım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi &lt;br /&gt;alamıyorum . Bunu önemsemeyin . Ama siz beni şımartmayın . Hep çocuk &lt;br /&gt;kalmak isterim sonra . Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum . Ancak siz &lt;br /&gt;verdikçe almadan edemiyorum . Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü &lt;br /&gt;tutmayınca sizlere güvenim azalıyor . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin . Yoldan saptığımı görünce &lt;br /&gt;beni sınırlayın . Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi &lt;br /&gt;söyleyemem . Ancak , hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum . Tutarsız &lt;br /&gt;davrandığınızı görünce hem bocalıyor , hem de bundan yararlanmadan &lt;br /&gt;edemiyorum . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğütlerinizden çok , davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın . Beni eğitirken &lt;br /&gt;ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları çabuk unuturum . Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını &lt;br /&gt;görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok konuşup çok bağırmayın . Yüksek sesle söylenenleri pek duymam . &lt;br /&gt;Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır . " Ben senin yaşında &lt;br /&gt;iken ..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım . &lt;br /&gt;Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın . Bana yanılma payı &lt;br /&gt;bırakın . Beni , korkutup sindirerek , suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya &lt;br /&gt;çalışmayın . Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin . Ceza vermeden önce beni &lt;br /&gt;dinleyin . Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim. &lt;br /&gt;Beni dinleyin . Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar , soru sorduğum anlardır . &lt;br /&gt;Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun . Beni yeteneklerimin üstünde işleri &lt;br /&gt;zorlamayın . Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin . Bana güvendiğinizi &lt;br /&gt;belli edin . Beni destekleyin ; hiç değilse çabamı övün . Beni başkalarıyla &lt;br /&gt;karşılaştırmayın ; umutsuzluğa kapılırım . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin . Bütün kuralları birden &lt;br /&gt;öğretmeye kalkmayın ; bana süre tanıyın . Yüzde yüz dürüst davranmadığımı &lt;br /&gt;görünce ürkmeyin . Beni köşeye sıkıştırmayın ; yalana sığınmak zorunda &lt;br /&gt;kalırım . Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin . Kızgınlığınızı haklı &lt;br /&gt;görebilirim , ama beni aşağılamayın . Hele başkalarının yanında onurumu &lt;br /&gt;kırmayın . Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara &lt;br /&gt;düşürebilirim . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin . Özür dileyişiniz &lt;br /&gt;size olan sevgimi azaltmaz ; tersine , beni size daha çok yaklaştırır . Aslında &lt;br /&gt;ben sizleri olduğunuzdan daha iyi ve daha değerli görüyorum . Bana kendinizi &lt;br /&gt;yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın . Yanıldığınızı görünce üzüntüm &lt;br /&gt;büyük olur . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum , ara sıra sizi üzüyor , belki de düş kırıklığına uğratıyorum . Bana &lt;br /&gt;verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum . Yukarı &lt;br /&gt;da sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim ; yeter ki &lt;br /&gt;beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden " Örnek Çocuk " olmamı istemezseniz , ben de sizden kusursuz ana- &lt;br /&gt;baba olmanızı beklemem . Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi . Ama seçme hakkım olsaydı , &lt;br /&gt;sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler &lt;br /&gt;Çocuğunuz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4881022536933009540?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4881022536933009540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4881022536933009540&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4881022536933009540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4881022536933009540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/pulsuz-dileke.html' title='pulsuz dilekçe..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-5692601728280514954</id><published>2007-08-18T13:09:00.000-07:00</published><updated>2007-08-18T13:10:36.630-07:00</updated><title type='text'>Bir saatini alabilir miyim..</title><content type='html'>Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.&lt;br /&gt;Çocuk babasına, &lt;br /&gt;"Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun" diye sordu... &lt;br /&gt;Zaten yorgun gelen adam, "Bu senin işin değil" diye cevap verdi. &lt;br /&gt;Bunun üzerine çocuk &lt;br /&gt;"Babacım lütfen, bilmek istiyorum" diye üsteledi. &lt;br /&gt;Adam "İllâ da bilmek istiyorsan 20 milyon" diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk &lt;br /&gt;"Peki bana 10 milyon borç verir misin" diye sordu. &lt;br /&gt;Adam iyice sinirlenip,&lt;br /&gt;"Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. &lt;br /&gt;Hadi, derhal odana git ve kapını kapat" dedi. &lt;br /&gt;Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.&lt;br /&gt;Adam sinirli sinirli &lt;br /&gt;"Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder." diye düşündü. &lt;br /&gt;Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve&lt;br /&gt;çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, &lt;br /&gt;"Belki de gerçekten lazımdı"...&lt;br /&gt;Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı... &lt;br /&gt;Yatağında olan çocuğa, &lt;br /&gt;"Uyuyor musun" diye sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi... &lt;br /&gt;"Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. &lt;br /&gt;Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi... &lt;br /&gt;Çocuk sevinçle haykırdı, &lt;br /&gt;"Teşekkürler babacığım"... &lt;br /&gt;Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın&lt;br /&gt;suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. &lt;br /&gt;Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?... &lt;br /&gt;Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" diye kızdı... &lt;br /&gt;Çocuk "Param vardı ama yeterince yoktu" dedi ve yüzünde &lt;br /&gt;mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; "İşte 20 milyon... &lt;br /&gt;Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-5692601728280514954?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/5692601728280514954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=5692601728280514954&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5692601728280514954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/5692601728280514954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/bir-saatini-alabilir-miyim.html' title='Bir saatini alabilir miyim..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6729584002711605071</id><published>2007-08-14T10:29:00.000-07:00</published><updated>2007-08-20T01:52:22.314-07:00</updated><title type='text'>MAHALLE ....</title><content type='html'>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş. O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşebaşında buluşarak giderlermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dersanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV´yi, İnterneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu... Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi. Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengârenk macunları. Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, aynı kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapısı, Teksas´ı, Tommiks´i, Konyakçı´nın dişlerini... İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üç korner bir penaltiyi. Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını... Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını. Yakar topun yakısını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği. Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiozluğunu, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları... Açık hava sinemalarını, frigo buzu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları, bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmış. Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor. Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria´dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar. Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar. Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları... Hiç sopa yememiş, ağactan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6729584002711605071?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6729584002711605071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6729584002711605071&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6729584002711605071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6729584002711605071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/mahalle.html' title='MAHALLE ....'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-380225909481499270</id><published>2007-08-09T12:17:00.001-07:00</published><updated>2007-08-09T12:17:56.679-07:00</updated><title type='text'>İstenmeyen Misafir</title><content type='html'>Yıllardır sözleşmeli olarak çalıştığı iş yerinden kocasına verilen ani çıkışla hayatları alt-üst olmuştu. İşletmenin lojmanından ayrılıp tekrar kiracılığa,&lt;br /&gt;üstelik daracık bir eve çıkmak; aylardır maişetsiz, hep içerden harcamak Ayşe Hanım'ın sinirlerini iyice germişti. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çocuklara yeni elbise, okul masrafları derken bıçak kemiğe dayanmış, sıkıntının derinliği artık mutfağa da yansımaya başlamıştı. Bir türlü iş bulamamıştı&lt;br /&gt;kocası. Tuhaf adamdı. Tüm muhtaçlığına, garipliğine rağmen misafirsiz sofraya oturmama huyunda direniyor, illa "çorbaya bereketli bir kaşık girsin" diyordu.&lt;br /&gt;Bulundukları yer, kasabanın istasyon mahallesi idi. Şehirden trenle dönenler buradan minibüslerle çıkardı civar köylere. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yolculardan arabası geciken birini; yukarı köyün çiftlik sahiplerinden Hacı Osman'ı ısrarla getirdi akşam yemegine. Misafiri odaya buyur ettikten sonra&lt;br /&gt;eşiyle konuşmak üzere mutfağa girdiginde Ayşe Hanım öfkeyle patladı: "Akşamın dar vaktinde gene mi misafir? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mutfakta ne var diye sormak yok; ama misafiri tutup getirmek var öyle mi? Yetti artık!..Yetti!.."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Öfkeye öfke ile karşılık vermek ateşe benzin dökmekti. Alttan alarak konuşmayı denedi:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Hatun, o bir yolcu. Yerse nasibini yer. Hem adam, ezan okununca bakkaldan bisküvi aldı. Nafile oruçmuş. Bisküvi ile kalmasına dayanamadım, çorba içmeye&lt;br /&gt;çağırdım" dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ayşe Hanım, ayların bunalımı ile kolay sakinleşecek gibi değildi. Aynı tonda bağırdı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Bana ne oruçsa!.. Oruç tutan kendine!.."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O mütevekkil, sabır ırmağı kadın gitmiş, yerine bir öfke çağlayanı gelmişti sanki. Sustu...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Misafire ayıp olmasın diye hemen içeri geçtiler. Akşam yemeği suskun yeniyor, sofrada kaşık seslerinden başka bir şey duyulmuyordu. Hacı Osman, birkaç kaşıkla&lt;br /&gt;doydu zaten.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Acele ile akşamı kıldıktan sonra pek çok dualar etti ve az sonra gelen cipe binmek üzere müsaade istedi. O giderken Ayşe Hanım, kızgınlığına pişman olmuştu&lt;br /&gt;çoktan; ama iş işten geçmişti. Allah'tan, misafire yansımamıştı olanlar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İki ay sonra Ayşe Hanım'ın kocası, ölümcül bir rahatsızlık ile yatağa düstü. Son günlerinde hep şöyle mırıldanıyordu: "Merak etme hatun, Allah bizi boş&lt;br /&gt;bırakmaz. Ben ölsem de kalplerdeki itibarım, hayır ve hasenatımın bereketi gül gibi yaşatır sizi." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kocasının ölümüyle bir kez daha yıkılmıştı. Artık isin de önemi yoktu, çalışacak insan olmadıktan sonra. Beterin beteri dedikleri bu olsa gerekti. Okuyanlar,&lt;br /&gt;emekleyenler ele avuca bakıyordu. Koca aile nasıl geçinecekti?.. Kış, yavas yavas serin yorganını tabiata örterken ne kilerde erzak, ne de bodrumda kömür&lt;br /&gt;vardı. Komşuların desteği ile nereye kadar gidilebilirdi ki?.. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir gece pes peşe sertçe vuruldu kapı. Dışarıda bir kamyon motorunun homurtusu ve birkaç gölgeden başka bir sey sezilmiyordu. Kapıyı açtı. Orta yaşlı bir&lt;br /&gt;adam: "Yenge biz yukarı köyden geliyoruz. Kamyonda biraz erzak ve yakacak var. Yer göster indirelim "dedi. Şaşırmıstı. "Kimsiniz?" diye sormaya bile cesaret&lt;br /&gt;edemeden açtı kileri ve bodrumu. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Alacakaranlıkta adamlar çuval çuval kuru gıda indiriyorlardı. "Biraz var." Demişlerdi; ama nereden baksan altı aylık erzak vardı kamyonda. İnce kıyılmış&lt;br /&gt;çam ve meşe odunları da itina ile dizildi bodruma. Sonra torba torba kömürler indirildi. Adamlar kamyona binip dönmeye hazırlanırken "Siz kimsiniz, kim&lt;br /&gt;yolladı bunları?" dedi sesi titreyerek. Kâhya olduğu anlasılan, pala bıyıklı olanı yeleğinin cebinden bir kağıt çıkardı ve uzattı: "Bunu okursunuz. Bize&lt;br /&gt;söz düşmez. İşimizi yaptık. Haydi allahaısmarladık" dedi. Kamyon karanlıpğa toz bulutları sürükleyerek uzaklaşırken evin merdivenlerinde açtı pusuladaki&lt;br /&gt;notu: "Yenge, aylar evvel bir gece hanenizde iftar etmistim. Sizi ve merhum eşinizi çok sevdim. Azımızı çoğa sayınız. Yine ihtiyaç olursa beni arayınız.&lt;br /&gt;Selamlar. Hacı Osman." &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sözlerin tükenip yorumların iflas ettiği andı şimdi. Eve girerken; misafirin gelişini, öfkesini, kocasının vasiyet gibi sözlerini ve aylardır çekilen ıstırabı&lt;br /&gt;düşündü. Sevinç, hüzün, korku, şükür ve isyan ancak bu kadar iç içe yaşanabilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-380225909481499270?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/380225909481499270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=380225909481499270&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/380225909481499270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/380225909481499270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/istenmeyen-misafir.html' title='İstenmeyen Misafir'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-3849728281024576602</id><published>2007-08-09T03:54:00.000-07:00</published><updated>2007-08-09T03:55:35.659-07:00</updated><title type='text'>Ya birde, servetim olsaydı..</title><content type='html'>Bir şehrin en zengini öldüğünde, tellallar sokaklara dökülüp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey ahali", diye bağırmışlar. "Biliyorsunuz Veli Efendi öldü. Bir vasiyeti var.Ahiret hayatına alışabilmek için, kendisine bir günlük yardımcı arıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendiye ait servetin yarışı kendisine verilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey ahali,duyduk duymadık demeyin....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tellalların bütün çabasına rağmen kimse bu parlak, fakat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkulu vasiyete kulak vermemiş. Ama sonunda, şehrin en fakir sırt hamallarından birisi çıkmış ortaya. Adamcağız bakmış ki, hayatta zaten sırtındaki küfesinden ve ipinden başka bir şey yok. O halde "hamal olarak yatıp, ertesi sabah zengin olarak kalkarım" diyerek razı olmuş...Genişçe bir mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanına hamalı yatırmışlar.Az sonra sual melekleri gelmiş "İkisi de bize emanet" diye konuşmuşlar. "Zengin nasıl olsa kalacak, şu hamaldan başlayalım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormuşlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Dünyada malin mülkün var mıydı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Alay etmeyin" demiş, hamal. "Sırtımdaki küfeden ve ipten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başka hiçbir şeyim olmadığını siz de bilirsiniz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Peki diye eklemiş melekler, "o ipi ne karşılığında aldın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra küfeyi ne is gördün de nasıl elde ettin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmış hamalcağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Beş kişinin malını 10 kurusa taşıdım. İkisini yedim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekizini sakladım. Ertesi gün de ayni isleri yaptım. Yemedim içmedim, ucuza taşıdım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bunları aldım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Melekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- *Çık demişler, çık... Olmadı.... Hasan Efendiden aldığın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;para, hak ettiğinden çok düşük. Biz ondan bunun hesabini soracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Efendiyle de ucuza anlaşmış ve ucuza taşımışsın...."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi ama diye cevaplamış hamal, hak ettigim parayı isteseydim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana taşıttırmazdı. Taşıttırmayınca da aç kalırdım....."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "O bizim isimiz" demiş melekler, "nasıl olsa buraya o da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelecek.Biz senin adına ona sorarız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melekler, hamal'ı sıkıştırmaya devam etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Söyle bakalım, aldığın paranın kaçını yedin, kaçını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakladın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "On kuruş aldı isem, yarısını sakladım... iki kuruş aldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isem, bir kurusunu biriktirdim..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Çık" demiş melekler... "Yine olmadı, hem ucuza taşımışsın,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem de gıdandan kesmişsin... Yani sen, kendi nefsine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zulmetmişsin...Nefsine zulmetmek de günahtır, bilmez misin?..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hamalcağız ne cevap vereceğini düşünüp ecel terleri dökerken,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah olmuş. Açılan mezardan yukarıya bir bakmış ki, bütün millet orada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadı Efendi ve şehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıyamet ki sormayın."Kutlu olsun" demişler... "Bu gece kimsenin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapamayacağı bir isi başardın ama bak artik zengin oldun."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Yooo", diye bağırmış hamal. "İstemem , sizin olsun... Ben ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iple küfenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servetim olsaydı,ne yapardım?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-3849728281024576602?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/3849728281024576602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=3849728281024576602&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3849728281024576602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/3849728281024576602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/ya-birde-servetim-olsayd.html' title='Ya birde, servetim olsaydı..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-538628113783920255</id><published>2007-08-08T06:17:00.000-07:00</published><updated>2007-08-08T06:18:00.962-07:00</updated><title type='text'>ANLAYANA...........</title><content type='html'>Adam, bir haftanin yorgunlugundan sonra pazar sabahi   kalktiginda&lt;br /&gt;butun haftanin yorgunlugunu cikarmak icin eline  gazetesini aldi ve butun  gun miskinlik yapip evde oturacagini  dusundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bunlari dusunurken oglu kosarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba ogluna soz vermisti bu hafta sonu  sinemaya goturecekti ama hic disariya cikmak istemediginden bir bahane&lt;br /&gt;uydurmasi gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dagittigi  dunya haritasi gozune ilisti. Once dunya haritasini kucuk  parcalara ayirdi &lt;br /&gt;ve &lt;br /&gt;ogluna eger bu haritayi duzeltebilirsen  seni sinemaya goturecegim&lt;br /&gt;dedi &lt;br /&gt;sonra dusundu; oh be kurtuldum en  iyi cografya profesorunu bile  getirsen bu haritayi aksama kadar duzeltemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan on dakika gectikten sonra oglu babasinin  yanina kosarak geldi  ve  baba haritayi duzelttim artik sinemaya  gidebiliriz dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam once inanamadi ve gormek istedi. Gordugunde de  halen hayretler icindeydi ve bunu nasil yaptigini sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cocuk; verdigin haritanin arkasinda bir insan vardi" dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;INSANI DUZELTTiGiM ZAMAN, DUNYA KENDiLiGiNDEN DUZELMiSTi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-538628113783920255?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/538628113783920255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=538628113783920255&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/538628113783920255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/538628113783920255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/anlayana.html' title='ANLAYANA...........'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-7151782385982812421</id><published>2007-08-06T12:20:00.000-07:00</published><updated>2007-08-06T12:22:10.979-07:00</updated><title type='text'>İçimizden Biri, Bir Kardeşimizin yaşam mücadelesi..</title><content type='html'>1) Celal Çelik Kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Ağustos 1973 tarihinde, Konya-Ereğli’de dünyaya gelmişim. Ailenin ilk çocuğuyum. Bir erkek ve bir de kız kardeşim vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem Nuriye Çelik.. Annem annesini hiç görmemiş, Anneannem annemi doğurduktan bir ay sonra ölmüş. Annem, abisinin yanında büyümüş, abisinin evinde gelin olmuş. Annemin babası olan dedem de, annem ilkokuldayken ölmüş. Yani anneciğim hem öksüz, hem yetim büyümüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam İsa Çelik.. İsa ismi babamın dedesinin adıdır. İsa dedem Çanakkale Savaşı gazisidir. Çanakkale Savaş’ında bir gözünü ve dilinin yarısını kaybetmiştir. Babamın dedesi İsa dedem, babam çok küçükken vefat etmiş... Benim dedemin ismi ise Faik’tir. İsa oğlu Faik, ve Faik oğlu İsa(yani babam). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam çok küçük yaşlarından beri sürekli çalışmış. Hatta bir ara aile maddi bunalım geçirmiş, babam ailenin tek çalışan bireyi olarak maaşını aldığı gibi aileye verirmiş; Babam tam bir dürüstlük abidesidir. Hatta maaş bordrosunu bile verirmiş. Babam sürekli Türkiye'nin çeşitli köylerinde çiftçilere sondaj kuyusu açardı, su çıkarttıkları için pek çok dua aldığına inanıyorum. Yirmiyedi yıl evinden, sıcak yatağından uzak, karavanlarda, çamurlar içinde hep bizim için çalıştı. Beni özel okula gönderdi. Maddi imkansızlıkla kolejin lise kısmına devam edemedim.( Meslek liseleri sınavına girerek elektronik bölümüne girdim.) Babam çok dürüst ve iyiliksever olduğu için Allah'ın sevdiği kuludur bence. Bizim 1998 yılına kadar kendi evimiz olmadı, hep kirada oturduk. Benim hastalığım ilerleyince Allah nasip etti, şimdiki oturduğumuz giriş kat daireyi aldık. Babam her zaman benim için tevazu örneğidir. Karşısındaki insan kim olursa olsun, hep kendinden yüksek görürdü. Babam böyle iyi olduğu için Allah, evlatlarına güzel bir kader çiziyor. Erkek kardeşim şanlı ordumuzda görevli; kızkardeşim de kutsal meslekte, yani öğretmen oldu... Ben mi? Şunu söyleyeyim Kolejde okuyup ingilizce öğrenmem boşa gitmedi... İlerde anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faik dedemin bir oğlu olan Celal(amcam) 1970 yılında onbeş yaşında bir kaza neticesinde vefat etmiş. Bundan dolayı benim adımı Celal koymuşlar. Babannem gece gündüz sürekli ağlarmış. Evlat acısına onbir yıl dayanabilmiş. 1981 yılında ben sekiz yaşındayken öldü. Babannem beni çok severdi. Küçükken hatırlıyorum da babannem sürekli bir türkü söylerdi.Söylediği bu türkü ile göz yaşlarını tutamazdı.O zamanlar babannemin neden ağladığını anlayamazdım. “ Gesi bağlarında dolanıyorum/ Yitirdim sürmeli Celalimi / Aman aranıyorum...” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faik dedem ise babannem öldükten sonra ikinci evliliğini yaptı. 1984 doğumlu Meryem halam dünyaya geldi. Dedem çok iyiliksever bir insandı ve koyu bir Adnan Menderes hayranıydı ki küçük amcamın ismini Adnan Menderes koymuştu. 1991 yılında Ramazan Bayramı’nın arefesinde vefat etti. Babamın anlattığına göre Ereğli’de böyle kalabalık bir cenaze olmamış. Kendisini bütün Ereğli’ye sevdirmiş. Babam diyor ki, o kadar çok insan başsağlığına geldi ki çoğunu tanımıyordum.Hatta gelenler arasında İçişleri eski bakanı da vardı. “Allah rahmet eylesin sayesinde işe girdim.. Allah rahmet eylesin sayesinde çocuğumu okula gönderiyorum.. Allah rahmet eylesin sayesinde kızımın tayinini çıkarttık.. Allah rahmet eylesin sayesinde kocamı ameliyat ettirdik.. Allah rahmet eylesin sayesinde çocuğuma iş bulduk, sayesinde düğün yaptık... vs...” diyenlerin haddi hesabı yokmuş. Dedemin, İsa dedemden kalma iki çiftliği varmış. Hepsini kalbinin temizliğiyle, iyi niyetiyle harcamış. Allah rahmet eylesin. Yattığı yer nur, mekanı cennet olsun. Son olarak dedem hakkında diyeceğim, iki kız,dört erkek çocuğunun, hepsini evlendirmiş; iş sahibi yapmış ve öyle ölmüştür.. Ben 15 yaşındayken bana söylediği Meryem’e(2. hanımından olan kız) sahip çıkın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gelince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul 3.sınıf dahil Ereğli’de Sümer İlkokulunda okudum. 1982 yılında babamın işi dolayısıyla Ankara Etimesgut’a taşındık. İlkokulu Etimesgut ilköğretim Okulu’nda bitirdim. Ortaokulu Özel Yükseliş Koleji’nin orta kısmında okudum.(Hazırlık dahil 4 yıl.) (1988) Liseyi Aktaş Endüstri Meslek Lisesi Elektronik bölümünde bitirdim. (1991) Daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne bağlı Meslek Yüksek Okulu Endüstriyel Elektronik bölümünü bitirerek tahsil hayatımı tamamladım.(1993)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Etimesgut’ta yedi yıl gecekonduda oturduk. Banyo, yatak odası içindeydi. Mutfak ve hol evin girişindeydi. Sadece oturma odası vardı ve biz üç kardeş orada yatıyorduk. Tuvalet evin dışında bahçedeydi. Böyle bir gecekonduda yedi yıl yaşadık. Yükseliş Kolej’inde okurken de bu gecekonduda oturuyorduk. Kolejde çok zengin ve yüksek kademe insanların çocukları okuyordu. Şimdi utanarak hatırlıyorum ki, o zamanlar gecekonduda oturmaktan; babamın köylü olmasından, annemin başörtüsünden utanıyordum... Ben çok saf bir çocuktum. Dünyayı sonsuz sanıyordum. Sanki yaşlılar hep yaşlı, biz çocuklar hep çocuk kalacağız ... Ah be yalan dünya kimseye kalmıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolejde okurken birgün, resim dersinde öğretmenimiz:" Evinizin odalarının krokisini çizin" demişti. Ben de bir arkadaşımın evini çizmiştim. Sonradan anladım ki,  insanı insan yapan, köylü, başörtülü olması veya oturduğu ev değil, ahlakının güzel olmasıymış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecekonduda otururken ne kadar da mutluyduk. Akşamüstleri annem, komşularla beraber bahçede toplanır; çay içer ve muhabbet ederlerdi. Erkek kardeşim, arkadaşlarıyla maç yapardı. Ben ise çoğu zaman evde oturur veya bisikletime binerdim. Trafik yoğun değildi. Kızkardeşim henüz çok küçüktü. Yazın, cumartesi akşamları, komşularla beraber çekirdek veya patlamış mısır alıp, çay bahçesine videoda film seyretmeye giderdik. 1980’lerde henüz vcd’ler yoktu. Babam Şeker Fabrikaları Sondaj ekibinde başsondördü, onbir ay Türkiye’nin çeşitli illerinde su kuyusu açarlardı. Ayda birkaç gün eve gelebilirdi. Şimdi apartmanda oturuyoruz. Bahçemiz de yok; kayısı, erik ağacımız da yok. Gecekondu mahallesinde yaşanan o içten komşuluklar, şimdilerde  çok azaldı. Artık, Etimesgutta gecekondu kalmamış. Heryer beton yığını...Apartmanlar... Allah sonumuzu hayretsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite son sınıfta okurken şu anki hastalığım ortaya çıktı. Yürürken sarhoş bir insan gibi yalpalamaya başladım. Kasılmalar ve konuşma bozukluğu da başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kendimi bildim bileli, bende ki bu dengesizliği hissediyordum ama belki gün gelir geçer diye içime atıyordum. Onbeş yaşında bir yaz tatilinde Ankara’dan köye gittiğimizde, bir kıza aşık olmuştum. Uzaktan akraba olan bu kız da, okullar kapanınca İskenderun’dan köye yaz tatiline gelmişti. Her gece normal bir insan gibi dümdüz yürümenin ve dökmeden çay taşımanın hayalini kuruyordum. Gülmeyin J Yani benim hayalim güzel bir araba falan değildi. Sevdiğim kızın benim gücüme güvenip koluma girip yürümesi, bir toplulukta gözgöze gelip bana hayranlıkla bakması tek hayalimdi o zamanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta çocukken bile dengesizlik vardı, Yürürken 5-6 adım normal attıktan sonra sağa veya sola yalpalar, tekrar 5-6 adım düz giderdim. Gözümü kapatırsam kesinlikle yürüyemezdim. Ancak hızla koşunca biraz dengemi kurardım ama çabuk yorulurdum. O zamanlar herkesi kendim gibi sanıyordum. Sonradan farkına vardım ki, herkes sendelemeden düz yürüyordu. Hiç isyan etmedim , hergece hayal kurdum. Böylece ümidimi canlı tutuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazları akşam, köy kahvehanesine giderdik kuzenlerimle. Köyde sokak lambaları olmadığı için, geceleri zifiri karanlıktı. Ben iyice yalpalayarak yürürdüm. Kuzenlerim bana “ Sarhoş musun, ne biçim yürüyon..?” dediklerinde aldırmadan bağıra bağıra türkü söylemeye başlar, kuzenimin koluna girerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya'da üniversite son sınıftayken sevdiğim o kızla mektuplaşırdım. Bilseniz ne güzeldir mektup yazmak sonra cevap beklemek. Birgün mektup aldım. Benden ayrılmak istediğini ve kafası rahat bir şekilde okumak istediğini ve beni unutmayacağını belirtmişti. Günlerce telefonlarıma çıkmadı. Ben büyük üzüntüyle sigara içmeye ve uykusuz gecelere başladım. Sanıyordum ki yürümemdeki küçük dengesizlik benden ayrılmasına nedendi. Bir defasında Konya'dan İskenderun'a gitmiş ve elele sahilde yürümüştük. O zamanlar o şehir bence dünyanın en güzel şehriydi. Çünkü içinde O vardı. Sahilde çaybahçesinde karşılıklı oturup çay içerken bile, içimde tarifsiz bir hasret vardı. Şimdi anladım ki içimdeki aşk ilahi aşkmış. Ben beşeri aşk ile ilahi aşkın stajını yapmışım. O kızı 15 yıldır görmedim. öğretmen olmuş. Evlenmiş ve bir oğlu varmış. Allah mesut etsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibarıyla büyük üzüntü ve stres yaşadım ve dengesizlik hastalığım iyice belirginleşti. Hatta birinin koluna girerek veya arada duvardan destek alarak, sarhoş biri gibi yürümeye başladım. Çok bunalımdaydım. Okulda sınavlarım, iş bulma, askerlik, evlenme, aşk acısı... Büyük stresler sonucu hastalık ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 yaşında hastaneye yattım. Birçok hastanede yapılan tetkikler sonucunda bana bir hastalık ismi söylediler. “Spinocerebellar Dejenerasyon” SSK Dışkapı Hastanesi’nde bir ay yattım. Kendimi idare ettiğim için babam geceleri refekatçi olarak kalmıyordu. Birgün doktor hanım bana geldi dedi ki: “ Sen hiçbir zaman düzelemezsin, hastalığın ilerleyen bir hastalık, bugünlerin iyi günlerin, yatalak duruma kadar ilerleyebilir... “ Çok gençtim, böyle bir psikoloji içinde battaniyeyi üstüme örtüp, sabaha kadar ağlamıştım. Sabah babam geldiğinde battaniyeyi açtı ve gözlerim kıpkırmızı ağlarken buldu. Doktorun babama söylediği ise şuydu, “Hastanın durumunu bilmesi hakkı” imiş. Ağlayışım asla Allah'a isyan tarzında değildi, çok genç olduğumdan kendime acımamdan dolayıydı. Çünkü sonsuza kadar hasta olacağımı sanıyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneden çıktım, askerlik yoklaması geldi. Canı gönülden askere gitmek hem de komando olmak en büyük hayalimdi. Askeri hastanede birkaç ay incelediler ve sonuç olarak elverişsiz raporu ile askerlikten muaf oldum. Askeri hastanede sabah erken kalkıyor; akşam karavana denen yemeği yiyerek bir nevi askerlik yapmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSK Hastanesi’nden verilen rapor ile babama: “Bu çocuk hiçbir iş yapamaz, bakmakla yükümlüsün.” dediler. Babam bunu kabullenemedi ve İş ve işçi Bulma Kurumu’na başvurduk. Onlar bizi özürlülük raporu almak için bir hastaneye gönderdiler. Bu hastaneden %40 özürlüdür ve getir götür işlerde çalışabilir diye rapor verdiler.Çünkü mesleğimi sormamışlardı. Ama biz İş ve İşçi Bulma Kurumu’na sadece devlet kuruluşlarında çalışır diye kaydettirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç hafta sonra babamın kolunda yürürken tesadüfen İş ve işçi Bulma Kurumu’nun önünden geçiyorduk. Babam bana, istersen gel, özel şirketlerde de çalışabilirim diye değiştirtelim, dedi. İçeri girdik. Biz özel şirketlerde de çalışabiliriz diye kaydımızı değiştirtmek istediğimizi söyledik. Yetkili bize dedi ki “Senin bir mesleğin var mı?” Bende “Elektronik teknikeriyim.” dedim. “Tamam” dedi. “Karel diye bir firma var, biz oraya 5-6 özürlü işçi gönderdik, birkaç hafta içinde beğenmeyip çıkardılar. Bir de siz gider misiniz?” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen adres Çankaya’ydı. Biz ise Sincan’da oturuyorduk. 1989 yılında “Çocuklar büyüyor” diye gecekondudan Sincan’a apartman dairesine taşınmıştık. Çankaya ile arada 40 km vardı. Neyse gittik Çankaya’ya Karel'e... Orada bir yetkili beni beğendi ve dedi ki “ Burası genel müdürlük, fabrika ve arge Sincan'da... Yarın Sincan’daki fabrikaya git görüş. ” Değişik duygularla Sincan Karel'e gittim. Önce bir elektronik bilgisi testi, sonra hastalığım hakkında konuşmalar... Görüşme sonunda, benim ingilizcem de iyidir, dedim.” Öyle mi?” deyip beni patronla görüştürdüler, O da bana teknik bir ingilizce kitaptan bir sayfa okutup, tercüme etmemi istedi. Ettim ve sonuçta beni beğendiler ki yarın sabah gel başla dediler. Araştırma-geliştirme(Ar-ge) bölümünde bir mühendis işten ayrılmış, benim o işi yapacağımı kanaat etmişler. Ar-ge’de çalışmaya başladım. Allah onlardan razı olsun. Aslında iki yıllık üniversite bitirmeme rağmen bu işi öğrenip tecrübe kazanmam iki yıl sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan anladım ki, Allah beni seviyordu, benim kaderimi böyle yazmıştı. İngilizce öğrenmem boşa değildi. Dünyada Allah'ın yaptığı hiçbir iş malayani değildir. Hem mühendislik işi yapıyordum, hem de işyeri evime 6 km idi. Allah’a binlerce hamdolsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1994 yılında Karel’de çalışmaya başladım. İlk yıllar sarhoş gibi de olsa yürüyebiliyor ve işe kendim gidip gelebiliyordum. Babam yine Türkiye’mizin çeşitli illerinde sondaj çalışmalarına devam ediyordu mecburen.. Yine ayda 3-4 gün eve gelebiliyordu. Çalışma hayatı çok stresliydi. Dertleşeceğim hiç arkadaşım yoktu. İş konusundaki stresler, hastalığın verdiği psikolojik bunalımlar ve yalnızlık, sonunda öyle bir hale geldim ki hastalığım ilerledi ve 1998 yazında tekerlekli sandalye kullanmaya mecbur kaldım. Bilseniz nasıl zordu ilk yıllar... Babam ve annemi hiç bilmiyorum, belki akşamları yalnız kalınca kimbilir nasıl dertleşmişlerdi. O sıralar bunalımda olduğumdan çevremi pek düşünemiyordum. Kızkardeşim o zaman lisede okuyor ve üniversiteye hazırlanıyordu. Beni çok seviyor ve halime çok üzülüyordu. Bir gece anneme “ Ben üniversiteyi kazanmayayım yeter ki abim iyileşsin.” demiş. Kimbilir Allah bu içten söylenen sözünden razı olmuştur. Şu anda dört yıldır öğretmen olarak görev yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığım iyice ilerledi. Babam 2. el bir araba aldı. Hergün sabah beni işyerine götürüp masama oturtuyor; oradan Etimesgut Şeker Fabrikasında kendi işine gidiyordu. Akşam da kendi işinden erken çıkıp beni alıyordu. Babamın amiri, babamın durumunu bildiği için hoşgörüyordu ama babam vicdanen çok rahatsız olmuştu, zaten il dışına da gitmiyordu. Ancak 3 yıl dayanabildi, 2001 yazında emekli oldu. Aynı yaz erkek kardeşimin düğünü oldu. Bir yıl sonra biricik yeğenim İrem'im dünyaya geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimin derinliklerinde Allah'ın her an işlerimi yoluna koyduğunu hissediyordum. Hastalık psikolojisinden kurtulup dünya hakkında, varlıklar hakkında sorgulamayı düşünememiştim. Ramazanlarda oruç tutardık ama çevreye uymak için, kültür olarak. Hatta üniversitede okurken bazen arkadaşlarla cuma namazına da giderdim... Ama şükürler olsun, neden ben yürüyemiyorum diye hiç isyan etmedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yılının eylül ayı idi. Stresli bir çalışma ortamında çalışırken bir e-mail aldım. Birtakım sorular vardı ve cevapları Kuran-ı Kerim'de bulabilirsiniz diyordu. “ Yaşamın amacı nedir? Ölen insanlar nereye gidiyor? Cennet, cehenneme kimler, nasıl gider? Dünya hayatının değersizliği... Kalpten yapılan bir tövbe ile günahsız yaşama başlanacağı... vs...” gibi sorulardı. Ramazana bir hafta vardı. Eğer varsa günahlara tövbe-istiğfar edip Kuran okumaya karar verdim. Zaten Ağustos 2002 de tövbe etmiş sigarayı bırakmıştım. Ramazanda orucu sadece ve sadece Allah benden razı olsun diye tuttum... Elhamdülillah Allah bana İslamın kapılarını açtı. Kuran-ı Kerim'i 6-7 ayda bitirdim. Evet Türkçe mealini.. Akşamları işten gelince 6-7 ayet okuyordum ama defalarca okuyup, konu üzerinde düşüncelere dalıyordum ve hayatımda tatbik etmeye başladım. Mesela, mümin erkekler gözlerini haramdan korurlar ayetini okuyunca sokakta veya televizyonda olsun, çıplaklık içeren hiçbirşeye bakmama, yönümü çevirme, televizyonda kanal çevirme kararı aldım. Film izlemeyi seviyordum, genelde bütün filmlerde bir müstehcen sahne oluyordu, mesela ailemle birlikte aynı filme bakarken kanalı değiştirmiyordum ama gözlerimi kapatıyordum ve o sahneye bakmadığım için filmin konusunda kaçırdığım bir nokta olmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah annemden ve babamdan binlerce kez razı olsun, uzun ömür versin. Bana bugüne kadar özürlü olduğumu hissettirmemeye çalıştılar. Dünyada tanıdığın insanlar içinde cennete en yakın kim deseler, tereddütsüz annem ve babam derim. Hergün beni tuvalete götürüp getirmek, giysilerimi giydirmek, banyo yaptırmak, beni arabayla işe götürüp getirmek, babamın yaptığı işlerden sadece birkaçı... Ben dünyaya gelirken annemi ve babamı seçmedim ama Allah'a binlerce hamdolsun böyle bir aileye verdiği için. Biliyorum her özürlü ana-babası gibi onlarda acaba bize birşey olursa Celal'e kim bakacak diye endişe ediyorlar. Gün doğmadan neler doğar? Allah kerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılında 5 vakit namaz kılmaya karar verdim. Abdest alma sorunum vardı. Çok ağır olduğumdan babam hergün beni abdest aldırmaya banyoya götüremezdi. Sağolsun Din Kültürü Öğretmeni komşumuz bana teyemmüm alarak namaz kılabileceğimi öğretti. Namazımı tekerlekli sandalyede ya da oturduğum yerde kılıyorum. Zaman içinde daha bir şevkle hatta ağlayarak namaz kılmaya başladım. Yazılarımda yazdığım gibi bu dünya faniydi ve biz bu dünyaya eğlenceye değil, Allah'ı tanıyıp sevmeye ve severek kulluk yapmaya gönderilmiştik. Allah o kadar merhametli ki doğru yolu bulmamız için Peygamber ve insan kullanma kılavuzu kitabı Kuran-ı Kerim'i göndermişti... Bütün kalbimle inanıyorum ki Allah beni sevdiği ve kendi irademle doğru yolu bulabilmem için bana hastalık vermişti. Ve yine eminim ki gün gelecek, Allah bana şifa verecek inşallah. Hastalık verdim sabretti, şimdi de sağlıklı olup sabredip günahlara girecek mi acaba diye imtihan yapacak. Bu dünya sınav yeri değil mi? Neden olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda 34 yılımın kısaca dönüm noktalarından bahsettim. Birçok ayrıntı ve olayı anlatmadım. Bugüne kadar pekçok arkadaşımın ve akrabamın benim üzerimde çok hakları var. Allah sizlerden razı olsun ve Allah bana yaptığınız herbir iyilik ve yardımları binlerce katı ile sevap olarak yazsın inşallah... Haklarınızı helal ediniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-7151782385982812421?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/7151782385982812421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=7151782385982812421&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7151782385982812421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/7151782385982812421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/iimizden-biri-bir-kardeimizin-yaam.html' title='İçimizden Biri, Bir Kardeşimizin yaşam mücadelesi..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-1172764142398578702</id><published>2007-08-06T08:50:00.000-07:00</published><updated>2007-08-06T08:54:22.971-07:00</updated><title type='text'>İbrahim Hakkı Hz.lerinin, Küçük Eşine Yazdığı MEKTUP...</title><content type='html'>Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin İstanbul'da iken, dört eşine ayrı ayrı gönderdiği mektuplarından, küçük eşi Zeliha Hanım'a yazdığı mektup:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve izzetli, hürmetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nâzik belli, şirin yıldızlı, has ve talihim, oğlum annesi, gönlüm cânânesi, inci tânesi hatunum ve hanımım küçük kadın Zeliha hatun huzuruna; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Candan selamlar ve gönülden dualar edip, ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz. Allah'ın birliğine emanet veririz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim küçük kadınım, benim emektarım. Ne keyiftesin, ne haldesin ne demdesin? Neyliyorsun, ne işliyorsun? İyi misin, hoş musun? Allah muînin (yardımcın) olsun. Kendin uşak (küçük) iken uşak hizmetine düştün. Allah emeklerini zayi etmesin, seni bana bağışlasın. Bir dahi dünya gözü ile görüşmek müyesser eylesin; âmin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aceb cihanda senin gibi var mıdır? Zeliham! O tatlı canını seveyim, o tatlı bakışlarını seveyim. Hiç fikrimden gitmezsin. Böylece âyân gönlümde durursun. Maşallah, maşallah! Benim nazlı aşıkım, senin için yollarda ve İstanbul'da besteler yazıyorum, öğreniyorum ki, inşaallah gelende seninle ses sese verelim de çok türlü besteler, güzel kitaplar okuyalım. Allah Tealâ'ya aşık olalım, safalar edelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir küçük kadın gördüm, hemen sana benzettim. Selam-sabah ettim. Sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında ona yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar kocası varmış, zindanda, ona ekmek götürmüş. On kuruş borcunu verip onu halâs edip sevabını sana bağışladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Tealâ senden razı olsun. Zira ben senden yer-gök dolusu razıyım. Allah Şeyh Osman'ı bize bağışlasın, âmin! Ve cümle küçük kadınlar sana kurban olsun! Ve büyük kadınlar bacılarına kurban olsun! Benim hakkımda siz bana dünya yetersiniz. Hak Tealâ dördünüzü bana dünyada bağışlasın ve ahirette Firdevs-i Âlâda dahi sizi bana versin. Âmin, ya Erhame'r-Râhimin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-1172764142398578702?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/1172764142398578702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=1172764142398578702&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1172764142398578702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/1172764142398578702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/08/ibrahim-hakk-hzeine-yazd-mektup.html' title='İbrahim Hakkı Hz.lerinin, Küçük Eşine Yazdığı MEKTUP...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-9010950243234045215</id><published>2007-07-31T03:20:00.000-07:00</published><updated>2007-08-04T11:08:43.032-07:00</updated><title type='text'>Hızır olduğunu söylerim..</title><content type='html'>Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:&lt;br /&gt;- Uyuyacaksın, der. Adam: &lt;br /&gt;- Uyumam, beni rahat bırak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:&lt;br /&gt;- Uyuyacaksın dedim, der. Adam:&lt;br /&gt;- Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek:&lt;br /&gt;- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok. &lt;br /&gt;Cevap gelir:&lt;br /&gt;- Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-9010950243234045215?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/9010950243234045215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=9010950243234045215&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/9010950243234045215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/9010950243234045215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/ramazan.html' title='Hızır olduğunu söylerim..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8842186306270128950</id><published>2007-07-30T09:18:00.001-07:00</published><updated>2007-07-30T09:18:38.100-07:00</updated><title type='text'>Gül Masalı..</title><content type='html'>Bir zamanlar uzak diyarlarda küçük bir kasabada dürüst ve çalışkan bir genç yaşarmış. Tüm gün ustasından öğrendiği gibi demir döver kasabanın tüm ihtiyaçlarını giderirmiş. Sutean adındaki bu genç adam herkes tarafından sevilen sayılan biriymiş.Bir gün dükkanına eski bir tencereyi tamir ettirmek isteyen hizmetçisi ile birlikte Rosa adında çok çok güzel bir kız gelmiş.. Sutean görür görmez bu kıza aşık olmuş, ama kız ona fazla yüz vermemiş. Tencereyi bırakıp dükkandan çıkmış. Güzel kızın ayrılması ile birlikte sanki dükkandaki ateş sönmüş; demirci Sutean'in kalbini buz gibi bir şey kaplamış. Güzel kızın kalbini kazanabilmek için bir çare aramaya başlamış. Ocağının başına oturmuş düşünürken bir parça demir almış ve onu şekillendirmeye başlamış. Çalıştıkça çalışmış ve ortaya çıkan şey şimdiye kadar yaptığı hiçbir şeye benzememiş. Eşi benzeri görülmemiş bir çiçek yapmış demirden... incecik yaprakları birbiri etrafında kapanan dünyanın en güzel çiçeğini... Sabah tencereyi almaya sadece hizmetçi kız gelmiş. Demirci Sutean üzülse de güzel kızı göremediği için tüm umudunu çiçeğine yüklemiş ve aşkının elçisi olarak göndermiş hizmetçiyle...güzel kız çiçeği görünce büyülenmiş, kalbi yumuşamış ve Sutean'in aşkına karşılık vermiş... Sutean güzeller güzeli kız ile evlenmek için kızın babasından izin almak üzere yaşadıkları şatoya gitmiş.Güzel kızın babası bir büyücüymüş, ve kızının sıradan bir adama, bir demirciye aşık olmasına çok öfkelenmiş. Bu ilişkiye hemen bir son vermeye yemin etmiş. Hemen orada Sutean'i öldürecek bir lanet okumaya başlamış ki, kızı dizlerine kapanıp onu engellemiş.bunun üzerine büyücü kurnazlığa başvurmuş; Sutean eğer sabaha dek şatonun etrafını demir bir çit ile çevirirse kızı ile evlenmesine izin verecek eğer başaramazsa güneş doğarken Sutean taşa dönecekmiş. Eğer korkuyorsa bir daha dönmemek üzere şatoyu terk edebileceğini söylemiş demirciye.. Demirci korkup da sevdiğini terk edebilecek biri değilmiş. Hemen işe başlamış, durup dinlenmeden çubuklar, teller hazırlayıp onları diziyormuş. Sabaha karşı büyücü demircinin çiti yetiştireceğini anlamış, ve onu engellemek için aklına bir kurnazlık daha gelmiş... kızının kılığına bürünmüş ve şarkı söylemeye başlamış. Şarkı öyle derin öyle güzelmiş ki... demirci çekicini bırakıp dinlemeye başlamış...Büyücü güneş doğana dek söylemiş. Güneş ışıkları penceresine vurduğunda güzel kız uyanmış, hemen pencereye koşmuş; çitin yarısı duruyormuş... demirciyi uyarıp güneş ışığından kaçırmak istemiş, ama geç kalmış.. Gün ışığı üzerine değer değmez genç adam taşa dönüşmüş...büyücü neredeyse mutluluktan uçmak üzereymiş. Babasının oynadığı oyunu gören kız çok üzülmüş, ve elinde demircinin hediyesi olan demir çiçek ile taşa dönüşmüş olan sevgilisinin yanına koşmuş. Ağlamış, ağlamış, ağlamış... göz yaşları taşı eritememiş, ama demirden çiçeği canlandırmış. Gözyaşları ile beslenen çiçek büyümüş, serpilmiş, tüm şatonun etrafını çevrelemiş. Demircinin tamamlayamadığı çiti çiçeği tamamlamış. Bu güzel çiçeği görüp beğenenler alıp başka yerlere de ekmişler ve böylece tüm dünyaya yayılmış. Güzeller güzeli Rosa'nin (Gül) anısına her yerde onun adı ile anılır olmuş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8842186306270128950?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8842186306270128950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8842186306270128950&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8842186306270128950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8842186306270128950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/gl-masal.html' title='Gül Masalı..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-8408426933777132620</id><published>2007-07-26T07:13:00.000-07:00</published><updated>2007-07-26T07:24:28.295-07:00</updated><title type='text'>Her Kadının İçinde Büyümeyen Bir Küçük Kız Vardır.(hikaye)  not:sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim..</title><content type='html'>Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli&lt;br /&gt;dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli&lt;br /&gt;yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına &lt;br /&gt;dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok&lt;br /&gt;sıkkındı ve sinirliydi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alaycı bir ses tonuyla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır çikolata parası lazım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin&lt;br /&gt;hali de başka oluyor diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz,onu &lt;br /&gt;da bulamadıysak aç yatarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlayamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata&lt;br /&gt;götürmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona&lt;br /&gt;bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata&lt;br /&gt;götürdüm. Çikolatayı çok sever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla &lt;br /&gt;kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş&lt;br /&gt;sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa&lt;br /&gt;eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp &lt;br /&gt;götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa&lt;br /&gt;gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri&lt;br /&gt;gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cüzdanından başka bir şey çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben dilenci değilim. işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam &lt;br /&gt;yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş&lt;br /&gt;bulamadım. Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam çekingen çekingen oturdu yanına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını&lt;br /&gt;doyururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en&lt;br /&gt;fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi arttırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine &lt;br /&gt;bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık&lt;br /&gt;evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga &lt;br /&gt;ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız,&lt;br /&gt;işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. &lt;br /&gt;Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan&lt;br /&gt;daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey&lt;br /&gt;olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet&lt;br /&gt;ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç&lt;br /&gt;anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit &lt;br /&gt;yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi&lt;br /&gt;olduğun bildiğinde ancak mutlu olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne &lt;br /&gt;kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçük kızı severek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız &lt;br /&gt;vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını&lt;br /&gt;da o kadar mutlu edersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nasıl yani ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar&lt;br /&gt;hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya &lt;br /&gt;bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük&lt;br /&gt;kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar.&lt;br /&gt;Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haklısın. Benim dört yaşında bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam&lt;br /&gt;boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.&lt;br /&gt;Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye &lt;br /&gt;sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi&lt;br /&gt;olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki&lt;br /&gt;karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak&lt;br /&gt;ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap&lt;br /&gt;ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" &lt;br /&gt;dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hiç kavga etmezmisiniz siz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın&lt;br /&gt;tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için &lt;br /&gt;uğraşmak ayrı bir keyif verir bana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En ciddi yada en yaşlı kadının bile içinde o küçük kız mutlaka vardır. &lt;br /&gt;Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük&lt;br /&gt;kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep&lt;br /&gt;kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk&lt;br /&gt;kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak &lt;br /&gt;dokunuşları severler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.&lt;br /&gt;Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. &lt;br /&gt;Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu&lt;br /&gt;ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek&lt;br /&gt;için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu&lt;br /&gt;olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan&lt;br /&gt;ne kadar mutlu olabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar &lt;br /&gt;para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar&lt;br /&gt;hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu&lt;br /&gt;olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir&lt;br /&gt;anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım&lt;br /&gt;günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk&lt;br /&gt;sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler&lt;br /&gt;giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım&lt;br /&gt;bedenini ve mutlu ettim onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ayağa kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine &lt;br /&gt;küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin&lt;br /&gt;mutluluğuyla, binbir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de&lt;br /&gt;pastanenin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su&lt;br /&gt;içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp&lt;br /&gt;yıkadı, sonra eşinin önüne koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnci hiç konuşmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sorsana "niye" diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnci kızgın kızgın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Niye? Diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi &lt;br /&gt;gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi&lt;br /&gt;yumuşamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim &lt;br /&gt;hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim&lt;br /&gt;istediğim bir şeydi. "Bak senin sevdiğin meyveleri aldım. Ama şimdi&lt;br /&gt;kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Özür dilerim seni kırdığım için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Bülent yere diz çöktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice&lt;br /&gt;seven bu adamı senden mahrum etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara&lt;br /&gt;katlanabileceksin, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük&lt;br /&gt;kızı gördü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-8408426933777132620?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/8408426933777132620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=8408426933777132620&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8408426933777132620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/8408426933777132620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/her-kadinin-icindeki-buyumeyen-bir.html' title='Her Kadının İçinde Büyümeyen Bir Küçük Kız Vardır.(hikaye)  not:sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-6820227610287152663</id><published>2007-07-24T08:29:00.000-07:00</published><updated>2007-07-24T08:30:31.113-07:00</updated><title type='text'>Bir peygamber bir gece şöyle bir rüya gördü:</title><content type='html'>Rüyasında kendisine denildi ki; Sabahleyin çıkan ilk şeyi ye; ikinci şeyi sakla; üçüncü şeyi kabul et; dördüncü şeyi meyus etme ve beşinci şeyden de kaç, uzak dur”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olunca karşısına çıkan ilk şey yüksek bir dağ olunca önce biraz tereddüt ederek ne yapacağını şaşırdı. İçinden “Nasıl olur? Rabbim bunu yememi emretti” dedi. Fakat daha sonra “Allah bana yapamayacağım şeyi emretmez” diyerek yemek kasdıyla dağa doğru yürümeye başladı. Fakat dağa yaklaştığında küçüldüğünü , iyice yanına varınca da baldan tatlı bir lokma haline geldiğini görerek onu yiyiverdi ve arkasından da Allah’a hamdetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre yürüdükten sonra karşısına bir altın tas çıktı. “Bana bunu saklamam emredilmişti” diyerek altın tası yerde kazdığı yere gömdü. Fakat biraz ilerledikten sonra dönüp arkasına baktığında altın tasın yine meydana çıktığını gördü. Bunun üzerine geri dönüp onu yeniden gömdü. Aynı şeyi iki veya üç defa yapmak zorunda kaldığı halde biraz yürüdükten sonra geri dönüp bakınca altın tasın yine meydana çıktığını gördü. Fakat “ben Rabbimin emrini yerine getirdim” diyerek artık geri dönmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha yürüyünce bir kuşla karşılaştı. Kuşu bir doğan kovalıyor ve yakalamaya çalışıyordu. Bu yüzden kuş kendisine “ey Allah’ın peygamberi beni kurtar dedi”. O da kuşun dileğini kabul ederek onu yerine koyup sakladı. Fakat az sonra doğan karşısına dikilerek “ey Allah’ın peygamberi, karnım acıkmıştı, onun için sabahtan beri bu kuşu kovalıyordum ve az önce onu yakalamak üzereydim. Beni rızkımdan ümitsiz bırakma” dedi. Doğanın bu sözleri karşısında peygamber ne yapacağını şaşırdı. İçinden “karşılaştığım üçüncü şeyi kabul etmem emredilmişti, ettim. Karşılaşacağım dördüncü şeyi de hayal kırıklığına uğratmamam emredildi. Karşıma çıkan dördüncü şey bu doğan olduğuna göre şimdi ne yapayım?” diye içinden geçirdi. Bir süre düşündükten sonra bıçağı eline alıp kendi budundan bir parça keserek doğana doğru attı. Doğan da kendisine atılan eti kaparak uçup gitti. Arkasından yeninde sakladığı kuşu da salıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoluna bir süre daha devam edince karşısına beşinci olarak bir leş çıktı. Peygamber almış olduğu emir uyarınca bu leşten hızla uzaklaştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece olunca “ya Rabbi, bana emrettiklerini yaptım. Şimdi bana bunların mahiyetlerini açıkla” diye dua ederek uykuya daldı. Bunun üzerine rüyasında kedisine şöyle dendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İlk karşına çıkıp da yediğin şey: öfkedir. O işin başında dağ gibidir, fakat sabrederek baskı altına alınca baldan tatlı olur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci karşılaştığın şey, iyi ameldir. Onu ne kadar saklarsan sakla, yine açığa çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü karşılaştığın şeyin manası şudur: Sana emanet edilen şeye hıyanet etmemelisin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü olarak karşılaştığın şey: sana biri senden bir şey isteyince onun dileğini yerine getirmeye çalışman gerektiğini, bu yolda gerekirse muhtaç olduğun bir şeyi bile feda etmen icap ettiğini hatırlatmak içindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşinci olarak karşılaştığın şey, gıybettir. Başkaları hakkında gıybet edenlerden uzak dur.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-6820227610287152663?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/6820227610287152663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=6820227610287152663&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6820227610287152663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/6820227610287152663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/bir-peygamber-bir-gece-yle-bir-rya-grd.html' title='Bir peygamber bir gece şöyle bir rüya gördü:'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-444253740329675519</id><published>2007-07-22T10:50:00.000-07:00</published><updated>2007-07-22T10:51:01.655-07:00</updated><title type='text'>Mesneviden........</title><content type='html'>Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı. Ferahlatıcı kokular, gülsuları boşuna harcanmış, adam bir türlü kendine gelememişti. Ve baygınlığı daha çok artmıştı. Çaresiz kaldılar. Etrafa haber salarak akrabalarını arattılar. Hiç kimse adama sahip çıkmıyor, saatler geçtiği halde adam da bir türlü kendine gelemiyordu. Akşama doğru oradan geçen bir debbağ (derileri terbiye eden) adamı tanımışta. Kalabalığa seslendi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Sakın ona gülsuyu serpmeyin! Ben onun hastalığının ne olduğunu biliyorum. Siz ona hiç dokunmayın, ben biraz sonra geleceğim..." diyerek uzaklaştı. Bir vîraneye girdi. Avucuna bir parça gübre aldı. Attarlar sokağına gelerek, gizlice, gübreyi bayılan adamın burnuna tuttu. Hayret!.. Adam kendine gelmeye başladı. Biraz sonra da ayağa kalktı. Debbağla birlikte yürüyerek gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayılan adam da bir debbağdı. Yıllarca kokmuş deriler arasında pis kokulara alışmış, attarlar sokağında güzel kokulara dayanamayarak düşüp bayılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MESNEVİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Mayıs böceği daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır. Onun ilacı yine pis kokulu şeylerdir. Çünkü ona alışmıştır, onunla hall ü hamur olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasîhatçiler de, kasvetli kişiyi, kendisine bir kapı açılması, iyileşmesi ve şifa bulması için hikmetli güzel sözlerle, amberle, gülsuyu ile tedavî etmek isterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kime öğüdün güzel kokusu fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de nurdan, öğütten, iyilik ve güzellikten nasîbini al!.. Burnunu pisliğe sokma da, mayıs böceği olma! İNSAN OL, İNSAN!..." (Beyit: 278-281)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-444253740329675519?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/444253740329675519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=444253740329675519&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/444253740329675519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/444253740329675519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/mesneviden.html' title='Mesneviden........'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-4306972443450421461</id><published>2007-07-17T14:37:00.000-07:00</published><updated>2007-07-23T05:17:55.432-07:00</updated><title type='text'>Kıssadan  Hisse..</title><content type='html'>"Kim Allâh'tan korkarsa, Allâh ona bir çikis yolu ihsân eder ve ona beklemedigi yerden rizik verir. Kim Allâh'a güvenirse O, ona yeter. Süphesiz Allâh emrini yerine getirendir. Allâh her sey için ölçü koymustur." (Talak, 2-3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma hanim, sirtina ekin destesini aldi ve düsünceyle ilerlemeye basladi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden kayinvâlidesinin sesiyle kendine geldi:&lt;br /&gt;"-Kiz Fatma çabuk buraya gel. Sari inek doguruyor, yardim et!.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can havliyle sirtindaki destesini indirdi ve ahira kostu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Yâ Rabbi... Hayvan da olsa, ne kadar aci çekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma hanim, kayinvâlidesiyle birlikte hayvanin dogum yapmasina yardim ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayinvâlidesi:&lt;br /&gt;"-Bir hayli zor olacak galiba!.." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Evet zora benziyor. Dana toplu herhâlde." diye mirildandi Fatma hanim da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma, hayvan aci çekmesin diye sifâ âyetlerini, ardindan bildigi bütün sûreleri okumaya basladi. &lt;br /&gt;Kayinvâlidesi:&lt;br /&gt;"-Deli kiz, inege de okunur mu?" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma ise:&lt;br /&gt;"-Ana bak, çok aci çekiyor, yüregim dayanmiyor." diye cevap verdi, gözyaslariyla... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir saat zorlu bir çabanin ardindan, sari kizin bir tosunu oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sari kiz hemen sefkatle onu yalayip kokladi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma'nin bütün merhameti, sanki gözlerinden yaslarla ilik ilik akiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayinvâlidesi:&lt;br /&gt;"-Bak, inegin bile yavrusu oldu. Dört senedir bu kapidasin, bir torun veremedin kucagimiza!" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma ise:&lt;br /&gt;"-Allâh hayirli evlat versin, ana." dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayinvâlidesi ise:&lt;br /&gt;"-Hayirli, hayirsiz!.. Bir evlâdin olsun. Bizi ele güne dil ettin ya!.." dedi öfkeyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma, ikindi namazindan sonra duâ için secdeye vardi ve:&lt;br /&gt;"Rabbim dört yildir senden hayirli evlâd istiyorum. Olmuyor Rabbim! Hep hayirli istiyorum, ben âciz hâlimle nasil hayirsiz bir evlâtla bas edebilirim. Ben kendimi islâh edemezken onu nasil islâh edeyim." diye gözyaslariyla yikanan, salavâtlarla taçlanan duâsini bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört kez hâmile kalmis, ama hepsini kaybetmisti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve israrla "hayirli evlat ver" diye duâ etti, etti. Birkaç ay sonra rüyasinda bir ses:&lt;br /&gt;"-Kizim, hayirli bir kiz evlâdin olacak, adini Hediye koy." dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, yine hep "hayirlisini" istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihâyet Allâh'in lutf u keremiyle yavrucuguna kavustu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ismini, Ayse Hediye koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalniz Ayse durmadan hasta oluyor, her gece doktora götürüyorlardi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma hanim, geceleri nefes aliyor mu diye sürekli onu dinliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku nedir bilmez oldu. Bir gece yine doktora götürdüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor:&lt;br /&gt;"-Kizim, sen bu çocuga köyün zor imkânlarinda bakamazsin, bünyesi çok zayif ve hassas, ölür! Benim de yillardir çocugum olmuyor onu bana ver!" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma'yi bu teklif iyice bunaltti ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Aslâ!" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve çocuguyla birlikte eve döndüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece, iki rekat hâcet namazi kildiktan sonra Rabbine yalvardi, duâ etti:&lt;br /&gt;"-Rabbim, bu evlât hayirli olacaksa onu bana nasip edip sevindir. Bende büyüsün, bir yetimle evlendirip onu sevindireyim." diye duâ etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seccâdesini toplarken:&lt;br /&gt;"-Veren de O, alan da O, bize sadece duâ düser." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayse, günden güne iyi oluyordu ve gün geçtikçe büyüdü, sirin bir kiz oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, Fatma hanima ardi ardina dört evlat daha ihsân etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, hep:&lt;br /&gt;"-Hayirli olursa nasip et, hayirsizsa ben nasil onu islâh ederim, ben kendimi bile islâh edememisken!.." diye duâ etmeye devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayse, ilkokulu bitirince Kur'ân Kursuna verdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada çok basariliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyle, ahlâkiyla, çaliskanligiyla kendini sevdirmisti hocalarina. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocalari hâfizliga baslatmak için israr ediyorlardi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hifzi çok kuvvetliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayse ise "Ya onun hakkini veremezsem, Rabbimin huzûruna nasil çikarim" diye iç hesaplari yapiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve nasiptir, bu düsünce sebebiyle hifzina baslamadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yasindaydi, güzelligi ve edebi onu akranlarindan ayiriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasi küçüktü, ama çok tâlibi vardi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir genç talip oldu, âilesi oldukça varlikliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diger taraftan da fakir, anasiz babasiz bir genç tâlipti:&lt;br /&gt;"-Ögretmenlik imtihanlarina girdim. Kazanirsam elimde tek hünerim o... Baskaca verecek hiçbir seyim yok." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iki taraf için de zaman istediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma hanim, kizina:&lt;br /&gt;"-Ben çok yokluk gördüm, sen görme kizim. Fakir olan çocuk, kendine baskasini bulsun. Seni böyle göz göre göre yokluga atamam." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, zengin gencin âilesine haber verilecekti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatma hanim, o gece rüyâsinda Kâbe'nin duvarlarini siviyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakir genç de sirtinda harç tasiyip, ona yardim ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece Kâbe'yi sivayip bitirdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan bir ses duydu:&lt;br /&gt;"-Bir yetimi sevindirmek Kâbe'yi insâ etmek gibidir. Kizim verdigin sözü unutma, yetimi sevindir. Allâh onu mübârek kilsin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sesi tanimisti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yil önce yine rüyâda kendine çocugunun olacagini müjdeleyen sesti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandi ve rüyâsini kizina anlatti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayse ise:&lt;br /&gt;"-Annecigim sen her zaman en hayirlisini istersin, Rabbimden. Bu apaçik bir rüya!.. Rabbim gönül evlerimizi lutfuyla zengin kilsin." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'ân sadâlari içinde dügün yapildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Her seyin en sâdesi seçilmisti evi için... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir takisi yoktu Ayse'nin, ama gönlü îmân dolu bir hazineye sahip oldugu için Allâh'a duâ ediyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalim biz insanoglu çok âciziz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyin hayir, neyin ser oldugunu bilemiyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âyet-i kerimede buyuruldugu üzere, bazen: "Hayir ister gibi israrla serri istiyoruz." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için Rabbimizden, her zaman her seyin en hayirlisini isteyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun egenlerden kil, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çikar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et. Zîrâ, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Sen'sin." (Bakara, 128)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-4306972443450421461?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/4306972443450421461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=4306972443450421461&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4306972443450421461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/4306972443450421461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/kim-allhtan-korkarsa-allh-ona-bir-ikis.html' title='Kıssadan  Hisse..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-988160470200648903.post-2449515178295630550</id><published>2007-07-17T01:30:00.000-07:00</published><updated>2007-07-23T05:18:40.260-07:00</updated><title type='text'>Karen'de Parlayan Pırlanta..</title><content type='html'>Efendimiz'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bilinen iki hırkası vardır. Bunlardan biri Kaside-i Bürde'nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr'e verilir ki, Topkapı Sarayı'nı ziynetlendirir. Diğeri de Kareli Üveys'e gönderilir. Hasılı bu iki kutlu miras da İstanbulumuz'a nasip olur. Belki de ona bu yüzden İslambol derler... Kimbilir? Peki siz Karen adında bir yer duydunuz mu? Yalanı yok ya, ben duymamıştım. Ta ki Veysel Karani hakkında bir şeyler okuyana kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karen, Yemen taraflarında adı bilinmedik bir beldedir. Etrafı kum dağları ile çevrilidir, kuraktır, çoraktır. Ortalıkta birkaç kuyu vardır, üç beş ağaç. Sonra hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler... Sadece develerin ve bedevilerin yaşayabildiği bu kavurucu coğrafyanın sakinleri kervan ağırlamakla geçinirler. Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını ise Üveys isimli bir çobana emanet ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üveys garip biridir. Dünyadadır, ama ne dünyalığı vardır, ne de dünyalık gibi bir kaygısı. Güttüğü develer için ücret istemez. Verenden alır, vermeyene sormaz bile. Adı üzerine çobandır işte, fakirdir. Ama iş cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama hayırda daima başı çeker. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üveys, bizim bildiğimiz ismi ile Veysel Karani Hazretleri mütevazı yaşar. Ama halinden memnundur. Sessiz, dostları arasında yalansız, dolansız bir hayat sürer. Issız vadilerde, kaya kovuklarında ibadet eder. İnsanlar ona hep divane gözüyle bakarlar, ama aldıran kim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANASININ KÖLESİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübareğin çok yaşlı bir annesi vardır. Hem kör, hem de kötürümdür. Veysel Karani onun eli ayağı, gözü kulağıdır. Yedirir, içirir, yıkar, paklar. Kadıncağıza bebek gibi bakar. Ne derse, ama ne derse yapar. En olmayacak arzularını bile ikiletmez. Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine. Tabiri caizse, anasına kölelik eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez. Hoş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır ya. O, gün boyu zikreder, af diler. Ümmet-i Muhammede dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani'nin tek arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server'i görebilmek. Efendimizi düşündükçe burnunun direği sızlar, yüreği bir hoş olur. Yumruk iriliğinde bir şeyler gelir, oturur boğazına. Hani o, anlaşılamayan ve anlatılamayan şeyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur, dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar. Onu bir kez, ama bir kez görebilse, bir solukluk olsun sohbetinde bulunabilse ve adına sahabe denilen kutlu kadroya katılabilse... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp boynunu büker. Mahzun bir üslupla 'İstiyorsan git!' der, 'Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?' Doğrusu onu bırakabileceği kimse yoktur. Bu yaşlı kadına incitmeden kim bakabilir ki? Onun nazını kim çeker sonra? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASRETİNİ YÜREĞİNE GÖMER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üveys hasretini yüreğine gömer. Bir daha bu konuda tek kelime etmez. Ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır. Aşkını kayalara, kumlara, anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selâmlar yollar Haremeyn'e. Ve ufuklar perde perde açılır, dağlar çekilir aradan. Artık o günboyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Hayvanlar mı? İnanın muma döner. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Üveys, Allah Resulünün muhteşem sohbetine (madde planında) erişemez, ama mânâ aleminde çok şeye kavuşur. Efendimizle aralarında imrenilecek bir dostluk başlar. Hoş onlar için mesafelerin ne önemi vardır. Öyle ya alan uygun, veren olgun olduktan sonra 'feyz' nehir olur akar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serveri Kainat zaman zaman mübarek yüzlerini Karen taraflarına döndürür ve 'Yemen cihetinden rahmet rüzgarları esiyor' buyururlar, 'İhsan ve iyilikte Tabiinin en iyisi Üveys-i Karni'dir!' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜJDELER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Efendimiz buyururlar ki: 'Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir.' (ki bu iki kabile sürülerinin çokluğu ile tanınırlar) &lt;br /&gt;Eshab-ı kiram sorar: &lt;br /&gt;- Ya Resullallah kimdir bu nasipli? &lt;br /&gt;- Allahın kullarından biri. &lt;br /&gt;- Peki adı nedir? &lt;br /&gt;- Üveys! &lt;br /&gt;- Ya memleketi? &lt;br /&gt;- Karen! &lt;br /&gt;- O sizi gördü mü? &lt;br /&gt;Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser, 'Baş gözü ile hayır!' derler. Sahabeden 'Hayret!' diyenler olur, 'Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?' Efendimiz izah eder: - Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar'. &lt;br /&gt;Hazret-i Ebubekir sorar: &lt;br /&gt;- Ya Resulallah biz onu görür müyüz? &lt;br /&gt;Efendimiz mübarek kafalarını 'ne yazık ki hayır' manasında sallar, 'Sen göremezsin' buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali'ye dönüp müjdeyi verirler: 'Onu, siz göreceksiniz!' Sonra bir bir vasıflarını tarif ederler ki, bu işaretlerden biri avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Aşık için zaman geçmez' derler, ama aradan yıllar geçer. Hani o dakikaları asırlaşan yıllar... Efendimiz hayatlarının son soluklarını aldıkları demlerde mübarek hırkalarını çıkarır ve 'Bunu Üveys-i Karni'ye verin!' buyururlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resullullah'ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) dar-ı bekaya göçmelerinin ardından Hazreti Ömer ve Hazreti Ali yollara düşer, Veysel Karani'nin izini bulurlar. Ahali böylesine şerefli iki kimsenin böylesine köhne bir yeri ziyaretine mânâ veremez. Hele 'Üveys'i arıyoruz!' cümlesine çok şaşırırlar. 'O divanenin tekidir' derler, 'İnsanlardan kaçar. Kimseyle konuşmaz, kimseye karışmaz. Ağladıklarımıza güler, güldüklerimize ağlar. Neşe nedir bilmez. Aradığınız sakın başka biri olmasın!' &lt;br /&gt;Hazret-i Ömer dikkatle dinler, 'Bilakis!' der, 'Aradığımız o olmalı!' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karenliler iki şanlı sahabenin önüne düşer, onları Arne Vadisi'ne getirirler. Veysel Karani'yi namaz kılarken görürler. Develer akıllı uslu dolanmakta, çobanlarını üzecek hareketlerden sakınmaktadırlar. Namazı biten Üveys misafirlerine döner. 'Hoşgeldiniz!' der. Hazret-i Ömer önce müsafaha eder, sonra gülümseyerek sorar 'Kimsin sen?' &lt;br /&gt;- Abdullah! (Allah'ın kulu) &lt;br /&gt;- Evet hepimiz Abdullah'ız, ama seni ne diye tanırlar? &lt;br /&gt;- Üveys derler. &lt;br /&gt;- Sağ elini açar mısın? &lt;br /&gt;Açar. Efendimiz'in belirttiği işaret ayan beyan ortadadır. Büyük sahabe 'Ben Hattapoğlu Ömer'im' der, 'Arkadaşım Ali bin Ebu Talip!' &lt;br /&gt;Vadiyi kısa ama mânâlı bir sessizlik kaplar. Sükutu yine Hazreti Ömer bozar: - Efendimiz sana selâm ettiler ve mübarek hırkalarını gönderip buyurdular ki 'Alıp giysin, ümmetime dua etsin!' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN GÜNAHKARIN BİRİYİM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Karani ağlamaklıdır. Şaşkınlıktan titreyen bir sesle 'Ya Ömer' der, 'Ben aciz ve günahkar bir kulum. Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?' &lt;br /&gt;Hazret-i Ömer 'Hayır sensin!' buyurur. 'Zira Efendimiz çizgi çizgi eşkalini verdi ve sen tamı tamına uyuyorsun buna.' &lt;br /&gt;O büyük mücahide, o koca Ömer'e itiraz ne mümkün. Hele müjdenin böylesini getiriyorsa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üveys-i Karani mübârek hırkayı hasretle koklar, (ki ziyaret edenler iyi bilirler, Efendimizin gül teniyle ıtırlanan Hırka-i Şerif aradan geçen asırlara rağmen tarif edilemeyecek kadar güzel kokar) sonra yüzüne gözüne sürerek bir kuytuya çekilir. Mübarek alnını toprağa koyar ve ağlayarak yalvarır. 'Ya Rabbi !' der 'Bu ne nimettir. Yüzü suyu hurmetine kâinatı yarattığın Server benim gibi bir acizi hatırlıyor ve mübarek hırkalarını Ömer ve Ali gibi iki güzide sultanla bu günahkâra yolluyor. Senden bir tek dileğim var: Ümmet-i Muhammedi affeyle. N'olur. Bu hırkanın hakkı için!' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaibden bir ses gelir. 'Şu kadarını sana bağışladım. Haydi giy hırkayı!' &lt;br /&gt;- Hepsini ya Rabbi! Hepsini. &lt;br /&gt;- Şunları, şunları, şunları da bağışladım. &lt;br /&gt;- Diğerlerinin hali n'olacak Ya Rabbi? N'olur, hırkanın ve hırkanın sahibinin hatırına... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIŞŞT BAKSANA GİDİYORLAR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada Karenlinin biri gelir ve o muhteşem huzuru bozar. 'Misafirlerin dönmeye niyetliler' diye ikaz eder güya, 'Onlara diyeceğin bir şey yok mu?' &lt;br /&gt;Veysel Karani 'Ahh!' der, 'Ahh bu hali bozmayacaktın işte. İnanın az kalmıştı. Bütün ümmeti Muhammed affedilmedikçe giymeyecektim hırkayı.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan günler geçer. Karenliler şaşkın, hatta pişmandırlar. Öyle ya, elinin altında Üveys gibi bir cevher olsun da, sen onun kıymetini bilme. Ama bu kez mübareği hurmet ve ilgiyle bunaltırlar. Huzurunda el pençe divan durur, ısrarla nasihat isterler. Hele bazıları aşikare keramet bekler. Veysel Karani gibi mütevazı biri, ilginin böylesinden sıkılır. İşte tam o günlerde biricik annesi vefat eder ve onu Karen'e bağlayan hiçbir şey kalmaz. İşte şimdi yollara düşebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübâreğin ilk hedefi elbette Haremeyndir. Önce hacceder, sonra Medine'ye gider. Ancak o münevver şehrin hüzünlü yüzünü görür ve Resullulah'ın yaşamadığı Peygamber beldesinde duramaz. Çeker çarığını, yürür uzaklara. Bir ara Basra'da eyleşir, bir ara Kufe'ye yerleşir. Yine eskisi gibi deve güder. Aç kalır, açıkta kalır. Horlanır, aşağılanır. Garip bu ya milletin gücü hep ona yeter. Hatta ufacık veledler bile sataşır, taş yağdırırlar. Büyük veli, çığlık çığlığa saldıran afacanlara gülümser 'N'olur ayaklarımı kanatacak kadar büyükleri atmayın' der, 'Abdestim bozulmasın e mi?' Zira o güne kadar bir kez olsun abdestsiz basmamıştır zemine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MELEKLERİN İBADETİ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Karani Hazretleri bazen sehere kadar secdede, bazen sabahlara kadar rükûda kalır. 'Bırakın üç kere Sûbhane rabbiyel âla demeyi, ben bir keresini bile beceremiyorum' diye yakınır. Eh onun özlediği ibadet meleklerinkinden farksız olmalıdır. 'Namazda huşu öyle olmalıdır ki' der: 'Bağrına bıçak sokulsa duyulmaya.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri sorar: 'Nasılsın?' Cevap manidardır: 'Akşama çıkacağını bilmeyen biri nasıl olursa!' Sevenleri ısrarla nasihat isterler. O gülümser: &lt;br /&gt;- Allahü teâlâyı bilir misiniz? &lt;br /&gt;- Evet biliriz. &lt;br /&gt;- Öyleyse başka şeyleri bilmeseniz de olur. &lt;br /&gt;- Aman efendim bir nasihat daha. &lt;br /&gt;- Allahü teâlâ sizi bilir mi? &lt;br /&gt;- Elbette bilir. &lt;br /&gt;- Öyleyse başkaları bilmese de olur. &lt;br /&gt;Mübarek, Allahü teâlâdan çok korkar ve buyururlar ki: İnanın Allahü teâlâ'yı tanıyana gizli kalmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Karani hazretleri hayatını kendi ifadesiyle şöyle hülâsa eder. 'Yüksekliği tevazuda buldum, liderliği nasihatte... Nesebi takvada buldum, şerefi kanaatte... Rahatlığı zühdde buldum, zenginliği tevekkülde.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde ne takva, ne zühd, ne de tevvekkül. Eh bir şey bulamıyoruz tabii. Allahü teâlâ o büyüklerin yüzü suyu hürmetine sonumuzu hayreyliye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Karani Hazretlerinin kutlu hırkası elden ele geçer ve Van civarında hüküm süren İrisan Beyleri'ne gelir. Hicri 1028 yılında 2. Osman Han'a hediye edilen nurlu emanet İstanbul'da heyecanla karşılanır. Asitane halkı ona 'Hırka-ı Şerif' der, ramazanlarda ziyaret ederler. Buğulu gözlerle ilmeklerine dalar, Efendimizi hatırlarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman büyük izdihamlar yaşanır. Hırkanın saklandığı ve sergilendiği küçük bina kalabalığı kaldırmaz olur. Abdülmecid Han bu mübarek hırkanın şerefine, Fatih'te koca bir mahalleyi istimlak eder ve biblo güzelliğinde bir cami yaptırır. Bu uğurda şahsi servetini fedadan çekinmez. Belki de şu ferah mabedi böylesine sevimli kılan, temelindeki ihlâstır, kimbilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASIRLIK GELENEK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve asırlık gelenek yaşar. Hırka-i şerif, gözü yaşlı aşıkların ziyaretgahı olur. Medine'ye, Mescid-i Nebi'ye ulaşamayanlar hasretlerini burada dindirmeye çalışırlar. Cami çalışanları şirin mescidi güllerle bezerler, ki tasavvufta gül O'na işarettir. Efendimiz'e! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele Ramazan günleri civar coğrafya Hırka-i Şerif'e akar. Müminler kar demez, kış demez ziyarete koşarlar. Anadolu'nun dört bir yanından gelen aşıklar yaşlı gözlerle yüce Serverin kutlu mirasına bakarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahü teâlâ bizleri yalan dünyayı Veysel Karani gibi görenlerden ve Resulü Ekrem'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) şefaatine erenlerden eylesin! AMİN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/988160470200648903-2449515178295630550?l=mercek06.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mercek06.blogspot.com/feeds/2449515178295630550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=988160470200648903&amp;postID=2449515178295630550&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2449515178295630550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/988160470200648903/posts/default/2449515178295630550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mercek06.blogspot.com/2007/07/karende-parlayan-prlanta.html' title='Karen&apos;de Parlayan Pırlanta..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
